Anasayfa » TÜRKİYE » Beni Rodos’a sürün!
rodos-türkiye-gezgindergi (2)

Beni Rodos’a sürün!

Evliya Çelebi’nin “Çok memleketler gördüm böylesine rastlamadım.” dediği Rodos, bugünlerde yine popüler.  Bodrum’un ikizi denebilecek beyaz evleri ve geniş plajlarıyla çevrili Rodos’ta, 3 bine yakın Türk yaşıyor. Adada pek çok Osmanlı eseri de yaşıyor. Bir dönem buraların sürgün yeri olduğu düşünüldüğünde insanın – Beni Rodos’a sürün!  – diyesi geliyor.

Yazı: Ahmet Yavuz

Söz konusu Rodos olunca önce biraz tarihe bakmak gerekir. Çünkü bu adada göreceğiniz her şey tarihten bir dönemin yansımasıdır. Rodos denizden gelen misafirlerini hep görkemli surlarıyla karşılar. İster bugün, ister 1520’de Osmanlı kadırgalarıyla gelmiş olun fark etmez. Evliya Çelebi’nin “Çok memleketler gördüm böylesine rastlamadım.” dediği Rodos Kalesi bütün heybetiyle karşınızdadır. Binlerce şehit veren Osmanlı ordusu da bu surların önündeki limandan aylarca yüklenmişti Rodos’u fethetmek için. Osmanlı için İstanbul’un fethi kadar önemliydi Rodos’un fethi ve Osmanlı sultanı Kanuni aylar süren abluka sonunda bir aralık günü adayı teslim almış ve şöyle demişti: “Bağrımızdaki hançeri çıkardık.” Genç Osmanlı sultanı, Rodos için ‘bağrımızdaki hançer’ ifadesini kullanmıştır; çünkü 1300’lü yılların hemen başından itibaren bu topraklar Hıristiyanlığın İslam’a karşı tek ve güçlü kalesi durumuna geçmiştir. Tarihî kayıtlara göre İslam ordularının 1291’de Kudüs’ü fethetmesiyle buradan çıkan Saint Jean şövalyeleri önce Kıbrıs’a oradan da Rodos’a geçerler. Rodos şövalyeleri, Osmanlı orduları ne zaman Avrupa’ya yönelse ya da ne zaman Akdeniz’e açılsa rahatsızlık verdikleri için Muhteşem Süleyman yönünü 1520 yazında Rodos’a çevirmiş ve tarihin en büyük kuşatmalarından birini yaparak ‘bağrındaki hançer’i çıkarmıştı. Bu tarihten itibaren 389 yıl Osmanlı toprağı oldu Rodos… Türk diplomasi tarihine geçecek bir başarısızlık örneğiyle de 1947’de Yunanistan’a verildi.

rodos-türkiye-gezgindergi (7)

Zamanın durduğu sokaklar

Peki şimdiki Rodos nasıl bir yer? Aslında iki farklı Rodos’tan bahsetmek mümkün. Birincisi ve bizi daha çok ilgilendiren ‘tarihî Rodos’ diğeri de Bodrum’un ikizi denebilecek beyaz evleri ve geniş plajlarıyla çevrili ‘turistik Rodos’. Daha limandayken gördüğünüz yuvarlak kubbeler, ince zarif minareler, Osmanlı’nın bir fetih sembolü olarak hediye ettiği saat kulesi size hiç de yabancı olmadığınız bir yere geldiğinizi söyler. Burada ‘tanıdık’ çok şey vardır. Hatta çarşıda ya da sokaklarda aksanlı Türkçe konuşan insanlara da rastlayabilirsiniz.

rodos-türkiye-gezgindergi (6)

Rodos şövalyelerinin Akdeniz’e korku saldığı günlerden kalan Rodos Surları’nın kapıları ise aslında bir zaman makinesi kapısı gibidir. Surların dışındaki yollarda teknolojinin son harikası otomobiller vızır vızır işlerken, begovillerle süslü sur kapılarından içeri adım attığınız zaman bir anda Ortaçağ’a gidersiniz. Milyonlarca taş kullanılarak özenle döşenmiş dar sokaklardan yürürsünüz nereye gittiğinizi bilmeden. Her köşebaşı yeni bir bilinmeze kapı açar; siyah ve güçlü atına binmiş, zırhından sesler çıkartarak gelen bir şövalye önünüze çıkıverecek gibidir. Her kapı her dehliz tarihten sayfalar gibi açılır… Evler, sokaklar, yüzlerinde derin çizgiler olan yaşlı insanlar… Surların içerisinde yeni hiçbir şey yoktur. Rodos’un bu kesimi gerçek Rodos’tur ve camileri, kiliseleri, manastırları ve çarşılarıyla adeta bir renk cümbüşüdür. Her taşın ayrı bir hikayesi vardır.

Tabii ada yaklaşık 400 yıl Osmanlı yönetiminde olunca çok sayıda tanıdık eser de var. Bugün ayakta kalmış 7 cami var. Fakat bunlardan sadece bir tanesi ibadete açık. Diğerleri yıllardır restorasyon geçiriyor. AB fonlarıyla restorasyonu tamamlanan camiler ise müze olarak kullanıma açılıyor. Yaklaşık 100 bin nüfuslu adada bugün 3 bin civarında Türk yaşıyor. Türk köyleri hâlâ Türkiye’ye göçmemiş yaşlı Türkleri barındırıyor. Aslında Rodos’taki Osmanlı izleri sadece camilerle sınırlı değil. Kütüphane, saat kulesi, medrese, okul, türbe, han ve hamamlar ziyaretçilerin gözdesi. Rodos’taki Türk kimliğini bugüne kadar vakıflar taşımış. Vakıflar, Türk cemaatinin bir arada kalması için tutkal görevi görmüş. Rodos’ta Türklerin en faal olduğu yer Murad Paşa Külliyesi. Çam ve okaliptüs ağaçlarıyla kaplı külliyede cami, türbe ve Osmanlı mezarları var. Bu mekanın sembolik önemi var; çünkü Osmanlı Donanması ne zaman Akdeniz’e açılsa Murat Paşa’nın kabrini topla selamlayıp gidermiş.

rodos-türkiye-gezgindergi (4)

Burada hakkaniyetli davranıp Yunanlıları tebrik etmek gerek. Çünkü tarihî Rodos çok iyi korunmuş. Surların içerisinde yaşam sanki 500 yıl öncesinden kalma. Ne sokaklar bozulmuş ne de binalar… Ara sıra geçen motosikletler olmazsa zamanın birkaç yüz yıl önce durmuş olduğunu düşünmeniz işten bile değil. Surun dışında ise başka bir dünya var. Bir bakıma tipik Yunan adası denebilir. Her yer az katlı beyaz evler, geniş ve cazip plajlar, boğucu sıcakta oturup nefes almanızı sağlayacak kafeler… Söz kafelerden açılmışken adanın yemek kültürü tipik Akdenizli. Yani bize de çok uzak değil. Ama ne yerseniz yiyin mutlaka frappeyi deneyin. Bir nevi soğuk nescafe olan frappe Yunanlıların iyi yaptıklarını iddia ettikleri nadir şeylerdendir… Pek de haksız sayılmazlar aslında. Adanın turistik olan bölümünü gezmek için çok zaman harcamak gerekmiyor denebilir. Türkiye’ye göre oldukça ucuz olan taksilerle ‘şöyle bir turlamak’ yeterli olacaktır. Bu yüzden zamanınızı surların içindeki dünyayı keşfetmek için harcamanızda fayda var.

rodos-türkiye-gezgindergi (3)

Rodos için çok şey söylenebilir. Çünkü eski Rodos’taki her taş üzerine ciltler dolusu kitaplar, sayfalar dolusu şiirler yazılmış. Fakat burayı en iyi tarif eden Rodoslu bir yazar; Celaleddin Rodoslu olmuştur: “Rodos, ilkbaharda saf ve bakir yaseminlerle süslenmiş pembe bir kızdır, Rodos her dem baş döndürücü koku saçan bir demet taze güldür. Güzellik ve aşk, şiir ve sevda yuvasıdır. Rodos ruh ve hülyanın sükuna kavuştuğu yeryüzü cennetidir.

Osmanlı’nın son döneminde adanın bir sürgün yeri olduğu düşünüldüğünde insanın ‘beni de Rodos’a sürün’ diyesi geliyor.

Beni Rodos’a sürün! – Bu yazı 2008 yılının Haziran ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 17. sayısından alınmıştır.

Yazar : GEZGİN YAZAR

GEZGİN YAZAR
Türkiye'nin Gezi, Seyahat ve Fotoğraf Dergisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir