Çarşamba , 14 Ağustos 2019
Anasayfa » KÜLTÜR » Çağdaşlık Örneğinden Metropol Ardiyeliğine Bir Semtin Hikayesi

Çağdaşlık Örneğinden Metropol Ardiyeliğine Bir Semtin Hikayesi

İstanbul metropolü denilince akla gelen ilk yerlerden biri Levent semtidir. Halbuki Levent, 1950’lerde çağdaş yaşam alanlarının bir numunesi olarak tasarlanmış, asude mekanlardan biriydi. Bu yazı da semtin geçirdiği değişim ve dönüşümleri ana hatlarıyla ele alacağım.

Yazar: Önder Kaya

Semte adını veren “Levent” kelimesi, aslen İtalyancadır. Venedikliler Arnavutluk ve Hırvatistan sahillerinden seçerek aldıkları denizci erlere “levantino” demekteydi. Kelimenin anlamı “doğulu erkek” olup, ifade Farsça’da da kullanılagelmiştir. Osmanlı toplumunda levent kelimesi, hem olumlu hem de olumsuz anlamlar barındırmaktaydı. Kelime hem “serseri, ayyaş” anlamında kullanılmakta, hem de “babayiğit, yakışıklı, endamlı” anlamına gelmekteydi. Ayrıca Levent, Osmanlılarda denizci erlere ve taşrada da valilerin yanlarında bulundurdukları adamlarına verilen bir unvandı.

Levent semtinin adı, denizci erlerle alakalıdır. Bölge adını, 18. yüzyılda bu mevkide kurulan Levent çiftliğinden almıştı. Burası I. Abdülhamid zamanında Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın idaresine verilmişti. Paşa, asayişi kendisine bağlı olan leventlerden bir kısmını bölgeye getirterek sağladığı için, zamanla söz konusu alan bu adla anılmaya başlandı. Hasan Paşa’nın çevrede bir takım imar faaliyetlerinde bulunduğu bahçeler, binalar ve kasırlar yaptırttığı biliniyor. Paşa’nın sadrazam olarak da hizmet ettiği 3. Selim’in de bölgeye gelmekten haz aldığı malumdur. Belki de bundan dolayı sultan, bozulan askeri düzeni yeniden temin amacıyla Nizam-ı Cedit kapsamında yeni bir ordu kurmayı tasarladığında, aklına ilk gelen mekan burasıydı. Levent çiftliğinin bulunduğu alan, şehir merkezinin epey dışında bulunuyordu. Bu, yeni kurulacak ordunun selameti açısından son derece önemliydi. Batı tarzı talimlerde bulunacak ve ateşli silah kullanacak bu ordunun, yeniçerilerin gözünden uzak olmasında ziyadesiyle fayda bulunmaktaydı. Ayrıca yabancı uzmanlarca eğitilecek olan bu askerlerin, ulema tesirindeki halkın gözü önünden uzak olmasında da fayda bulunmaktaydı.

1792-1798 tarihleri arasında Fransa devletinin gönderdiği bir heyetin başkanlığını yapan ve uzun bir süre İstanbul’da kalan Dr. Oliver, kaleme aldığı seyahatnamesinde Levent’in o günlerinden dem vurur. Onun verdiği bilgilere göre Levent Çiftliği denilen bölgede son derece güzel bahçeler, çok bakımlı ve geniş binalar bulunmaktaydı. Fransız seyyaha göre Levent Çiftliği’nin en ilginç yanı ise, 3. Selim zamanında bir İspanyol mühendis tarafından temelleri atılan tüfenk ve kasatura imalathanesiydi. Bu imalathanenin kurulma amacı, yine aynı padişah tarafından bu mevkide Avrupa tarzı talim gören bir ordunun oluşturulmasından kaynaklanıyordu. Oliver’in gözlemlerine göre Levent’teki çiftlikte bin iki yüz bostancıdan kurulu bir piyade kıtasıyla birlikte, topçu ve süvari topçularından oluşan dört bin kişilik bir kuvvet bulunmaktaydı. Esasen Oliver’in zikrettiği piyadeler, Nizam-ı Cedit askerleri idi. Sultan 3. Selim, önceleri kafasında tasarladığı yeni orduyu, yeniçeri ocağının birimi gibi tasarlamış, lakin bu ocaktan gelebilecek olası bir direniş dolayısıyla Bostancı Ocağı bünyesinde temellendirme yoluna gitmişti. Kabakçı Mustafa isyanı sonrasında sultanın kaderi ile Levent Çiftliği’ndeki birliklerin kaderi aynı oldu. Sultan tahttan indirilip bir müddet sonra da boğdurulurken, ocak da asilerce dağıtılacaktı. Ancak bir müddet sonra Alemdar Mustafa Paşa’nın temellerini attığı Sekban-ı Cedid ordusu devresinde bu muhit bir kez daha canlandı. Bu kez de Alemdar’ın bir yeniçeri ayaklanması sonrasında hayatını yitirmesi neticesi, söz konusu ocak tarihe karışacaktı.

Levent, 1868’de yapılan İstanbul Belediye düzenlemesi sırasında 7. Daire olarak bilinen Beşiktaş Belediyesi’nin sınırları içine dahil edildi. O gün bugündür de durumunu koruyor. Osmanlı devrinden sonra uzun bir süre boş kalan bu arsada 1947 yılında Emlak Bankası aracılığıyla modern bir semtin temelleri atıldı. Projesini Mimar Kemal Aru’nun attığı bu toplu konut projesi kapsamında, bir kısmı tek bir kısmı çift katlı ve bahçe içinde 400 kadar konutun yapınmı tasarlanmıştı. Amaç, İstanbul içinde bilhassa orta gelirli yurttaşların yaşayacağı, modern altyapıya sahip bir yaşam alanının oluşturulmasıydı. Nitekim bu anlamda modern bir yaşam sahasında olması gereken hemen her şey tasarlanmıştı. Semt içinde çarşı, okul, park, sağlık ocağı, cami gibi yapı ve alanlar oluşturulmuştu. Çarşı, yakın zamana kadar 1950’lerin havasını koruyan en önemli yer konumundaydı. Ancak 2003’ün son günlerinde meydana gelen HSBC bankası merkezli patlama sonrasında çarşı da büyük bir yıkım yaşadı. Pek çok dükkan ciddi anlamda zarar gördü ve sonrasında yeniden yapıldı. Bugün Levent çarşısında ağırlığı şarküteri, mezeci ve kuruyemişçilerden oluşan dükkanlara tesadüf ediliyor. Bir de büyük kebapçı, muhallebici ve pastanelerin şubelerine. Yani burası, 1950’lerin mütevazı çarşısı olmanın çok uzağında.

Emlak Bankası’nın konutlarına ilgi son derece son derece yoğun oldu ve 1950’de biten evler kısa sürede sahiplerine teslim olundu. Ortalama aylık maaşın 500 lira civarında seyrettiği bir devrede 1. Levent’teki en mutevazı konutun peşin fiyatı 14 bin lira, iki katlı villalar ise 60 bin lira civarındaydı. İlk girişimin halk nazarında yoğun ilgi görmesi üzerine cesaretlenen banka idaresi, Maslak tarafına doğru 1950’lerin başlarında 2., 3. ve 4. Levent evlerinin yapım faaliyetine girişti 2. ve 3. Levent evleri daha çok villa tipinde olmakla birlikte, yine de orta gelirli müşteri kitlesini hedeflemekteydi. 4. Levent’te ise ilk kez bir kaç katlı apartman tipi yapılara tesadüf edildi. 1950’lerde başlanan 4. Levent evleri, 1960’tan itibaren teslim olunmaya başladı. İmar kanunu gereğince Levent’te inşa olunan yapılara kat çıkma izni verilmediği için de söz konusu evler 1980lerin sonlarına kadar büyük ölçüde orjinalliklerini korudular.

1950’lerde Levent nüfusu 2000 civarında olan ve tıpkı yazlık sayfiye siteleri gibi içinde yaşayan insanların birbirini tanıdığı mütevazı bir yerleşke konumundaydı. Bahçeli evlerinde insanlar meyve, sebze ve çiçek yetiştirir, günün yorgunluğunu atma yoluna giderlerdi. Araç trafiğinin neredeyse hiç olmadığı bu mekan, asude bir yaşam sahası görünümündeydi. Belki de bundan dolayı gündelik hayatın hay huyundan kaçan yazar-çizer, akademisyen ve sanatçıların tercih mekanı olmuştu.

SEMTİN PROFİLİ

İnşaat işlerinin bittiği 1950’lerde Levent sakinlerinin profiline bakıldığında, genellikle memur, subay, öğretmen, sanatçı, yazar, bilim adamı, küçük ve orta ölçekli tüccarın yaşadığı görece nezih bir yaşam alanı göze çarpmaktaydı. Semt sakinlerinin neredeyse tamamı birbirini tanımaktaydı. Çarşı ya da cami gibi alanlar genellikle sosyal iletişimin canlılığını temin ediyordu. İlk zamanlar Levent’te yaşayanları esasen kendi içinde iki kısma ayırmak mümkündü. Orta gelirli memur, öğretmen, yazar, esnafın yoğun olarak tercih ettiği 1. Levent ile daha çok ünlü oyuncular ve daha üst gelirlilerin rağbet ettiği 4. Levent. Her iki semtin de kendince ünlü simaları vardı. Öncelikle 1. Levent’te bulunan ve bugün de aynı adı taşıyan Çalıkuşu sokağı, ünlü romancımız Reşat Nuri Güntekin’in hatırasını taşır. Güntekin, uzun bir süre buradaki evinde yaşamıştı. Aynı sokak başka önemli yazarları da içinde barındırıyordu. İstanbul üniversitesinde görev yapan Türkolog Ahmet Caferoğlu ile matematik ve Hayat bilgisi kitapları yazarı Nimet Çalapala ile eşi gazeteci Rakım Çalapala, Türkiye’de kadın hareketinin en önemli isimlerinden Şükufe Nihal hanım diğer akla gelen isimler. İktisat profesörlerimizden Cevat Orhan Tütengil ise 12 Eylül ihtilalinden bir sene kadar önce, yine bu civardaki evinden çıktığı sırada uğradığı bir suikast sonrasında hayatını kaybedecekti. Levent’te yaşayan bir diğer ünlü de hiciv edebiyatımızın önemli isimlerinden Aziz Nesin’di. Nesin, Kemal Tahir ile birlikte kendi kitaplarını basmak amacıyla bir yayınevi kurmuş, ancak bir süre sonra yayınevini kapatmak zorunda kalmıştı. Bunun sonrasında Aziz Nesin, Levent’e gelip semtin ilk kırtasiye dükkanını açarak kitap satma yoluna gidecekti. Lakin kitap satışıyla geçinemeyeceğini anlayınca işi gazete bayiliğine dönüştürerek her sabah kapı kapı dolaşmak suretiyle, Leventlilere gazetelerini dağıtacaktı.

4. Levent ise lüks havuzlu villalara sahip olduğundan daha çok sosyete ve sanatçı kesiminin ilgisine mazhar olacaktı. Zeki Müren, 4. Levent’in ilk akla gelen meşhur sakiniydi. Hatta Levent yerleşimi onun bölgeye taşınmasıyla ülke çapında meşhur olmuştu. Fatma Girik, Türkan Şoray, Cüneyt Arkın gibi diğer Yeşilçam yıldızları ise daha ziyade ilk üç Levent yerleşkesini tercih etmişlerdi. Ne yazık ki bugün Levent semtinde ilk yerleşim günlerinden kalan köklü aile sayısı son derece az. Levent hakkında kapsamlı bir araştırma kaleme alan Oya Baydar, bu sayının daha 1994’lerde yüzde 90 oranında azaldığını söylüyor. Varın ötesini siz düşünün.

GÜNÜMÜZ LEVENT’İ VE SORUNLARI

Levent evleri yerleşime ilk açıldığı zamanlarda yaşanan sorunların belki de en önemlisi şehir merkezine olan uzaklığıydı. Zira İstanbul bu dönemde büyük ölçüde bugün Şişli camiinin bulunduğu civarda bitiyor, buradan itibaren gayrimüslim cemaatlere tahsis edilen mezar alanları başlıyordu. Mezar alanlarının sonunda Mecidiyeköy’ün dutlukları ve açık hava bahçeleri bulunuyordu. 1950’lere gelindiğinde burada da tek ya da çift katlı evler oluşmaya, likör fabrikası gibi tek tük tesisler kurulmaya başlanmıştı. Levent ile Mecidiyeköy arasında ise 1935’den sonra hizmete açılan İstanbul’un ilk asri, yani çağdaş mezarlığı konumundaki Zincirlikuyu kabristanı bulunuyordu. Kabristanın tam karşısında Büyükdere Caddesi ile Etiler yolu arasında kalan sapakta mezarlığa mezar taşı üreten bir atölye bulunmaktaydı.

Levent evlerinin yapıldığı tarihlerde Eczacıbaşı firması da burada büyük ve önemli bir tesisin temellerini atıyordu. Eczacıbaşılar, üretim faaliyetlerine 1941’de Laleli’deki bir apartman dairesinde başlamış, 1952 yılında da Levent evlerinin karşı tarafına düşen ilaç fabrikalarını açmışlardı. Fabrika ve onun arkasında zaman içinde büyüyen Gültepe ve Çeliktepe semtleri, mezar alanının da genişlemesini bir yerde sınırlamışlardı. 1950’lerin sonlarına doğru gecekondulaşma ciddi bir boyuta ulaşmış ve sonuçta yetkililer bir dizi tedbir almak zorunda kalmışlardı. Mesela Cumhuriyet gazetesinin 25 Ekim 1957 tarihli nüshasındaki habere göre, Eczacıbaşı ilaç fabrikasının hemen arkasında, son bir buçuk ayda bitiveren gecekondu mahallesinde yer alan 6 gecekondu yıktırılmıştı. Ancak gecekondu sahipleri, yıkım sonrasında ortada kalan kontrplak ve tahtadan ibaret malzeme ile barakalarını bir gece içinde yeniden dikivermişlerdi. Jandarmanın bu seferki müdahalesi daha sert olacak ve sadece bir gece önce yapılan evler değil 20’ye yakın sayıda başkaca gecekondular da yıkılacaktı. Yine de bu gibi yöntemler bölgedeki gecekondulaşmanın önüne geçemeyecektir.

Bölgenin ilk yıllardaki en ön büyük dertlerinden biri olan su kesintileri, o devirlerde inşa edilen büyük bir su kulesi ile giderilmeye çalışılmıştı. Alışveriş de bir diğer önemli sorundu. Leventliler, özellikle kış mevsimlerinde çarşıya kadar gitmek ihtiyaçlarını buradan görmek konusunda zorlanıyorlardı. Ancak bu durum, İstanbul’da o dönemlerde gittikçe yaygınlaşmaya başlayan Migros kamyonlarının mahalle aralarında dolaşmaya başlamasıyla aşılacaktı.

Bir diğer önemli sorun da şehrin dışında kalan Levent’in şehirle bağlantısıydı. Çoğu zaman günde birkaç kez ile sınırlı olan ve Nişantaşı, Şişli, Tünel civarına uzanan otobüs seferlerini kaçırmanız durumunda saatlerce nakil vasıtası beklemek zorunda kalınmaktaydı. Oysa semt, bugün İstanbul trafiğinin en önemli arterlerinden biri olmuş vaziyette. Levent sakinlerinin eğlence mekanları konusunda alternatifleri son derece azdı. Genellikle bugün yerinde HSBC binasının yükseldiği eski bahçe sinemasına gelen filmlere gidilmekte ya da sıklıkla komşu ziyaretleri yapılmaktaydı. Ancak son derece çetin geçen ve şehirle bağlantıyı tümüyle kesen kış mevsimlerinde, bu geliş gidişler de azalmaktaydı. 1950’lerin gazete haberlerinde yoğun kar yağışı dolayısıyla Levent’in şehirle irtibatının kesildiği ve semtin kenar mahallelerine kurtların indiği yönünde haberlere sıklıkla tesadüf olunuyordu.

Levent, bilindiği üzere İstanbul’da örnek şehirleşmenin bir numunesi olarak doğmuştu. Ancak zaman içinde değişen ve gelişen kent, Levent’i de etkisi altına almakta gecikmedi. Bilhassa 1990’lardan sonra bölgede yaşanan baş döndürücü değişim, semtin de kaderini belirledi. 2. köprü bağlantı yolunun ve şehrin en önemli iş merkezlerinden biri olan Maslak güzergahının buradan geçmesi, beraberinde ciddi sıkıntıalrı da getirdi. Levent artık bir rant bölgesi haline gelmişti. Bunlara ilave olarak Etiler’deki eğlence mekanlarının Levent’e sarkması da buradaki sosyal yaşamı derinden etkiledi. Sonuç olarak pek çok Levent evi bugünkü deyimle “home ofis” olarak kullanılmaya, restoran ya da cafe olmaya başladı. 2000’li yılların başında yapılan bir araştırmada 700 Levent evinin yaklaşık üçte birine denk gelecek şekilde 210 evin iş yerine dönüştürüldüğü saptandı. 65 kadar ev de boştu. 2002-2006 yılları arasında Akadlar semtinde bulunan Terakki Vakfı okullarında çalıştığım sıralarda 1. Levent’in içinden geçerek çarşıya indiğim için, ne yazık ki araştırmanın yapıldığı tarihten sonra dahi, durumun mesken konutlar aleyhine geliştiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Halbuki Levent, genç Cumhuriyetin son derece uygun ödeme koşullarıyla kendi vatandaşlarına insanca yaşam imkanı sunmasının bir göstergesi olarak, bir müze olarak yaşamalıydı. Zira buradaki evler Emlak Bankası’nın ön ayak olmasıyla ortalama aylığın 500 lira olduğu bir devrede 14 bin ile 60 bin lira arasında bir bedelle alıcılara sunulmuş, böylece orta halli vatandaşların da bahçe içindeki bu nezih yapılara sahip olabilmelerinin önü açılmıştı. Kaldı ki buradaki iş yeri ve ofisler, bölgedeki mevzi imar planına göre yasadışı durumda. Zira bu plana göre 1. Levent’teki çarşı dışında bölgede hiçbir şekilde işyeri açılamaz. İş yerleri bu yasağı çiğnemekle kalmıyor, aynı zamanda yaptıkları sözde tadilatla da evlerin orjinal planlarını yok ediyorlar. 250 metrekare civarındaki bir evin alanı, yenilendikten sonra yasadışı yollardan alınan izinlerle 600-1000 metrekare boyutlarına çıkarılabiliyor. İşyeri restorasyonları beraberinde bir sanat katliamını da getirebiliyor. Bilhassa 4. Levent evleri inşa olunurken aralarında Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu ile Sabri Berkel’in de bulunduğu pek çok sanatçının elinden çıkan mozaikler, binaların cephelerini süslemekteydi. Bugün bu eserlerden bazıları bina yalıtım işlemleri vesilesiyle yok edilmiş vaziyette.

Özellikle çarşıya ve ana caddeye yakın yerlerde bulunan evlerin neredeyse tamamı reklam şirketleri, hayvan hastaneleri, gece kulupleri tarafından parsellenmemeliydi. Bir ucu Etiler’e çıkan Reşat Nuri Güntekin sokağı, nezihliğini koruyabilmeliydi. İşyerlerinin semti istilasının beraberinde getirdiği sorunlardan birisi de park sorunu. Özellikle eğlence yerleri yada restoran-cafe tarzı yerler müşterilerine park alanı temin etmek amacıyla mesken olarak kullanılan sokaklara müşterilerinin araçlarını park ediyorlar. Bu durum haliyle trafik tıkanıklığına ya da ev sahibinin mağduriyetine sebep olmakta. Yine Levent’in en önemli metro duraklarından biri olması neticesinde iç kesimlerden kendi araçları ile gelen insanlar, Taksim, Mecidiyeköy ya da Maslak gibi trafik probleminin baş gösterdiği yerlere girmemek için araçlarını Levent’in ara sokaklarına park edip, yollarına metro ile devam ediyorlar. Bu da zaten otopark sıkıntısı yaşayan semtin bir diğer ciddi problemini oluşturuyor. Gece kluplerinden etrafa yayılan müzik sesi, çöp ve atıklar nedeniyle de semt sakinleri ciddi mağdurieyetlere uğruyorlar.

Hasılı cumhuriyetin örnek yerleşkesi, bugün şehrin geldiği nokta açısından ibretlik bir yaşam alanına dönmüş vaziyette.

KAYNAKÇA Cumhuriyet gazetesi, 25 Ekim 1957 tarihli nüshaları Rüştü Esin; …ve bir gün Levent’i de vurdular, İstanbul 2008 Mücteba İlgürel; “Levent”, DİA, cilt: 27, Ankara 2003, s. 149-151 Haydar Karabey; “Toplumsal Dönüşüm Sürecinde Bir Kentsel Alanın Evrimi ve Bir Sivil Toplum Örgütünün Direnişi: Levent”, Yapı, sayı: 265, İstanbul 2003, s. 65-72 Orhan Okay; Bir Başka İstanbul, İstanbul 2002 Antonie Oliver; 18. Yüzyılda Türkiye ve İstanbul (haz: Aloda Kaplan), İstanbul 2007Gündüz Vassaf; Leventnâme, İstanbul 2010

Çağdaşlık Örneğinden Metropol Ardiyeliğine Bir Semtin Hikayesi – Bu yazı 2010 yılının Kasım ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 45. sayısından alınmıştır.

Yazar : ÖNDER KAYA

ÖNDER KAYA
1974'te İstanbul doğumlu. Öğretmen, araştırmacı-yazar ve tarihçi. Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü'nden mezun olan Kaya, aynı yıl Marmara Üniversitesinde yüksek lisansını yaptı. Öğretmenlik hayatına Robert Koleji'nde devam etmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir