Anasayfa » TÜRKİYE » BİR BELDE-İ NADİDE, FOÇA
beldei-nadise-foca-gezgindergi (15)

BİR BELDE-İ NADİDE, FOÇA

Yazı: Asım Fahri Çelik  – Fotoğraflar: O. Metehan Kurt

Üstad Borges, “Bence kitap okumak, aşık olmaktan veya seyahat etmekten aşağı kalan bir deneyim değildir” der bir söyleşisinde. Ve ekler; “benim için Berkeley’i, Shaw’u veya Emerson’u okumak Londra’yı görmek kadar gerçek olaylardır.” Bir başka konuşmasında da; Arjantin’de Ulusal kütüphanenin masalarının birinde, etrafına toplanmış konuya meraklı genç bayanlarla Eski İngiliz Edebiyatı okumaları yaptığını anlatır. Bu okumalar esnasında bilindik iki kelimenin gizini çözdüklerinde ve hikayelerine vakıf olduklarında duydukları heyecanı dile getirmeden edemez. Hatta sokaklara dökülüp keşfettikleri kelimeleri coşkuyla bağıra bağıra telaffuz ettiklerini de söyler.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (28)

Sözcüklere düşkünlüğüyle tanınan Borges için bu gerçekten büyük bir keşiftir. Her sözcüğü bir tılsım görüp onu çözmeye çalışmak, yüzyıllara yayılan seyahatini gözlemlemek belki herkeste aynı heyecanı uyandırmayabilir, ama benim gibi dil düşkünü bir yoksul için gayet anlaşılabilir ve paylaşılabilir bir sevinçtir.

Bir kelimenin nereden zuhur ettiğini, hangi diyarları ve kıtaları dolaştığını keşfetmek; seyahati sırasında hangi kılıklara büründüğünü anlamak en az gerçek bir yolculuk kadar çoşturur beni. Hele bir de masa başındaki bu serüven, beni alıp yeryüzünde mevcut gerçek bir beldeye sürüklemişse değmeyin keyfime. İşte, Foça ile muarefemiz de böyle bir kelime avı neticesinde olmuştur.
Elbette başlangıçta çıkış noktası olarak seçtiğim kelime “Foça” değildi. Onun için ilgim, Marsilya’daki; “bu şehir M.Ö. 600 yılında Phokaia’dan gelen denizciler tarafından kurulmuştur” ibaresini atlamıştı. Phokaia ya da Foça ilk başlarda bir anlam ifade etmiyordu benim için. Benim derdim foklarlaydı daha doğrusu “fok” kelimesiyle.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (27)

Fok isminin izini sürerken sadece bizim dilimizde bu hayvancıklara böyle hitap edildiğini öğrendim. Sağlamasını yapmak için epeyce bir sözlük karıştırması yaptım. Doğruydu, en azından ulaşabildiğim kaynaklar öyle söylüyordu. Ardından bu kelimenin Foça’dan türediğine dair rivayetlere ulaştım sonra da Foça’ya.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (26)

Bu sefer de Foça’nın kökenine inmek lüzumu doğdu. İsmin kökeniyle ilgili (ki, bu hep olur) ihtilaflar vardı. Kimilerine göre sulu sulak yer anlamına gelirken, kimileri de ismin anlamının Gediz nehrinden alındığını söylüyordu. İşin garibi bu ismin foklardan geldiğini söyleyenler de vardı. En akla yakını ise kurucularına nispet edilmesiydi. Diğerlerini ihmal etmemekle birlikte bana göre de bu daha doğruydu sanki.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (25)

Heredot tarihinde Antik Yunan’ın dor istilaları yüzünden Phokos ya da Phokas liderliğinde İon birliğinin kurmasından söz eder. İşte bu kentlerden birinin adı da önderleri Phokas’a ithafen Phokaia olur. İsim, Phokaia okunduğu gibi Phocia diye de telaffuz edildiği olur kimi dillerde. Foça isminin bu ikincisinden türeme ihtimali (“Ph” sesinin “fe” şeklinde okunduğuna dikkat edilsin lütfen) daha mantıklıdır. Şunu da söylemeli ki orta Yunanistan’da bir bölgenin adıdır bu aynı zamanda. Hangisi hangisine nispetle bu ismi almıştır bilmiyorum.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (24)

Kelimelerle bu kadar uğraşmak yeter de artar bile. Gelelim Foça’yı kuranların hikayesine. Miladi takvime göre Hz. İsa’nın doğumundan dokuz yüz yıl evvel Dorlar’ın hışmından kaçmak için memleketleri olan bu günkü Atina civarından Ege kıyılarına sığınırlar gemileriyle. Ve yeni kentlerini Heredot’un söylemesine göre yeryüzünde bilinen en güzel gök altında ve en güzel iklimde yeniden kurarlar.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (23)

Bu topraklarda kendilerinden evvel M.Ö. On birinci yüzyılda Aioller’in kurduğu başka bir yerleşme vardır o zamanlar. Ve yerleşmenin o zamanki sakinleri olan Kymeliler’in de izniyle önce Büyükdeniz ve Küçükdeniz denilen bölgeler arasındaki akropole yerleşirler. Ardından yeni şehirlerini saracak şekilde beş kilometrelik bir surla çevirirler. Böylece Phokaia halkının da ilk çekirdeğini oluştururlar. Ondan sonra da yetenekleri ve zekalarıyla İon birliğinin on iki üyesinden en gözdesi haline geliverirler.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (22)

Gelenek olduğu üzere tüm uhrevi ve dünyevi işlerindeki müşküllerini halletmek için soluğu Delphi’deki kahinlerin yanında alan Phokaialılar, sorarlar kahine “bundan sonra biz ne yapalım?” diye. Kahin de onlara inandıkları din üzerine Tanrıça Artemis’in koruyuculuğunda denizlere açılmalarını salık verir. Onlar da kendilerince kutsal kabul ettikleri gemi ateşlerini uzak diyarlara götürmeye karar verirler.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (20)

Kendi devirlerinin en usta ve zorlu denizcileri olan Phokaialılar, sağlam bir mühendislik bilgisine de sahiptirler. Herkesin büyük gövdeli yük gemilerini tercih ettiği bir zamanda onlar mühendislik bilgilerini konuşturarak yüksek hızlara ulaşabilen elli kürekli ve yaklaşık beş yüz yolcu alabilen gemiler tasarlarlar ticaret mallarını ve yolcuları taşımak için.

Açık denizlerin fırtınalarına, sert dalgalara dirençli bordalara sahip olan süratli gemileriyle o liman senin bu diyar benim diye koşup duran Phokaialılar, gittikleri her yerde şehirler beldeler kaşaneler kurarlar aynı zamanda. Yolculuklar seneler sürüyor malum. Ve onlar ilk göz ağrıları Phokaia’yı özlediklerinden ve tabi ki çıkarları gereği ona benzeyen memleketler inşa ederler bu yüzden.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (19)

Bu yolla Kardeniz’de Amysos (bugünkü Samsun); Çanakkale Boğazı’ndaki Lampsakos (bugünkü Lapseki); Midilli Adası’nda Methymna (bugünkü Molyvoz); Güney İtalya’da Elea (bugünkü Velia); Korsika’da Alalia Güney Fransa’da Massalia (bugünkü Marsilya), Nice ve Antibes; İspanya’daki Ampuria gibi memleketlerin hem sahipleri hem de kurucuları olurlar.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (31)

Phokaialılar kendi dönemlerinin en iyi denizci, tüccar, mühendis ve maden uzmanı milletidir. Özellikle değerli madenlerin kıyı kıyı, şehir şehir naklini sağlamışlar. Yaydıkları sadece ticari emtia değildir aslında eski Foçalıların. Kültür aktarımında da oldukça etkilidirler o devirde. Fransa’ya ilk alfabeyi tanıtırlar örneğin, bir de tüm Akdeniz kıyısına zeytinciliği öğretirler.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (18)

Namı dünyayı tutmuş zengin bir kentin sahipleri olarak geze geze Atlas okyanusu kıyısında gümüşü meşhur, zengin Tartessos kentine kadar bile varırlar. Şehrin yaşlı kralı bunları sever. Yaklaşmakta olan Pers kasırgasına karşı onları uyarır. Ve şehirlerini korumaları için öğüt verir. Yetmez üstüne para bile verir. İşte bu kralın sayesinde Phokaia, 18 – 20 metrelik surlarla çevrilir.
Bu arada kendi zamanlarında dolaşımda bulunan ve her yerde hüsnü kabul gören meşhur Phokaia sikkelerini unutmamak gerek. Bu, doğal altın-gümüş alaşımından mamul elektrolize olmuş meşhur bir paradır ki heryerde geçer akçedir o zamanlar. Ayrıca Phokaia nın mor renkli boyası da çok sözü edilen bir üründür.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (17)

Bu kadar nam nişan, şan şöhret, ihtişam birilerinin gözüne batacaktır elbet. Öyle de olur. Şehirlerinin debdebeli ünü bir gün Pers diyarına kadar ulaşır. İştahı kabaran Pers hükümdarı Kyros Darius ordularını Phokaia’nın surları önüne yığar. Ne kadar yüksek de olsa surlar Persleri durduramaz. Daha fazla direnemeyeceklerini anlayan Phokaialılar, teslim olmak için bir gece süre isterler. Pers komutanı Harpagos da bunu kabul eder. Sabah olduğunda tüm zenginliğiyle fethetmeyi hayal ettikleri şehirde hiç kimseyi bulamazlar Persliler. Evler sokaklar bomboş ve o efsanevi zenginlikten eser yoktur. Şehir bir gecede terkedilmiştir. Eski Foçalılar keskin zekalarını ve yeteneklerini bu sefer kaçmak için kullanmışlar ve köle olmaktansa yurtlarından ayrılmayı seçmişlerdir. Kentin altındaki tünellerden değerli eşyalarını da alıp o ünlü gemileriyle denize açılan Phokaialılar, söylenceye göre körüklerle canlandırdıkları ateşlerde demir eritip lanet için denize dökerler. Kimi Korsika’ya kimi Sakız adasına doğru yola çıkan Antik Foça’lılar için altın çağ kapanmış olur böylece.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (21)

Pers egemenliği İskender’le son bulunca Phokaia da özgürlüğüne kavuşur. Ama eski havası yoktur artık. İskender’in ölümüyle bir ara Selefkosların eline geçen Phokaia, daha sonra Bergama Krallığı topraklarına katılır. Son Bergama kralı Attolos bir vasiyetname ile ülkenin yönetimini Romalılara bırakınca kent de doğal olarak Romalılar’a geçer. Bir dönem, erken Hristiyanlık devrinde yani, piskoposluk merkezi bile olur Phokaia. Sonra, Bizans’tan çeyiz olarak Cenevizlilere geçen Foça, 1455’te de Osmanlı toprağı olur. Arada, bir de Çaka Bey’in ve Saruhanoğulları Beyliğinin yönetiminde yaşamışlığı vardır Foça’nın.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (16)

Biz şimdi bir de Günümüz Foçasını gezelim. Bir zamanların İon birliğinin on iki önemli merkezinden birisi olan Foça, bu gün İzmir’in yirmi sekiz ilçesinden biri olarak hala mevcudiyetini sürdürüyor. Ama daha çok, şirin bir tatil ve balıkçı kasabası görünümünde. Kurucuları dünyaya şehirciliği öğretmiş o şaşaalı kent, tekaüde ayrılmış kendi halinde küçük bir yerleşimdir artık ama hala efsunlu, hala güzel. Aşina ve sakin. Metropolün hay huyundan uzak ve asude mekan arayanlar için ideal bir dünya cenneti köşesi.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (14)

Bütün Ege’yi gezseniz bir Foça gibisini daha bulamazsınız. Bu kimine gore bir mübalağa olabilir. Kendi akranlarına nispeten bünyesindeki eskiye ait unsurları hala muhafaza ediyor olması bu iddiayı haklı kılıyor kısmen. En eski dokusu olmasa da bir bakıma yüzyılın olumlu olumsuz bir çok getirisinden mahrum olması onu diğer yerleşmelere göre daha el değmemiş ve bakir yapıyor. Tabi bizim kastettiğimiz bu gün deniz kıyısında dar bir alana sıkışmış olan ve Eski Foça diye bilinen yerdir. Sit alanı olması ve Askeriyenin koruması altında bulunan arazilerin çokluğu ona bu el değmemişlik imtiyazını sağlamış. Bu alanların dışında kalan Foça’ın geri kalan kısmı ise ne yazık ki nev zuhur istilalardan nasibini almış durumda. Diğer tatil beldelerinden ve sahil yerleşimlerinden pek bir farkı yok bu yönüyle.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (13)

İzmir’e yaklaşık 70 kilometre. uzaklıktaki Foça’yı; Eski ve Yeni Foça diye ikiye ayrılır. Ikisi arasındaki mesafe ise on beş kilometer kadardır. Yeni dediysek o da o kadar eski değildir. 1270 li yılların ortalarında Cenevizliler tarafından kurulmuştur. Eski ya da yeni bunların yekununa Foça denir. Ama Eski Foça daha korunmuş olanı. Ve biz şimdi oraya geçelim. Sukuneti, huzuru, büyük şehrin tarrakasından uzak olması ve sadece kendine münhasır güzellikler barındırmasıyla ilk bakışta çarpıyor insanı. Denizi desen güzel mi güzel, kıyısında yığınla balıkçı teknesiyle, ilerisinde küçük adacıklarla bir muhteşem koy. Eh daha ne ister insan. Kara desen ayrı bir alem. Daracık taş döşeli sokaklarında kaybolmak,, eski evleri seyretmek ve her evin mutfağında deniz mahsülü olma ihtimali yüksek yemek kokularını duymak Foça’dayaşayacağınız minik mutlulukların bazıları.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (12)

Ayak bastığınızda, havasını teneffüs ettiğinizde aşık olma ihtimaliniz yüksek Foça’ya. kendi halinize bırakılmaksa isteğiniz, bu imkanı fazlasıyla bulabilirsiniz Foça’da. Kendinizle kalıp kitap okumak, müzik dinlemek ya da güneşin battığı en güzel yerlerden biri olduğu söylenen bu yerlerde güneş ışınlarıyla yerin ve göğün kızıla boyanışını seyretmek tam size göre. İsterseniz bisiklet ya da fayton turları da yapabilirsiniz tabi.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (30)

Tatildir diye öğleye kadar uyumak yakışmaz, Foça’da. Sabahın erken saatlerindeki iddiasız güzellikleri kaçırabilirsiniz sonra. Balıkçı motorlarının patpatlarıyla uyanıp kahvaltınızı balıkçı kedileriyle ya da biraz tatlı deli bozuk ve biraz da gururlu kendi işinden başka bir şeyle ilgilenmeyen Foça balıkçılarıyla paylaşmak bunlardan birisi mesela.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (11)

Aradığınız Bodrum’un, Çeşme’nin cıvıl cıvıl gece hayatı ya da onlar gibi kalabalık tatil diyarları ise hiç bulaşmayın derim Foça’ya. En kalabalık zamanlarını, askerlerin izin günlerine denk geldiğinden, Cumartesi ve Pazar günleri izinli askerler ve onları ziyarete gelmiş aileleriyle tıka basa dolu bulabilirsiniz ancak. Sakin ve lezzetli bir Foça tatilininse hafta içi ve Eylül ekim aylarında olduğunu söylerler.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (10)

Foça’nın günümüzdeki sembolü nesli tükenmeye yüz tutmuş (galiba dünyadaki nüfusu dört yüz kadarmış) Akdeniz Foku. Ondan evvel Antik Foça’da Şehrin sembolü ise, dirliğin düzenin ve erken uyanmanın temsilcisi horozmuş. Bu gün hala Foça’da bir horoz heykeli mevcut. Binlerce yıl önce ise Phokaialılar, tahtadan yapılmış horoz heykellerini meclislerine, tapınaklarına ve gemilerinin burunlarına koymayı adet edinmişler. Hatta denilen o ki bu gün Fransızların ve Fransızlığın simgesi, o meşhur Gal horozu Foçadan oraya gitmiş. Bu rivayeti ünlü kibirlerine rağmen fransızlar da doğruluyor.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (9)

Küçük bir haritada asla varlığına rastlayamayacağınız irili, ufaklı adaları vardır Foça’nın. Ayvalık’a benzer bu yönüyle. Kıyıdan rahatlıkla görülebilen bu adaları gezmek isterseniz günübirlik tekne turlarına katılabilirsiniz. Genelde ilk durak Orak adasıdır bu gezilerde. Adanın küçük gölü ve efsanelerde adı geçen Siren kayalıkları en görülmeye değer mekanlardır. Bir de şansınız varsa bu kayalıklar arasında yaşayan fokları görebilirsiniz. Orak adasından sonra, sırada İncir adası vardır. Foça’nın tam karşısına tekabül eden bu adaya varış süresi ise on beş dakika. Antik dönemden kalma yerleşim izleri, özellikle mezar odası, su kanalları, süzme havuzları ya da Kybele kabartmaları ilginizi çekiyorsa geziniz oldukça doyurucu geçebilir sizin için.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (8)

Yok, biraz temiz hava bol güneş ve tennezzüh ihtiyacındaysanız, o zamanda adanın çam ağaçlarıyla kaplı bölümünde keyifli saatler geçirebilirsiniz. Bu kısım aynı zamanda bahar ve yaz aylarında piknikçilerin en gözde mekanlarından biridir. Özellikle Manisa ve İzmir’in Karşıyaka’sından gelenler için. Kartdere , Fener, Hayırsız, Metelik ise anılmaya değer adalarındandır Foça’nın. Çoğunlukla çalılıklar, bodur bitkiler ve kır çiçekleriyle kaplı bu adalar, tepeli karabataklar, gümüş martı, sumru gibi kuş türlerine evsahipliği de yapıyor.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (7)

Eski Foça’dan Yeni Foça yönüne doğru giderken ardarda göreceğiniz Mersinaki koyları denize girilebilecek en uygun yerlerdir. Kumsalı kumlu değil taşlıktır genelde Foçanın. Ayrıca iki Foça arasında seyahat ederken eski değirmenleri görebilirsiniz.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (6)

İlçe merkezinin 7 km doğusunda yer alan, Taş ev ya da Taş kule esasen bir anıt mezar ve büyük bir kaya kütlesini oymak suretitle oluşturulmuş. İki katlıdır. İçinde mezar odası da bulunan bu anıt, şehir Pers egemenliğindeyken yapılmış. Şehrin dış kalesinin kısm-ı azamı mevcudiyetini koruyor. Kayıtlar yapılış tarihini 1678 olarak veriyor. İçinde bir Türk hamamı kalıntısı da var.
Ortaçağ’dan kalma şehrin etrafını çevreleyen surların en iyi korunmuş bölümleri, yarımada üzerindeki Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerine ait izleri hala üzerinde barındıran Sur ve Beşkapılardır. Ağalar konağı, Şeytan hamamı, Fatih Camii, Osmanlı mezarlığı, Hafız Süleyman mescidi ise Osmanlı döneminden kalma eserlerdendir. Antik tiyatro ve Heredot Duvarı da görülmeye değer yerlerden.

Foça’yı görmek bir şans; yaşamak ise bir ayrıcalıktır.” Diyenlere hak vermemek elde değil. Ada Tavşanları, kedileri, fokları, yelkovan kuşları, martıları, balıkçılları, ada güvercinleriyle bir hayvan cennetidir ayrıca Foça.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (5)

Yaklaşık üç bin yıllık denizcilik mazisine sahip Foça’da bu gün denizle meşguliyet balıkçılık düzeyinde sadece. Denizinde Orkinos, Kırlangıç, Kefal, Mezgit, İşkine, Kupez, Kolyoz, sinarit, Pisi, Dil, Levrek, Çinekop, Adabeyi, Barbunya, Mercan, Tranca, Çipura, Karagöz, Sargoz, Kalamar, Sübye, Ahtapot, Istakoz, Midye, Akirides, Karides ve adını hiç duymadığım bir dolu deniz mahlukuna rahatlıkla rastlayabilirsiniz burada.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (3)

Foça’da öykülerin ardı arkası kesilmez bir deşerseniz. Yüz yılların hatta bin yılların birikimi anlat ki bitiresin. Te, Homeros’tan ve Heredot’tan baki hikayeler saklı batnında. Kurcalamasını bilene sunmaktan çekinmiyor Foça bu hikayeleri. Homeros Siren kayalıklarından söz eder örneğin o meşhur epiğinde. Bu kayalıklarda imrar-ı vakt eden bedeni kuş, başı kadın suretli “siren” denilen usturevi mahluklar, duyanın bir daha etkisinden kurtulamadığı efsunlu müzikleriyle geleni geçeni alıkoymakla meşhurlardı. Bu müziğe ram olup esarete düşenlerin sayısı hiç de az değildi. Nice ocaklar sönmüştü bu kayalıklarda. Nice usta denizci yolunu şaşırmış çarpmıştı kayalıklara hep bu sirenler yüzünden.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (2)

Bir de Karataş hikayesi vardır. Foça’nın folklorunda çok yaygındır bu hikaye. Efendim efsane diyesiymiş ki; “Her kim; Foça’da yeri bilinmez Karataş’a basarsa, basireti bağlanır; Foça’da ikamet etmek ve burada ölmek arzusu duyar. Yolu nereye düşerse düşsün, Karataş’a basan iflah olmaz illaki bir gün döner Foça’ya…” İşte bu taş saklı. Kimse bilmiyor nerede. Ama belki bir kaldırımın arasına gizlenmiştir, belki üzerinden geçtiğimiz bir taşlı sokak yolunun metrelerce altındadır ya da önünden geçtiğimiz sıradan görünümlü bir taştır bu. Kim bilir. Efsane deyip geçilebilir. Ama şu da bir gerçektir; gelen bir daha gelmek istiyor çoğunlukla.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (1)

İşte burası son adresim dedirtecek kadar sevecen cazip bir belde Foça. Gezerken belki trafik ışıklarıyla durdurulmayacağınız bir eski kent kalıntısı, belki de en güzel zeytinyağlı sarımsaklı deniz börülcesini yiyebileceğiniz ya da sakızlı dibek kahvesini yudumlayabileceğiniz ya da sizce size ait güzellikler keşfedebileceğiniz bir belde-i nadidedir Foça. Öyle de kalır umarız.

beldei-nadise-foca-gezgindergi (32)

BİR BELDE-İ NADİDE, FOÇA – Bu yazı, 2008 yılının Nisan ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 15. sayısından alınmıştır.

Yazar : GEZGİN YAZAR

GEZGİN YAZAR
Türkiye'nin Gezi, Seyahat ve Fotoğraf Dergisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir