Anasayfa » MANŞET » Denizin Saklandığı Yer; Selimiye
gezgindergi-turkiye-denizin-saklandigi-yer (5)

Denizin Saklandığı Yer; Selimiye

Ege kıyılarını gezerken denizin kara ile ilişkisinin dikkatinizi çekmemesi mümkün değildir. Karadeniz kıyılarının düz, sert ve öfkeli yanı, Marmara’nın içselliği ve sakinliği, Akdeniz’in huzuru ve ferahlığı dikkatinizden kaçmaz. Ama Ege kıyılarına geldiğinizde kimi zaman yukarıda saydıklarımızın hepsini görürken; kimi zaman da gizemli bir iç içelik ve birliktelik hissedersiniz. Koyların içine girdikçe sanki kara, denizin içine girmemiş de, deniz karanın içinde saklanmış duygusuna kapılırsınız. Kara mı denize taşmıştır, deniz mi karaya saklanmıştır çoğu zaman ayırt demezsiniz. Kim bilir, belki de egeyi ege yapan, o gizemli hikayelerin sebebi ve kaynağı bu coğrafya, bu iklimdir.

gezgindergi-turkiye-denizin-saklandigi-yer (1)

YAZI ve FOTOĞRAFLAR: HAYRETTİN OĞUZ

Belki hayatının merkezini bozkır veya toprak belirlemiş bir insan için toprağın denize başkaldırışıdır ege kıyıları. Ancak Orta Anadolu’da bozkır kültüründe ve coğrafyasında yetişmiş benim için ege kıyıları hep denizin saklandığı ve gizlendiği yerler olarak somutlaşmıştır muhayyilemde. Sanki yorgun deniz dinlenmek için bir kuytuya saklanmış, bir gölgeye çekilmiş, bir dağın dibinde veya bir ağacın gölgesinde huzur aramaktadır. Sanki deniz bir film izlemekte, bir türkü dinlemekte, bir şiir yazmakta veya okumaktadır kendine bakarak. Sanırım bu duyguları ege kıyılarının en güzellerinden biri olan Selimiye’de daha yoğun hissettim. Hatta Orhaniye’den Selimiye’ye geçerken denizin içinde yürüyen insanları gördüğümde bu düşüncem daha da pekişti. Huzur arayan deniz ile huzur arayan insanlar denizin ortasında iç içeydi. Zaten Selimiye’de deniz huzurlu değilse insana huzur vermesi mümkün değil. Burada dikkatinizi denizin buraya gelip saklandığı hissi kaplıyor. Ve siz bu huzura ve dinlenmeye sadece katılıyor eşlik ediyorsunuz.

Selimiye’ye giderken yolların kıvrım kıvrımlığı sanki insanın içinde yapılan bir yolculuğa benziyor. Kimi zaman deniz kenarına inerek huzura eşlik ediyorsunuz, kimi zaman da dağlara çıkarak huzura ve sükunete uzaktan bakıyorsunuz. Bir olmanın ne olduğunu görüyorsunuz.

İlk olarak yoldaki satıcıların güleryüzü ve misafirperverliği karşılıyor sizi. Bir sahil köyü olmasına rağmen o kadar sessiz ki. Hiçbir müzik kulağımızı tırmalamıyor. Hiç kimse hoyratça müzik seslerini açmamış. Sohbet ettiğimiz insanlar burada disko ve bar yok dediğinde şaşkınlığımız biraz daha artıyor. “Sadece koya yaklaşan teknelerden bazen gürültülü müzik sesi gelir onun dışında sessizlik hakimdir” diyor Altay. Nitekim deniz kenarına kurulan yemek masamızda sadece suyun sesi ve ayaklarımıza kadar gelen balıklar var. Onlar da huzurlu ve bizim keyfimize eşlik ediyorlar.

gezgindergi-turkiye-denizin-saklandigi-yer (2)

Selimiye Köyü, Hisarönü Körfezi’nin incilerinden biri. Antik çağda ismi Hydas olan köy, sonraları Losta ismini taşımış. Günbatımında dağların arkasında kaybolan güneş etrafı kırmızı tonlarına boyadığı için köye “Kızılköy” de denmiş. Bozburun Yarımadası’nda Loryma Kaisareia, Kastabos, Erine, Bybossos gibi antik yerleşimlerden biri olan Hydas (Selimiye), Arkaik döneminden kalma kalıntılara sahip. Çevrede biri Selimiye’nin en yüksek tepesinde, diğeri Sarıkaya tepesinde, sonuncusu ise Kızılköy Mahallesi’ndeki Aşarkale olmak üzere üç kale kalıntısı bulunuyor.

Gittiğiniz bir yerde sokakta akan bir çeşme görüyorsanız o yer yaşanabilir bir mekandır. Oranın insanı hala insandır ve zaman mekan henüz kokuşmamış, insana yabancılaşmamıştır. Bu anlamda Selimiye’de sokak çeşmelerinden rahatlıkla suyunuzu içebiliyorsunuz. Her yer doğal meyvelerle ve yiyeceklerle dolu. Köylülerin ikramı ile neredeyse karnınızı doyuruyorsunuz. Kadınların elleri hep kekik ve badem kokuyor. Kedilerin mutluluğu dikkatlerden kaçmıyor. Bir sokakta otlanmadan gelen inekleri, koyunları insanlarla yanyana görebiliyorsunuz. Kediler bu geziye eşlik ediyor. Çocukların mutluluğu çok belirgin. Denizle iç içe çocuklar. Zaten burada denizle iç içe olamayan bir kimse mutlu değildir. Köylülerin çoğunluğunun geçim kaynağı balıkçılık. Bunun yanı sıra badem içi çok yaygın.. Kekik satan kadınları o kadar çok gördüm ki. Ve tabi ki zeytin ve zeytinyağı. Bütün egenin olmazsa olmazı.

Selimiye’de ister sabah erken kalktığınızda, ister Akşam gün batımına yakın zamanda mutlaka kıyı boyunca yürüyün. İnsan dünya meşakkatinden uzakta olmanın rahatlığını ancak o anlarda hissediyor. Veya oturduğunuz bir küçük köy kahvesinde içtiğiniz sıcacık çayın insana verdiği lezzet tadılamayacak türden.. İnsan huzurlu, hayvanlar huzurlu, deniz huzurlu, balıklar huzurlu, rüzgar, ışık, toprak ve siz huzurlusunuz. Tıpkı deniz gibi sanki siz de kendinizi modern hayattan yalıtıp saklanmışsınız duygusunu sürekli yaşıyorsunuz. Hatta öyle ki gelen karanlık bile sanki huzuru buralarda buluyor.

gezgindergi-turkiye-denizin-saklandigi-yer (3)

Akşam kızıllığında bir yanda balıkçı tekneleri ile öbür yanda yatlar arasındaki çelişkiyi düşünüyor ve her ikisinin de aynı ortak paydada buluşmalarının güzelliğini yorumluyorsunuz. Burada para, makam, şöhret her şey düzleşiyor.

Ege kıyılarında özellikle akşam üstü sessizliğinde ege türküleri duymazsanız bir şeyler eksik kalır. Her akşam üstü bildiğimiz sanatçılardan veya yörenin mahalli sanatçılarının yorumlarından hep ege türküleri dinledik. Bazı yatlardan veya lokantalardan her ne kadar batı ve popüler müzik sesleri gelse de ege türkülerini hiçbir zaman bastıramadı. Bu da ayrı bir haz veriyordu bana. Burada yılların balıkçıları hala, çökertmeyi, demirciler demir döğer tunç oluru, elif dedim be dedimi söylüyor. Küçük çocukların gerek oynayarak ve gerekse söyleyerek bu türkülere eşlik etmesi ise gelecek adına hala bir umudun ve ışığın var olduğu duygusunu bize tattırıyor.

gezgindergi-turkiye-denizin-saklandigi-yer (4)

Selimiye’den ayrılırken karşı tepeden köyü seyrediyoruz. Hep böyle kal ve seni paraya dönüştürecek ve sana para gözleriyle bakacak insanlar görmesin seni diyoruz ve denizin saklandığı bu yerin huzuruna son bir kez daha gözlerimizle eşlik ederek yolumuza devam ediyoruz.

 Bu yazı 2014 yılının Ekim ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 92. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir