Anasayfa » DÜNYA » Çıkayım Gideyim Şu Urumeline Aman Aman
gezgin-dunya-cikayim-gideyim-su-urumeline-aman-aman

Çıkayım Gideyim Şu Urumeline Aman Aman

Bu türküyü ne zaman dinlesem mirasçısı olduğum medeniyetin bütün yükünün omuzlarıma çöktüğünü hissederim.

Yazı: Süleyman Gündüz Fotoğraflar: Halit Ömer Camcı

Bosna Hersek Savunma eski Bakanı Hasan Çengiç ‘Balkanlar sizin arka bahçeniz değil, ön bahçenizdir. İlhamınızı doğudan alsanız bile yönünüz Batı’ya dönüktür. Sizleri en iyi Balkanlılar anlar.’ diyordu. Bugün Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler bu düşüncenin yabana atılmaması gerektiğini bizlere göstermektedir. Balkan seyahatinde buna tekrar tanıklık ettik. Necati Tümer ve Burhan Özcan’ın önerisi, Seyit Ali Demirer’in organizasyonu ile 6 Balkan ülkesini dolaşma fırsatı bulduk. Görsel belgeleme fotoğraf sanatçısı Halit Ömer Camcı’ya aitti. Seyahat ekibimizde genç kardeşlerimiz ve ebeveynleri bulunuyordu.

Seyahat hepimiz için öğretici olduğu kadar, gençler için anlamlıydı. Mirasçısı oldukları medeniyetin bakiyesini görme fırsatını buldular. Seyahatimiz Priştine’de, Sultan Murad Hüdavendigar’ın türbesini ziyaretle başladı. Daha önceki yıllarda yaptığım ziyaretlerde türbenin bakımsızlığını gördükçe üzülüyordum. Serdar Çam’ın başkanlığında TİKA türbeyi restore etti ve yanında bir de müze oluşturdu. Müze duvarında asılı Murad Hüdavendigar’ın duasını Hilal Cemile’nin duygulu bir sesle okumasının, genç Oğuz Eren, Merve Sena, Şeyma, Kübra, Şerife Şeyma, Hüsna, Muhammed Salih, Mahir, Hande, Ahmet Selim, Mustafa, Süeda Zeren, Ayşe Beyza, Hüma Berra, Zeynep Ilgın, küçücük Hatice Zümra’nın ve bizlerin üzerinde bıraktığı etki; yol boyunca azığımız gibiydi.

Duanın ilhamıyla zorluklar kolaylaştı. Geçmişini bilmeyenler geleceğini doğru bir zeminde kuramazlar. Başkent Priştina’da kısacık bir soluklanmanın ardından; Karadağ üzerinden Sancak Yeni Pazar’a doğru yola çıktık. 1998 Temmuz ayında Kosova’nın bağımsızlık mücadelesine tanık olmak için geldiğim şehirlerden İpek’i (Peja) görünce, geçmişe bir yolculuk kaçınılmazdı. Bugün Suriye’de kimyasal saldırı sonucunda ölen çocuklar gibi o günlerde de Sırp saldırganlar tarafından Rahovece’de (Orahovaç) öldürülen Arnavut çocukların cesetleri çöplüklerden çıkıyordu. Balkanlar, Kafkaslar, Asya, Afrika ve Orta Doğu değişen bir şey yok. Birlikte seyahat ettiğim genç kardeşlerim o günlerde ya yeni doğmuşlardı veya ilkokula henüz başlamışlardı.

İpek, bizim için anlamlıydı. İstiklal Marşı yazarımız Mehmed Akif Ersoy İpek’liydi. İlk Türkçe sözlük olan Kamus-ı Türkî’nin yazarı Şemseddin Sami (Frashëri) de Arnavut’tu. Andık. İpek’ten kıvrılarak dağlara doğru tırmandık ve Karadağ Rozaje üzerinden Sancak Novi Pazar’a gece ulaştık. 2006’ daki referandumda Karadağ Sırbistan’dan ayrıldığından Sancak ikiye bölündü. Bir kısmı Karadağ’da, diğer bir kısmı Sırbistan’da kaldı. İlk gecemiz Novi Pazar’da geçti. Sabah gün doğmadan şehri dolaşma ve insanlarıyla konuşma fırsatı buldum. Batı Karadeniz’de bir şehir gibi; nasıl bu kadar benzer kalabildik. Müslümanlara ait köy, kasaba ve şehirlerin giriş çıkışlarında mezarlıklar karşılıyor ve uğurluyordu bizleri. Camilerin dışında izlerimiz silinmeye çalışılsa da mezarlıklar geçmiş dönemin sahiplerinin işaretlerini haykırıyordu. Şehirler ve ülkeler geçiyorduk. Sjenica, Prijepolje, Priboj üzerinden Sancak’tan Bosna Hersek topraklarına girdik.

Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor. Geçmiş dönemleri 1992-95 tarihinde yaşananları hatırladık.Sınır kapısı Bosna Sırp Cumhuriyeti’ndeydi. Kapının dışında her yerde Sırp bayrakları asılıydı. Bosna Hersek devletine ait belirti yoktu adeta.Gorajde Pale üzerinden ver elini Sarajevo. Sarajevo’ya ulaşmak huzuru bulmaya yetiyor. Törensel bir hazırlıktan sonra önce Stari Grad’a şehirle bütünleşmeye ve ardından Kovaçi şehitliğine.

Destansı direnişin öyküsü mezarlık; başkomutanla askerler bir arada ve huzur içinde cennette inşaAllah. Sarajevo’nun en etkili yanı, yaşama gücünü adeta mezarlıklardan almasıdır. Bosna Hersek’te iki gün Travnik, Mostar, Blagaj ve Poçitelli ziyaretlerini yaptık.Yüzlerce yıllık birliktelik yeniden diriliyordu. Seyahat bizim için hızlandırılmış bir kurs gibiydi. Stolaç, Trebinje üzerinden Karadağ’a doğru yolculuğumuz savaş döneminde yaşanan hoşgörüsüzlüğü bize tekrar hissettirdi. Benzin istasyonunda ibadet için hazırlık yapmak isteyen kardeşlerimize yönelik davranışlar, bölgede hala birçok şeyin değişmediğini gösterdi. Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu Karadağ Ulcinj’de bir gece konakladıktan sonra Arnavutluk’a hareket ettik. Cuma vakti küçük bir Arnavut köyünde yaşadıklarımız ortak medeniyetin diri duruşunu idrak etmemizi sağladı. Evinin kapılarını ardına kadar açıp konuklara peşkir tutan Arnavut yaşlı kadın, yaşanacakların habercisiydi. Yıllardır yollarınızı gözledik nerede kaldınız der gibiydi.

Cami avlusunda Arnavutlara ait mezar taşlarında bir tarafta çift başlı kartal ve öte yanda ise ay yıldız. Mustafa Erdoğdular’ın Cuma ezanı herkesi gözyaşlarına gark etti.

Mustafa Bey, bunu Tirana Ethem Paşa Camiinde de akşam namazında tekrarladı. Camiye gelen Arnavut yaşlılar birbirlerine ağlamaklı bir sesle ‘işte kardeşlerimiz geri döndüler’ müjdesini veriyorlardı. Geceyi Makedonya’da Ohrid’de geçirdik. Şehir herkese, içinde göl olan Safranbolu dedirtti. Struga üzerinden, Gostivar ve Kalkandelen, Alaca Camii seyahatimizin sonuna yaklaştığımızı ifade ediyordu. Cami tezyinatı ve resimler İstanbul’u hatırlattı. Finale yaklaşmıştık. Sırada iki gün geçireceğimiz Yahya Kemal’in Bursa’nın Şar Dağı’ndaki devamı olarak ifade ettiği Üsküp bulunuyordu. Dolaştığımız sokak aralarında, cami avlularında kumrular ‘nerede nerede o eski Üsküp’ der gibiydiler. Bir şehir ancak bu kadar özünden kopartılabilirdi. Nice ülkeler ve şehirler dolaştım hiçbiri bana Üsküp kadar acı vermedi.

Bu yazı 2014 yılının Ocak ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 83. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir