Salı , 24 Ekim 2017

“K.Maraş Merkeze bağlı 75 km Batıda Çokran-Yeşildere köyüne doğru, birbirine seslenen dağlar arasından uzayan toprak damlı evlerin çocukları onlar. İşitmeyen ve görmeyen bir şehrin bütün gürültüsünden uzakta, dağlarla örülü bir dünya da şehir, ışıklı bir hayal olup kaf dağının arkasından düşüyor rüyalarına. Sözleri vardır.

Yazı ve Fotoğraf: Arif Avize

Belki söyleyemedikleri, hayalleri, arzuları, düşünceleri. Dağların sakladığı bir dünyada, unutulmuş bir çocukluğun yıpranmış izleri. Aslında objektifimize düşmeden önce yüreğimize oturuyor adeta.

75 km bir vadi boyunca karşımıza çıkan yoksul evlerin dağ kokulu, toprak kokulu , engin ve zengin gönüllü bu çocukları, “Dağlarda Çocuk Olmak Budur” dercesine en doğal fotoğraflarıyla karşılıyorlar bizi. Bizim çocuklarımız, bu zamanın çocukları, işte fotoğraflar ve yüreğimize düşenler.

Ve dağlarda çocuk olmak;

Ne tarih çok eski ne köy çok uzak, ne de çocuklar başka zamanın çocukları, 75 km batıya doğru sürecek yolculuğumuzun başlangıcında her şey normal. Yolculuk için hazırlıklarımızı yapıyor ve sarı ve kuru bir sıcakta yola koyuluyoruz. Merkez Fatih Kasabasını geçtikten sonra kıvrımlı yollardan yükseliyoruz. 30 km yol aldıktan sonra rakım 1700 m. ve Elhancık yaylasındayız. Temmuz ayının sıcağında buharlaşan dağ naneleri, köylülerin deyimiyle sancı otu, aromalı kokusuyla yüzümüzü yalayarak ruhumuza kadar işliyor adeta. Yayladan olsa gerek biraz serinliyoruz ve yarpuz kokulu bir çeşmeden yanan yüreklerimizi soğutup yola devam ediyoruz.

Artık kayın ağaçlarının gölgelediği taşlı ve tozlu yollar şehirden epey uzaklaştığımızı hatırlatıyor bize. İlk köyümüz olan Merkez Hacılar köyüne ulaşıyoruz ve fotoğraf maceramız başlıyor. Her şey birden bire değişiyor.

Coğrafya, yollar, evler, dağ yamaçlarına zoraki kurulmuş seki tarlacıklar, insanlar çocuklar, çocuklar ve çocuklar. Her şeyden en çok etkilenen çocuklar en çok etkiliyor bizi. Öyle ya zaten amacımız çocuk fotoğrafları çekmekti.

Çocuklar her zaman olduğu gibi yollarımızın üstünde, utangaç, meraklı, kimi endişeli ama öyle bir bakışla düşüyorlardı ki yüreğimize, tuhaf ve buruk bir haliyeti ruhiyede basıyoruz deklanşörlerimize. Zaman geriye sarmıştı sanki. Sadece 40 km yol almıştık.

40 km sonra zaman 40 yıl geriye gitmişti adeta. Eski zamandan kalma bu zamanın çocukları karşımızdaydı.

Belki yoksulluğun, belki unutulmuşluğun belki de cahilliğin yükünü en çok yüklenendi onlar. Belki yeni rengarenk elbiselerin ya da pilli oyuncak arabaların heyecanından habersiz, çizgili köy şekeri ve birkaç ucuz gofretin mutluluğundan arta kalan olanca yüklerine rağmen istisna bir tebessümle yansıyorlardı objektiflerimize. Onların mahcup bakışları altında eziliyor, suçluluğunun en tuhaf ezikliğini yaşıyorduk yüreğimizde.

Yola devam ediyoruz, fotoğraf yoksullaşıyor!. Yollar daha da bozuluyor, köyler ve evler daha bir virane görüntü sunmaya başlıyor. 50 km sonra Merkez Sadıklı köyü çocukları kendi icat ettikleri oyuncaklarıyla karşılıyor bizi. Saman çuvalları üzerinde poz veriyorlar. Oyunlarına konuk olup, yüreklerimize düğümlenen birkaç kare fotoğraftan sonra Kalekaya Köyüne ulaşıyoruz.

Yolda Sıla’yı görüyoruz. Çıplak ayakla kucağına aldığı kardeşiyle yürüyor. Kardeşinin adını soruyorum: “Kader” diyor. Ve fotoğrafın adı: “Sıla’nın Kaderi” Onlar bu dağların çocukları. Farkında olması gerekenler her şeyin farkında belki, ama onlar ne çocuk olduklarının farkında ne de yaşadıklarının kader olmadığının farkında.

Gözlerimizde dağlar yüreğimizde bu dağların çocuklarıyla devam ediyoruz. 70 km sonra karşımızda bütün ihtişamıyla Düldül Dağı beliriyor. Hemen eteklerinde ise Merkeze bağlı en son köy olan Çokran Köyü Bunsuz Obası görünüyor. Şöyle bir geçerken uğrayanların uğrayamayacağı, güneşi az, suları çok, derdi Düldül Dağından yüce, şelalerinden yükselen ninnilerle avunan, dağların tüm cömertliğiyle kucakladığı, meşe,kayın, göknar ve sedir ağaçlarıyla süslenmiş bir köy Bunsuz*. Ve dağlarda çocuk olmak burada olmak demek, burada olmak dağlarda çocuk olmak demek. Selver, Güner, Neslihan, Meltem, Ali, Yusuf, Duran, Suna, Ramazan ….

Hayalleriyle kurdukları dünyanın kahramanı olamadık belki, ama onlar dünyanın tüm umarsızlığından ve gürültüsünden uzakta, Anadolu’nun bir tenhasında kalbimizin en yakınına kurdukları dünyalarıyla kahramanımız oldular.

Bize gönüllerini açan bu dağların çocuklarına biz yüreklerimizi taht yapıyoruz. Her zaman bu coğrafyada olmasak ta siz hep yüreklerimizin tahtında olacaksınız. Selam size bu dağların çocukları.

Sinan / K.Maraş Merkez Sadıklı Köyü 45 km Unutmuştuk; Çantamıza köy çocuklarına ikram için her zaman koyduğumuz Çikolota bisküvü gibi şeyleri, Ani bir kararla 40 derece sıcakta yola koyulmuştuk. Ama onlara taşıdığımız,Belki onlardan aldığımız tebessümleri çoğaltıp, Yine onlara götürmesini her zaman bilerek… Ve Sinan; Yine tüm umudunu ve tebessümünü Herşeye inat herşeyini, minik elleriyle, Usulca bırakıyordu yüreğimize: -Çekirdek yer misiniz?

 

Selver ve Güner / Bunsuz Köyü Teknoloji onlar için çok afaki belki, Tek temsilcisi televizyon ve elektrik telleri Pek istisna bir buzdolabı Anadolu da bir köy tenhası.. Ve dağların arkasından el sallayarak geçen bu zamanın çocukları. Oysa insanın en bildik yeri değil midir Kalbinin tenhası? Ellerinde sapan oyuncaklarla Zamanın ötesinde, Kendilerinden öte Zamanı avutan çocukları

 

 

Melike ve Ali Kuşanarak hayallerini, Gittiğin yerlere götür beni Bana da uzat, Bir kuş çırpınışına uzattığın eli Belki çocuk dokunuşların gelir. Korkuyorum bu kentin karanlığından Işık sızan saçlarının aralığından O gözlerini bana da çevir.

 

 

Duran Bana zaman sorma, Çünkü cevabını bilemediğim bu soruyu Ben kendime soramadım. Yıldızlar kaybolurken ağladım Her giden güneşin arkasına Doludizgin duygularımı katıp Burulmuş yüreğimi bağladım. Akşam “dön” derken Ve gece uykularını çekmek üzereyken Biliyorum sineye çekmek Bir şimal kadar soğuk Ve bir seher yıldızı kadar erken”

Bu yazı 2012 yılının Nisan ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 62. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir