Pazartesi , 11 Aralık 2017
Anasayfa » KÜLTÜR » 2 Ulu Camii & 2 Peygamber

2 Ulu Camii & 2 Peygamber

Bu yazı 2008’de gerçekleştirdiğim Suriye gezimin hemen sonrasında yazılmış ancak hemen yayınlanmayarak bir şekilde bekletilmişti. O zamanlar Suriye’de yüz binlerce kişinin hayatını kaybetmesine ya da yaralanmasına sebebiyet veren iç savaş yaşanmıyordu. Yazdıklarım okunurken bu durumun göz önünde tutulmasını rica eder, güzellikler diyarı Suriye’de akan kanın tez elden durmasını dilerim.

Yazı ve Fotoğraflar: Önder Kaya

Suriye, tarihi ve turistik dokusuyla ziyaretçilerini hemen etkisi altına alan bir ülke. Selçuklu, Osmanlı, Eyyubi ve Memluk tarihinin yanı sıra evrensel dünya kültürü açısından da dikkat çeken ziyaret yerlerine sahip. Suriye’nin en önemli iki kenti konumundaki Halep ve Şam ilginçtir ki aynı adı taşıyan iki ulu camiyi barındırıyor. Ümeyye ismini taşıyan bu camilerden Halep’teki Hz. Zekeriya’nın, Şam’daki ise onun oğlu olan Hz. Yahya’nın mezarlarının bulunduğuna inanılan yerler. Belki de bundan dolayı her iki caminin de avlusuna ayakkabılarınızı çıkararak giriyorsunuz. Şimdi bu iki önemli yapıya ve bu yapıyla özdeşleşen iki peygamberin yaşamlarına bir göz atalım.

Hz. Zekeriya Peygamber

Hz. Zekeriya kutsal kitaplarda Hz. Davud ve Süleyman’ın soyundan gelen salih bir kimse olarak nitelenir. Yaşadığı süre içinde de İsrailoğullarının en önemli bilginlerinden biri olmuştur. Önceleri geçinmek için marangozluk yaparken, sonraları Kudüs’teki Beytü’l Makdis’te hizmet görmeye başlar. Kutsal kitaplarda Zekeriya peygamber ve eşinin tıpkı Hz. İbrahim gibi çok uzun süre çocuğunun olmadığı kayıtlıdır. Bu arada karısının kız kardeşi ya da başka bir deyişle baldızının da çocuğu olmamaktaydı. “Hunne” adındaki baldızı eğer bir çocuk sahibi olursa onu Beytü’l Makdis’in hizmetine vakfedeceğine dair yemin eder. Bunun neticesinde Hz. Meryem doğar ve Hunne de yeminini yerine getirerek çocuğu Beytü’l Makdis’in hizmetine verir. O sıralar burada görevli olan Hz. Zekeriya, henüz çok küçük olan Meryem’i kendi evinde yetiştirmiş ve belli bir yaşa gelince de Beytü’l Makdis’te bir odaya yerleştirmişti. Hz. Meryem burada sürekli dua ile meşgul olurken, Hz. Zekeriya’ da Allah’tan soyunun devamını temin edecek bir erkek çocuk dilemektedir. Bunun neticesinde ilerlemiş yaşlarına karşın eşiyle birlikte kendisine “Yahya” adında bir erkek çocuk müjdelenir.

Bir süre sonra da Zekeriya peygamber yeğeninin odasına her girişinde bir takım harikuladelikler görmeye başlar. Odada yaz mevsiminde kış, kış mevsiminde ise yaz meyvelerine tesadüf eder. Hz. Meryem’in odası sürekli kilitli olduğundan ve yiyecek-içecek temini amacıyla da Hz. Zekeriya’dan başka kimse odaya girmediğinden bu durum ihtiyar peygamberi şaşırtacaktır. Kutsal kitaplarda, sonraları Allah’ın bir mucizesi olarak Cebrail’in, Hz. Meryem’e bir nefes üflemek suretiyle hamile kalmasını sağladığı kayıtlıdır. Zekeriya peygamberin kendisi de, çok yaşlı bir halde çocuk sahibi olmuştur. Hz. Yahya’nın doğumundan yaklaşık 6 ay sonra, babasız olarak mucizevi biçimde Hz. İsa doğar. Onun doğumu İbraniler arasında bir takım dedikodulara sebebiyet verecek ve bunun sonrasında Zekeriya peygamber yeğeni ile zina yapmakla itham edilecektir. Hz. Zekeriya’nın peşine düşen İbraniler onun bir ağaç kovuğuna saklandığını görünce, ağacı ortadan ikiye keserek şehit olmasına neden olacaklardır. Kıssa böyle, ancak olaylar Kudüs’te yaşanıyor ve Hz. Zekeriya’nın mezarının nasıl olup da Halep’e geldiği sorusu bir muamma olarak kalıyor. Muhtemelen burası bir makam mezar. Aslında mezarın burada olduğuna dair inanış, Hıristiyan Bizans döneminden kalma da olabilir. Zira bugün Halep Ulu Camii’nin bulunduğu mekanın üzerinde eski dönemlerde bir Bizans katedralinin var olduğu biliniyor. 8. yüzyılda bu katedralin yerine bugünkü Ulu Camii inşa olunmuş. Caminin inşasına aynı zamanda Şam’daki Ulu Camii’yi de yaptıran Emevi Halifesi Velid zamanında başlanmışsa da cami, onun kardeşi Halife Süleyman zamanında bitirilmiştir.

İhtimaldir ki daha katedral döneminde, burada Hz. Zekeriya’nın türbesi olduğuna inanılıyordu. Esasen bu tümüyle ihtimal dışı da gözükmüyor. Nitekim Hz. Yusuf’un mezarının Nablus’tan alınarak başka bir yere nakledildiği, bazı havari ve aziz röliklerinin yani kutsal kalıntılarının da (eşya veya kemik) bulundukları yerlerden başka yerlere götürüldüğü biliniyor. Söz gelimi, İncil yazarlarından Aziz Markos’un kemikleri İskenderiye’den, Venedik’e kaçırılmış ve adına San Marko Katedrali inşa olunmuştur. Bugün de Venedik’in en önemli meydanı, bu azizin adını taşır.

Cami, sonraki dönemlerde de Müslüman idarecilerin ilgi noktası olmaya devam etmiş. Nitekim 1169’da yıkılan ve ana hatlarından geriye bir şey kalmayan cami, Nureddin Mahmud Zengi tarafından yeniden inşa olunur. Bugün de, halkın “Seyyida Zekeriya” dediği Zekeriya peygamber vesilesiyle ziyaretçilerin akınına uğruyor. Caminin avlusuna ayakkabılarınızı çıkararak giriyorsunuz. Avlusunda taşların üzerinde namaza duranlara rastlamak mümkün. Yerler sık sık yıkanıyor. Caminin içi de avlusu gibi tertemiz. Her sabah yarım düzine kadar görevli tarafından etraflıca temizleniyor ve içeriye güzel kokular sıkılıyor. Avluya konup, sonrasında mavi gökyüzüne yükselen güvercinleri fotoğraflamak da ayrı bir keyif. Yeri gelmişken bu muhteşem yapıdan çıkmadan önce cami giriş kapısının tam karşısında kalan revağın altında sürekli Kur’an okuyan kör hafızları da görmek gerek. Sayıları yaklaşık bir düzineyi bulan bu kör hafızların sabah kahvaltıları ve öğlen yemekleri de kendilerine görevlilerce dağıtılıyor. Anlatıldığına göre Mısır seferi dönüşünde Yavuz Sultan Selim burada okunan bir hutbede kendini “Hâdim-i Haremeyn-i şerif” yani “Kutsal toprakların hizmetkârı” olarak nitelendirmişti. Kendisinden önce Kutsal toprakları idare eden Memluk hükümdarları ise “Hâkimü’l Haremeyn-i Şerif” yani “Kutsal toprakların efendisi” unvanını kullanıyorlardı. Yavuz’un bu toprakların gerçek hakiminin Hz. Peygamber olmasından dolayı “hizmetkar” lakabını benimsediği söylenir.

Hz. Yahya Peygamber

Şimdi Halep’in yaklaşık 350 km. güneyine Şam şehrine inerek buradaki bir başka ulu camiye, Zekeriya peygamberin oğlu Hz. Yahya’nın kesik başının gömülü olduğuna inanılan Şam Ümeyye Camii’ne geçelim. Yukarıda da anlatıldığı üzere Hz. Meryem ile teyze çocukları olan Yahya peygamber küçük yaşta babasını kaybetmiştir. Kaynaklar onun da tıpkı Hz. Meryem gibi ailesi tarafından Allah’a adandığını zikreder. Bu nedenle de 8 yaşından 15 yaşına kadar Beytü’l Makdis’te hizmet etmiş, sonrasında ise inziva hayatını tercih etmiştir. Ürdün nehri kıyılarında münzevi bir hayat yaşayan Hz. Yahya, post ya da deve tüyünden elbiseler giyip acı bal ve çekirge yiyerek nefsini körletme üzerine dayalı son derece zor bir yaşam benimsemek suretiyle kendini ibadete vermiştir. Bu sırada kendisini bazı kişilerin ziyaret ettikleri, onlara çeşitli nasihatler verdiği ve Yahudilikte önemli bir yeri olan “mikve” geleneği çerçevesinde Ürdün nehrinde bu insanları suya daldırıp çıkarmak suretiyle vaftiz ettiği bilinir. Yahudi toplumunda kadınların adet dönemlerinden sonra, erkeklerin de bazı özel dini günler öncesinde içi dolu ve havuz şeklindeki yapının içine girerek bir çeşit gusül olan mikveyi yerine getirmesi esastır. Gerek münzevi yaşamı ve gerekse de mikveye verdiği önem Hz. Yahya’yı bölgedeki İbrani halk arasında son derece önemli bir konuma getirmiştir. İbrani halk onu İlyas peygamberle özdeşleştiriyor, bazıları ise beklenen Mesih olarak görüyordu. Ancak Hz. Yahya’nın bunların her ikisini de reddettiği ve “ben de sizin gibi Mesih’i bekleyenlerdenim, sadece o gelmeden önce size son bir uyarıcıyım” dediği naklolunur.

Bu dönemde Hz. İsa da kendisine inananlar ile birlikte onun yanına gitmiş ve bizzat Hz. Yahya’nın eliyle Şeria nehrinde vaftiz edilmiştir. Bu seremoni, ilerleyen yıllarda Hıristiyanlığın en bariz vasıflarından olacaktır. Hz. Yahya’nın bunun dışında zaman zaman yerleşim yerlerine de giderek burada son derece ateşli vaazlar verdiği, idareyi eleştirdiği de biliniyor. Gerek bu durum ve gerekse de bölgeye egemen olan Roma’nın pagan inancına yönelik eleştirileri, bir süre sonra tutuklanarak zindana konulmasına neden olacaktır.

Bu dönemde bölgenin idarecisi olan Antipas, kardeşinin karısı olan Hirodes’le evlenmeye karar verir. Ancak bu evlilik Yahudi şeriatına göre yasaktır. Hz. Yahya da gerek serbest olduğu dönemde gerekse de hapis günlerinde bu davranışı şiddetle eleştirir. Buna rağmen evlilik gerçekleşir. Hirodes açıktan açığa Yahya peygambere kin duymaya başlar. Bazı kaynaklar Hz. Yahya’nın bu sırada zaman zaman Antipas ile bir araya gelerek konuşmaları ile onu etkilediğini yazar. Öte yandan Antipas’ın, eşi Hirodes’in üvey kızı olan Salome’ye de ilgi duyduğu söylenir. İşte Hirodes, kocasının bu zaafını kullanarak bir şenlikte kızı Salome’yi üvey babasının önünde ihtiraslı bir dans yapmaya ikna eder. Dans, Antipas’ı fazlasıyla memnun edecek ve genç kıza konukların huzurunda ne dilediği sorulacaktır. Salome’de annesinden aldığı telkin çerçevesinde zindanda bulunan Hz. Yahya’nın bir tabak içinde kesik başının kendisine takdimini isteyecektir. Antipas, bir halk hareketinden çekindiği için önce tereddüt gösterecek ancak sonrasında şahitler huzurunda vermiş olduğu sözün tesiri ile isteği yerine getirecektir.

Bilindiği kadarıyla Hz. Yahya’nın takipçileri cesedi kaçırmayı başarmış ve infazın gerçekleştiği bölgeye yakın bir yere gömmüşlerdir. Ancak kesik başın akıbeti meçhuldür. Dolayısıyla tıpkı Zekeriya peygamberin mezarı gibi Hz. Yahya’nın başının da olayın geçtiği bölgeye kilometrelerce uzakta bulunan Şam’a nasıl geldiği de bilinmemektedir. Ancak başın burada gömülü olduğu inancının çok eski zamanlardan beri var olduğu kesin. Zira bugünkü Ümeyye Camii’nin bulunduğu yerde MÖ. I. yüzyılda inşa edilen bir pagan tapınağı olduğu, bu tapınağın üzerine yine Romalıların Jüpiter Tapınağını inşa ettiği ve Roma’nın Hıristiyanlığı kabul ettiği yıllarda İmparator Teodosius zamanında (379-395) bu Jüpiter Tapınağı harabelerinin üzerine büyük bir kilise inşa olunduğu biliniyor. Caminin tam ortasında da bugün Hz. Yahya’ya atfedilen bir türbe var. Suriye’de Zekeriya peygamber ve Yahya peygamber dışında Humus’ta Halid b. Velid’in türbesi de yine cami içinde. Hz. Yahya’nın türbesi önünde de Türkiye’dekine benzer manzaralar görüyoruz, türbe demirlerini elleriyle sıvazlayıp öpenler ya da türbenin aralıklarından içeriye suri ya da geldikleri ülkenin parasından yollayanlar var.

Hz. Yahya türbesinin hemen önünde ziyaretçilerin fotoğraf çektirdiği küçük bir kuyu ile karşılaşırsınız. İnanışa göre burası da Hz. Yahya’nın vaftiz kuyusudur. Ancak Hz. Yahya’nın kesik başının buraya geliş hikayesi gibi kuyunun hikayesi de biraz sisli. Halep’teki Zekeriya peygamberin gömülü olduğu cami misali burada da avluya ayakkabılarınızı çıkararak giriyorsunuz. Güvercinler buranın da demirbaşı. Üstüne üstlük cami avlusunda Hz. Hüseyin’in kesik başına atfedilen makamını, Hz. İsa’nın kıyamete yakın bir dönemde üzerine ineceğine inanılan “İsa minaresi”ni, Emeviler zamanında hazine odası olarak da kullanılan “Beytü’l Hazne” adlı yapıyı, caminin hemen çıkışında “Selahaddin Eyyubi türbesi”ni ve tabii ki Şam’ın en önemli alışveriş merkezi olan “Hamidiye Çarşısı”nı da görebilirsiniz.

Velhasıl Suriye’de gezecek çok yer anlatacak çok şey var. Biz burada sadece iki farklı şehirde birbiriyle bağlantılı iki farklı yapıyı ve bu yapıların ismine izafe edildiği iki önemli şahsiyeti anlattık. Osmanlı şehri kimliğini hala büyük ölçüde muhafaza eden Halep ve Şam’ı mutlaka gezmeli ve görüntülemelisiniz. Sokaklarında, çarşılarında sizi ne sürprizlerin beklediğini ancak o zaman anlayabilirsiniz.

2 Ulu Camii & 2 Peygamber – Bu yazı 2013 yılının Kasım ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 81. sayısından alınmıştır.

Yazar : ÖNDER KAYA

ÖNDER KAYA

1974’te İstanbul doğumlu. Öğretmen, araştırmacı-yazar ve tarihçi. Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olan Kaya, aynı yıl Marmara Üniversitesinde yüksek lisansını yaptı. Öğretmenlik hayatına Robert Koleji’nde devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir