Salı , 21 Mayıs 2019
Anasayfa » DOĞA » Akdeniz’le Doğunun Buluşma Noktası: Kahramanmaraş

Akdeniz’le Doğunun Buluşma Noktası: Kahramanmaraş

Fotoğraf: Arif Avize
Yazı: Bilal Şahin

Anadolu yeryüzünde bulunduğu konumu ile üç farklı iklim tipinin ve dolayısıyla üç farklı bitki coğrafyasının etkisinde olan önemli bir coğrafyadır. Her bitki coğrafyası kendine has bitki örtüsü ile temsil edilir. Karadenizde geniş yapraklı ormanlar, Akdenizde makilikler ve İç ve Doğu Anadolu’da bozkır. Böyle farklı biyoçeşitlilik özelliklerine sahip olan habitatların birbirleriyle iç içe geçtikleri ekoton alanlarda yani kavuşma bölgelerinde özel habitat oluşumlarıyla bu zenginliğin daha da çeşitlenmesi sağlanır. Akdenizin yeşil bir denizi andıran ormanları ile İran-Turan bozkırlarının kavuştuğu nadide bir coğrafyadır Kahramanmaraş. Ve bu yönüyle zengin bir biyoçeşitliliğe sahiptir.

Akdeniz coğrafyasının en önemli ağaçlarından biri olan Toros Sediri (Cedrus libani) ülkemizde orta ve doğu Toroslarda önemli ormanlar meydana getirir. Daha çok 1500 – 2000 metrelerde yetişen sedir Akdeniz ikliminin sınırlarını da belli eden gösterge türlerden biridir. İşte Maraş, Sedir ormanlarının en doğu sınırını teşkil etmesiyle Akdeniz iklimin ve haliyle coğrafyasının sınırlanmasını gösterir. Maraş’tan doğusu bozkır, batısı Akdenizdir. Yine Maraş’ın kuzey ilçelerini oluşturan Elbistan ve Afşin bozkırı temsil iden İran-Turan coğrafyasına girerken, güneyi Akdeniz zeytinliklerini içermektedir. İşte böyle önemli bir kavşakta bulunan Maraş, topoğrafyasının zenginliğiyle de rolünün hakkını vermektedir. Doğu Toroslar üzerinde yer alan bu ilimiz, yüksek dağlar, geniş yaylalar ve yanı başlarındaki ovaları ve geniş ve uzun vadilerde akan nehirleriyle hem torosların engebesi bol yapısından özel bir kesit sunarken, hem de canlı çeşitliliğinin adeta her türlüsünün yaşaması için her çeşitten uygun ortamlara ev sahipliği yapmış olmaktadır. Böyle engebeli bir yapıyla birlikte oluşan yükseklik farklılıkları, toprak ve anakayadaki değişiklikler, hem sulak hem kurak habitatların bulunması biyoçeşitlilik için reddedilemeyecek imkanlar sunmaktadır. Zaten o yüzden diyoruz ya Maraş özel bir coğrafyadır diye.

Maraş’ın sahip olduğu orman varlığı ülkemiz açısından da son derece önemlidir. İlde bulunan yaklaşık 500 bin hektarlık orman sahası ilin % 35’ini oluştururken içerdiği hem odunsu hem de otsu türleriyle önemli çeşitlilik merkezleridir. Bunlardan biri ülkemize has endemik bir ağaç olan Abies cilicia subsp. cilicica isimli göknardır. Dünyada yalnızca doğu toroslarda yaşayan bu alttürün Maraş’ta da ormanları vardır. Yine toros sediri, karaçam ve kızılçam ormanları ilde önemli yer tutarken ülkemizde birkaç noktada yaşayan fıstık çamının yaşadığı noktalardan biri de Maraş’ta bulunmaktadır. Yine meşe türleri açısından da geniş ormanlar bulunmaktadır. Bu yönüyle yaprak döken ve dökmeyen ağaçların oluşturduğu saf veya karışık ormanlar Maraş için önemli ormanlık sahalardır.

Maraş’ın bitkisel çeşitliliğini sağlayan alanlara baktığımızda Engizek, Ahır, Berit, Binboğa, Amanos, Nurhak ve Başkonuşdağı gibi önemli yükseltilerin olduğunu görürüz. Bunlardan Amanos ve Başkonuş dağları milli park iken diğerleri de Önemli Doğa Alanı statüsündeki kıymetli biyoçeşitlilik merkezleridir. Doğu torosların parçaları olan bu dağlar Akdenizin tüm çeşitliliğini Maraş’a yansıtmış görünmekteler. Zaten ülkemiz için de çok önem arzeden ve kendine has biyoçeşitliliğe sahip olan Amanos dağlarının kuzey ucu da il sınırlarına girmektedir. Tabii halen bu çeşitlilik tam olarak ortaya konulabilmiş değildir. Bugün bilim dünyasına Maraş’tan tanımlanan türlere baktığımızda da bunu görürüz.

İlin geneline bakıldığında bitki örtüsündeki çeşitlilik de dikkat çekmektedir. Örneğin güneydeki alçak sahalarda karışık meşe türlerinin oluşturduğu makilikler görülürken torosların devamı olan dağlarda yüksek boylu Akdeniz ormanları karşımıza çıkar. Orman sınırı üstünde ve ilin kuzey kesimlerinde ise bozkırlar ve yüksek dağ çayırları görülür. Bu yüksek dağ çayırları yaylacılık faaliyetleri açısından da önemli ekonomik sahalardır. İlin Akdeniz ile İran-Turan fitocoğrafik bölgelerinin kesişim yeri olması da bu çeşitliliği sağlayan etmenlerden biridir. Zira kuzeydeki geniş Elbistan Afşin düzlükleri Akdeniz etkisinin bitip, bozkırların başladığı alanı gösterir. Yukarıda adını saydığımız dağ kütleleri Akdeniz’den gelen nemi tutmakta, bu noktadan kuzeye doğru devam eden daha alçak sahaların daha kurak olmasıyla bozkır örtüsüne sahip olmasını getirmektedir. Böylece bitki türlerinde de gözle görülür bir değişiklik olmaktadır.

Türkiye florasının ilk 10 cildine göre yaklaşık 1150 kadar tür ve tür altı seviyede taksonun yani bitki çeşidinin yaşadığı kaydedilmiş. Bu bitkiler içerisinde 276 tanesi endemik yani ülkemize has bitkiler. Endemizm oranı yaklaşık %21 ve bu Maraş’ta yaşayan her 5 bitkiden birinin ülkemize has endemik olduğunu gösteriyor. Tabii bunlar içerisinde bilim dünyasına ilk defa Maraş’tan tanıtılan bitkiler de var. Floraya göre 25 kadar tür ilk kez Maraş’tan toplanmış ve tanımlanmış. Bu türler içerisinde Astragalus elbistanicus (Geven) ve Galium antitauricum (yoğurt otu) gibi adını da Maraş’tan alan bitkiler de var. Tabii bu rakamlar floranın 1988 yılında basılan cildine göre olan rakamlar. 2000 yılında çıkan ek ciltte de birçok tür Maraş’tan toplanmış ve bilim dünyasına tanıtılmış bulunmaktadır. Bu türlerin tamamına yakını Türk botanikçilerin çalışmalarıdır.

Daha sonraki yıllarda da Maraş ve çevresinin bitki çeşitliliğini ortaya koymak için bir çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalarla Maraş’ta yaşadığı tespit edilen yeni türlerin de ilavesiyle bugün Maraş ili sınırları içinde yaklaşık 1500 türün yaşadığı söylenebilir ki, bütün İngiltere de yaklaşık 2000 türün yaşadığı göz önüne alınırsa, gerçekten önemli bir rakamdır. Tabii endemik sayısının 300 civarında olması da Maraş için önemli bir zenginliktir. Son yıllarda M. Vural, H. Duman, Z. Aytaç, A. İlçim, B. Yıldız ve Ö. Varol gibi araştırıcılar Maraş florası üzerine önemli çalışmalar yapmışlardır. Örneğin Astragalus akmani (Geven) Aytaç ve Duman tarafından 1995 yılında Ahır Dağı’ndan tanımlanırken, Astragalus ekimii Zarre ve Duman tarafından 1998 yılında Engizek Dağı’ndan tanımlanmıştır. Yine Centaurea marashica (Peygamber çiçeği) Uzunhisarcıklı ve arkadaşları tarafından 2005 yılında Göksun’dan tanımlanırken, bir diğer peygamber çiçeği türü de Centaurea goeksunense adıyla Aytaç ve Duman tarafından yine 2005 yılında Göksun’dan bilim dünyasına tanıtılmıştır. Bu çeşit yeni tür yayınları gibi yeni kayıt ve ya yeniden keşif gibi çalışmalarda da Maraş’ın adını görmekteyiz. Solanum eleagnifolium adlı bir yabani domates türü İlçim ve Behçet tarafından Gavur Gölü çevresinden ilk defa toplanarak 2007 yılında yayınlanmış ve bu türün ülkemizde de yaşadığını göstermişlerdir. Yine Taraxacum persicum adlı karahindiba türü de Andırın’dan toplanarak ülkemiz florasına ilave edilen bir türdür. Bunların yanında Achillea boissieri (Civanperçemi) türü Boiss. tarafından tanımlandığı 1875 yılından sonra bir daha toplanamamış, 2006 yılında T. Arabacı tarafından Ceyhan nehri vadisinden toplanarak türün yok olmadığı ve halen yaşadığı ispatlanmıştır. Yine Ö. Varol Çimen Dağı’ndaki çalışmasında Ajuga relicta (mayasıl otu) türünü yayınlandıktan yaklaşık 100 yıl sonra toplayarak bilim dünyasına türün yok olmadığını göstermiştir.

Aethionema papillosum (kaya gülü) Davis tarafından 1988 yılında Berit dağından, Aethionema marashicum (kaya gülü) yine Davis tarafından 1988 yılında Göksun’dan, Centaurea cariensiformis (peygamber çiçeği) Huber Morath tarafından 1982 yılında Elbistan’dan, Ornithogalum sorgerae (ak yıldız) H. Wittmann tarafından 1985 yılında Andırın’dan, Polygonum ekimianum (madımak) Leblebici ve arkadaşları tarafından 1993 yılında Ahır dağından, Heracleum marashicum (tavşancıl) Kit Tan ve Yıldız tarafından 1988 yılında Kızılçam ormanlarından, Geranium kalenderianum (turna gagası) İlçim ve Behçet tarafından 2006 yılından Afşin’den tanımlanan diğer türlerdir.

Şu türler ise ya tür altı seviyede tanımlanmış ya da bir kaç alttür olarak tanımlanmıştır: Silene caryophylloides subsp. binbogense (nakıl) Duman ve Vural tarafından 1995 yılında Binboğa dağından, Astragalus lineatus var. bibracteatus (geven) Duman ve Vural tarafından Engizek dağından, yine aynı yazarlar tarafından 1990 yılında Onobrychis marashensis var. marashensis, var. longicaulis ve var. alpina (korunga) olarak üç varyete ile Engizek ve Berit dağlarından, Prangos platychlaena subsp. engizekensis (çakşir) Duman ve Watson tarafından 1999 yılında Engizek dağından, Asyneuma ekimianum (mor yıldız) türü Kit Tan ve yıldız tarafından 1988 yılında subsp. ekimianum ve subsp. beritensis adlı iki alttürle birlikte Berit dağından, Pimpinella isaurica subsp. sumbuliana Göktürk tarafından 2008 yılında Göksundan, Acantholimon huetii var. breviscapum (çoban yastığı) Akaydın ve Doğan tarafından 2007 yılında Göksun’dan tanımlanan diğer taksonlardır.

Maraş’ı diğer illerimizden farklı kılan bir diğer özelliği de keçi sütünden yapılan dondurmasıdır. Bu dondurmaya katılan salebin yapıldığı orkide türleri aslında ülkemizin diğer yerlerinde de yetişir. Ancak zengin bitkileriyle beslenen keçilerin sütündeki farklılık Maraş havasıyla yetişen saleplerle birleşince bambaşka bir tadı ortaya çıkarmaktadır.

Yine Maraş’ın canlı çeşitliliği sadece bitkilerden ibaret değildir elbette. Ancak bitkileri ele aldığımız bu yazıya ilaveten şunları da söylemeliyiz ki; ilin güneyinde bulunan Gavur gölü kuşlar açısından önemli bir nokta olup Önemli Doğa Alanıdır. Eirenis barani adlı bir kertenkele türü yaşam alanı olarak sadece doğu torosları seçmiştir ve ilimiz dağlarında bulunmaktadır. Yine son çalışmalara bakıldığında diğer canlı türleri ve özellikle böcekler açısından birçok yeni türün Maraş’tan tanımlanarak bilim dünyasına tanıtıldığı görülmektedir. Zaten biyolojik çeşitlilik tek bir canlı grubunun zenginliğiyle değil, bu çeşitliliği sağlayan değişik habitat çeşitlerinin var olmasıyla bütün canlı gruplarında kendini gösteren bir zenginliktir. Ve Maraş bulunduğu konum ile bu tanımlamayı fazlasıyla hak etmektedir.

Burada dikkat edilecek bir nokta özellikle yerli araştırıcıların buldukları türlere; ya bulunduğu bölgenin adını, yahut botanik bilimine katkıda bulunmuş diğer büyük botanikçilerin adlarını vermesidir. Böylece hem Maraş ve ilçelerinin zenginliği gösterilerek tanıtımı da yapılmış olmakta, veya bu bilime katkı sağlayan hocalara da teşekkür edilerek iltifat edilmiş olmaktadır.

 

Yazımıza son verirken şunları söylemek bir görevdir. Bahsettiğimiz tüm bu biyoçeşitliliğe sahip ilimizde var olan bu çeşitliliğin korunması da yöre halkına düşen bir görevdir. Bahsettiğimiz endemik türlerin çoğunun ya sadece tek bir noktadan, ya çok dar bir alandan biliniyor olması nesillerinin devamı açısından da önemli risk olduğunu göstermektedir. Yaşadığımız çevreden en verimli haliyle istifade ederken bu türlerin yaşamlarını devam ettirmelerini sağlayacak tedbirleri de almamız gerekmekte. Maraş dondurmasının en tatlı haliyle nesiller boyu aktarılmasının yolu, saleplerin hiç bir kontrol olmadan doğadan toplanması değildir. Bugün bu aşırı toplamaların salep üretiminde bir çok yerde sıkıntıya neden olduğu bilinmektedir.

Yine yaylaların kullanılmasında çok dikkatli olunması gerekmektedir ki; yukarıda bahsettiğimiz yeni türlerin çoğu bu dağların yaylalarından toplanmıştır. Bu hassas türlerin yok olması o yaylalar da doğal dokunun bozulduğunun işareti olacaktır. Bu durum bizler için de bu alanları kullanılamayacak noktalara taşıyabilir. Anadolu’nun tarihi süreç içinde sahip olduğu ormanlarının insan tahribi nedeniyle azaldığı, bunun neticesinde artan erozyonun tarım sahalarını dahi etkilediği biliniyorken, bizim mevcut bitki örtüsü varlığını hesapsızca kullanmamız doğru olmayacaktır. Yapılması gereken elbette yasaklamak değildir. Tabiatı bitkiler ve hayvanlarla birlikte paylaşarak kullandığımızı unutmadan, hem bizlerin hem de onların yaşamasını sağlayacak tedbirleri almak gerekmekte. Bunun önemli bir yolu da kullanım ve üretimin uzmanların kontrolüyle birlikte yapılmasıdır. Şaire “Çık Ahır dağına, gör Maraş’ın bağını” diye söyleten Maraş’ı gelecek nesillere de bu zenginliğiyle aktarmanın yolu emanete sahip çıkmaktan geçer.

Bu yazı 2010 yılının Kasım ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 45. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir