Salı , 24 Ekim 2017
Anasayfa » DOĞA » Ekmeğinin Peşinde Zorunlu Gezginler: Arılar ve Arıcılık

Ekmeğinin Peşinde Zorunlu Gezginler: Arılar ve Arıcılık

Yazı: Asım Fahri Çelik  Fotoğraflar : Halit Ömer Camcı

Niyeyse balı severiz de balı yapanı pek sevmeyiz. Sevmemek demeyelim de ona; etrafımızda görünce biraz ürkeriz, tedirgin oluruz diyelim. Oysa hayvancağızın bizimle bir derdi yoktur, bizi gördüğü bile yoktur. O, görevini yerini getirmeye   çalışan  ekmeğinin peşinde kendi  halinde bir bal arısıdır sadece.  İnsan ve arı… Birbirine, insanlık kadar eski iki aşina mahluk. Lakin onca bin yıldan beri birbirlerine alışamamışlardır hala.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (14)
Mavi işaretli arı peteğin lideri Ana Arı’dan başkası değil

Esasen bu yazının konusu, Latince “apis” diye tesmiye olunan bal arısının insanla tanışıklığından bu yana dünyayı köşe bucak, yayla kışlak gezmesine dairdir. İnsanı gördüğümüzce biliriz de. Bu arı, nedir ne değildir, ne yer,  ne içer bir bilelim dedik.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (17)

Onun İçin Önce Künye

Arı, hayvanlar aleminin eklem bacaklılar şubesinin antenliler alt grubundan böcekler sınıfının Frenkçe “Hymenoptera” tabir edilen meşhur zar kanatlılar sülalesinin “Apidae”  ailesi üyelerinin genel adıdır güzel Türkçemizde. Lakin, arı deyip geçmemeli. Yabani arısı, eşek arısı, toprak arısı, guguk arısı, yaprak kesen arı, bal arısı derken cemi cümlesi yirmi bini aşmış ( bir rivayete göre, yüz bin!) böcekler aleminin en geniş ailelerinden birinden  söz ediyoruz burada.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (15)

Balıyla bize lezzet ve şifa dağıtan ve bir tür “dans dili” geliştiren “apis” namıyla maruf bal arısı aralarında en ünlüsüdür. Aslında “apis” bal arılarının genel adıdır. Ehlileştirilip kovana konulanına “Apis mellifera” denilir ki, bizim de sıkça karşılaştığımız bal arısı budur. “Batı” bal arısı olarak da tanınır. Onun dışında balından istifade edilen üç ayrı tür daha vardır: Apis cerena, Apis dorsata ve Apis floera. İlkinden kısmen de olsa kovana alınarak balı için yararlanılsa da, diğer ikisi kovana alınamadığından doğal yuvalarında tek bir petek üzerinde hayatlarına devam etmekteler hala.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (16)

Bu uzun künye ve akrabalık ilişkileri sıralamakla bitecek gibi değil. Türlerden sonra bir de arı ırkları var. Onlar da saymakla bitmiyor.  Afrika, Avrupa ve Amerika kıtalarına yayılmış ve Asya kıtasına sokulmuş olan bal arısının; yerli arı, İtalyan arısı, Kafkas Arısı, Kornial arısı ve Kıbrıs Arısı gibi coğrafi ırklarının Türkiye’de mevcut olduğunu söylemekle yetinelim biz sadece.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (10)
Petekler sadece arıların girebileceği büyüklükte kapılara sahiptir

Arı Krallığında Hayat

Arı Krallığında toplumsal örgütlenme üç kasttan oluşur. Kastın en tepesinde Anaarı ya da Kraliçe arı dedikleri vardır ki kovanda sadece bir tane bulunur. Ömrü beş yıl kadardır. Bütün arılar varlıklarını ve yaşamlarını ona adamışlardır. Günde ortalama iki bin yumurta bırakmasıyla meşhurdur.  İkinci kastın üyesi ise erkek arılardır. Her kovanda yaklaşık bin mevcutla hizmet görürler. İşleri güçleri havada ya da yerde uçarken nerede bulurlarsa kraliçeyi memnun etmektir. Onun dışında vazifeleri yok. İşleri bitince kovandan atılırlar ya da işçi arılar tarafından öldürülürler. Öldürülmeseler de dışarı atıldıklarında hiçbir iş bilmediklerinden açlıktan ölürler.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (19)

Kastın üçüncü üyesi ise Arı Krallığının doğuştan kısır, dişi işçi balarısıdır.  Bizim bir çiçeğin üzerine konmuş, nektarını emerken rastladığımız da genelde bu arıdır. Bütün balı yapan, kovanı besleyen, bakımını, temizliğini üstlenen  bu fedakar arı grubu, yaklaşık elli bin mevcuduyla kovanın en kalabalık nüfusunu oluştururlar.

Yumurtadan çıkar çıkmaz vazifeye atılan bu böcekler, çıraklık dönemlerini peteklerin temizliğiyle geçirirler. Sonra yetişkin işçi arıların petek gözlerine doldurdukları bal ve çiçek tozuyla kendilerinden sonra yumurtadan çıkacak olan arı adayı kurtçukları besleme işine koşulurlar. Ömrünün onuncu gününe gelen işçi arılar; dadılık, temizlik ve depoculuk işinden alınarak iş seyahatine çıkmak için hazırlanırlar. İlk kısa yön bulma uçuşlarını da bu dönemde yaparlar. Yine bu dönemde petek imal etmek için kullandıkları mum salgılayan bezleri çalışmaya başlar ve petek yapmaya koyulurlar.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (20)

On sekizinci güne gelindiğinde kovanın girişine nöbetçi olarak atanan işçi arının buradaki vazifesi savunma maksatlı değildir sadece. Kovanın sıcaklığı yaz günlerinde 34 dereceyi aştığında bir çoğu bir araya gelerek kovanın ağzında kanat çırpmak suretiyle doğal bir vantilatör vazifesi görürler. Böylece hava akımı sağlanmış ve kovanın derecesi kontrol altına alınmış olur.

Yirminci güne geldiklerinde artık iş seyahatine çıkma zamanı gelmiştir işçi arıların. Bundan sonra ölene kadar- ki bu dört  veya beş hafta sürecektir- çiçek çiçek dolaşıp bal özü ve çiçek toplayacaklardır artık. Bunun yanında kovanın diğer işlerini de ihmal etmemeleri gerek. Gelişimini tamamlamış işçiler arasında sadece dışarıda çalışan ya da kovan görevlisi şeklinde bir ayrım yoktur. Bir iş varsa bütün işçi arılar göreve koşturulurlar.

Koloninin bütün yükü işçi arıların sırtındadır. Yazın ölesiye çalışan işçi arılar o kadar yıpranırlar ki en fazla altı hafta yaşayabilirler. Kış ayları biraz daha rahattır. Bu dönemde doğan işçilerin ömrü dört beş aya kadar uzayabilir. Bunlar yaz sonunda yumurtadan çıkarlar ve koloninin bakımını kış boyunca üstlenirler.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (21)

Gezen Arı Aç Kalmaz

Tabiatı ve işi gereği mütemadiyen seyahat halinde olan dişi işçi arıların, yarım kilo bal üretmek için 3 milyon 750 bin defa çiçeklere konmaları gerekiyor. Miktar bir kiloya çıkınca  40 bin arının 6 milyon çiçeğe selam verip öpmeleri anlamına geliyor bu. Bir peteğin dolabilmesi için 100 milyon çiçeğin nektarının emilmesi gerekiyor ve tabii 100 bin kilometre kadar  da kanat çırpılması.

Koloni adı verilen bir arı topluluğunun pazarlanması için1  kilogram; ömrünü rahatlıkla geçirebilmesi için ise yaklaşık 8 kilogram bal üretmesi gerekir. Bu da o koloninin dünyanın etrafında ortalama 6 defa dolaşmaları demektir. Ömrü şunun şurasında ne kadar ki dediğimiz bu yararlı böceklerin  kendi mikro evrenlerinde yaptıkları bu aralıksız seyahatler onlara fazlasıyla “gezgin” sıfatını kazandırıyor.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (5)

İnsanın, Bal İçin, Arıya Ettiğini…

Ademoğlu, karnını doyurmanın ötesinde damak tadını keşfedince ya da hatırlayınca olan olur. Balla ve dolasıyla arıyla tanıştığında tarih denen yaşlı bilge bile henüz doğmamıştır. Yani bundan yaklaşık kırk bin yıl önce. Toplayıcılık dönemi  olarak adlandırılan bu devrede alıştığı lezzetten vazgeçmek istemeyen insanlık, önceleri balı alıp üreticisini hiçe sayarak telef ediyordu.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (6)

Balın sürekliliğini sağlamak için yeni çareler araması için otuz üç bin yıl geçmesi gerekecektir. Milattan önce yedi bin yıllarında arılar olmayınca balın olamayacağı idrak edilince yöntemler geliştirilmeye başlanır. Böylece ilk bilinçli arı yetiştiriciliğine de adım atılmış olur.

İlk dönemlerde ince ağaç dallarından sepet örmek suretiyle ya da ağaç kütüklerindeki oyukları kullanarak ilk kovanları geliştiren insanlar, sonra kovan için hasır sepetler kullanmaya başlarlar. Ancak arılar, peteklerini duvarların yüzeyine yaptıklarından balı almak için  yine arılara zarar vermek kaçınılmaz oluyordu.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (9)
Arıların sahipleri ile arası iyidir diye düşünmek büyük bir hata olabilir. O yüzden arıcılar peteklerden kovanları çıkarırken arıları uzaklaştıracak bir duman makinesi (körük) kullanırlar.

Zararı asgariye indirmek için yazın sonunda en çok balla dolan sepet seçilerek dumanlarla arılar öldürülür ve duvarlardaki petekler kesilirdi. Sonra da bu petekler balı akıtması için ezilirdi. Tabi bu arada yavrular kurtçuk arılar hepsi telef olurdu. Ertesi sene bir daha bala ihtiyaç duyulacağı için  başka kolonilerden ayrılan “oğul” tabir edilen yeni sürülerle boş sepetler doldurularak arıların ve balın devamı sağlanırdı.

Bu böyle on dokuzuncu yüz yıla kadar neredeyse böyle devam etmiş denilebilir. Kovan biçimlerinde pek fazla değişiklik olduğu söylenemez o zamana kadar. Belki biraz, bal alma ve elde etme usulleri gelişmiş olabilir.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (13)
Arcılık büyük zahmetlerle birlikte büyük bir mutluluğu da barındıran bir meslektir.

Bala Bulanmış Tarih

Gıdaların en lezzetlisi ve en yaralısı olan balın bundan sonraki öyküsü insanlık tarihi ile içi içedir. Hatta – abartmış olmayalım- “balın tarihi insanın da tarihidir, bir anlamda” desek yeridir. Dinler tarihinden Mitolojiye, edebiyattan tıbba ve tabiî ki ekonomiye kadar  hayati dinamiklerde insan için önemli bir yeri vardır bal dediğinin.  Elhasıl, üretimi ayrı bir şenliktir balın, tüketimi apayrı.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (7)

Mısır’da RA’nın yeryüzündeki gözyaşıdır bal.  Aynı zamanda II. Ramses döneminde memurlara ödeme yapılırken kullanılan önemli bir para birimidir. Dediklerine göre bir kavanoz balınız varsa o dönemde rahatlıkla hatırı sayılır bir eşek yahut inek satın alabilirmişsiniz. Öte yandan başta kraliçe olmak üzere Mısır ekabirinin hanımlarının kullandıkları güzellik iksirlerinin en önemli hammaddesi olarak bal, antik çağ kozmetik sektörünün de baş tacıdır.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (1)

Hiyerogliflerde de sıkça karşımıza çıkan arı figürü bizzat firavunun sembolüdür.  Bununla beraber, ne var ki arı sokmasıyla telef olan ilk büyük tarihi kişilik de bir firavundur. Olay, milattan önce 2641 yılında Firavun Menes’in başına gelmiştir.

Bal yüceliktir Mısır’da; şeker ihtiyacının dışında sağlık, güzellik ve zenginliğin kaynağıdır. Böylesine  çok sevilen bal için kıtalar geçilir Suriye’lerden Yunan topraklarından has ballar getirtilirdi özel görevliler tarafından.

Mısır’da ve Antik Yunan’da hekimlerin kariyerlerini kurtardığı bir ilaçtır bal aynı zamanda. Yaralanmalar, yüksek ateş, ödem, iltihaplanma ve stresin yanında akıl sır erdiremedikleri hastalıklar karşısında her ihtimale karşı balı ilaç olarak tavsiye ediyorlardı. Ve sonuç hiç de utandırıcı olmuyordu. Yine arıcılıkla ilgili ilk kitabın da Aristo tarafından yazıldığı söylenir.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (4)
Gezgin arıcıların pratik aletlerle yaptıkları prefabrik evleri

Roma’da bir genel kültür mevzusu haline dönüşen arıcılık devrin namlı bilim adamlarını ve tarihçilerini arıların başına üşüştürmeye yetmiştir. Hatta arıların davranışlarını gözlemlemek  isteyen bazılarının pencereli kovanlar bile yaptıkları olmuştur.  Zenginler de farklı boyutuyla da olsa arıcılıkla ilgileniyorlardı o zamanlar.  Hali vakti yerinde olan her Romalı fazladan bir kölesini illa ki arıcılık işinde görevlendirmiştir. Şimdilerde   bizim burun büktüğümüz ek bir iş kolu olan arıcılık, o zamanlar için bir itibar göstergesi olarak zenginler arsında başlı başına bir sektördü.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (3)
Sarıkamış’ta bir arı çiftliği

Orta çağa gelindiğinde bal hala kıymetinden bir şey kaybetmemiştir. Kutsal Roma- Germen İmparatoru I. Şarlman, bütün derebeylerinin bünyelerinde en az bir arıcı bulundurmalarını şart koşarken, kovanların korunmasına dair bir kanun çıkarmıştır. Hatta kovan hırsızlarına diri diri meydanda yakılma cezası verilmesine kadar götürmüştür işi.

Gelelim memleketimize. Anadolu’da bu işin temeli de Hititlere kadar dayandırılır. Milattan önce 1300’lü yıllarda Boğazköy’deki Hitit yazıtlarında rastlıyoruz arıcılıkla ilgili ilk bilgilere. Hititler tüketmekle kalmıyor, kutsal kabul ettikleri binaların temelinde kullanacakları taşların üzerine de dökerek, bala kutsallık atfediyorlardı.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (18)

Bu arada Osmanlı devrinde Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni sultan Süleyman’ın arıcılığa dair kanunnameler çıkardığını da eklemeden geçmeyelim.

Bir arı bu kadarını bilir miydi, bilinmez. Bilse de nasıl yaptığını  hiçbir zaman açıklayamayacağı bir ürünün insan hayatıyla bu kadar içli dışlı oluşu onu ilgilendirir miydi? Bizim derdimiz de bu değil elbette.  Bir arının kendisiyle semiyotik ilişki içinde olan insanla birlikte yaptığı zorunlu gezilerden söz etmekti muradımız. Maksat epeyce aşıldı. Hatta haddinden fazla…

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (8)
Bir astronotu anımsatan kıyafetiyle bir arıcı

Ve Nihayet Gezgin Arıcılar…

Gelelim bizim gezgin arıcılara.. Ülkemizde arıcılık genel itibari ile doğal alanlardaki çiçekler gözönünde tutularak yapılıyor. Özellikle Karadeniz sahil şeridinde yaşayan arıcılarımız ve bu arıcıların ürettiği ballarımız meşhur. Rize’nin Anzer balı dünya balları arasında özellikle aranan, ilaç sanayiinde de kullanılan bir bal çeşidi. Karadeniz şeridinde Ordu, Samsun, Giresun gibi illerimizin arıcıları yaz ayları geldiğinde arılarını Karadenizin nemli ve az çiçekli atmosferinden daha kuru bir havanın ama buna mukabil binlerce farklı çiçek türünün bulunduğu yüksek yaylalara, Anadolu’nun iç kısımlarına götürürler. Erzurum yaylalarından, Tunceliye, Sarıkamış’ın insanı büyüleyen ormanlıklarından Ardahan’a kadar farklı bölgelerde gezgin arıcıları görmek mümkün. Kovanları kamyonlarla üç aylığına yaşayacakları bu bölgelere götüren arıcılar, kendileri için en kolay ev yapma tekniği olan prefabrik evler kurarlar ve arı yayma dönemlerini bu evlerde yaşayarak geçirirler.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (12)

Arılara daha iyi bakım yapabilmek ve kovanların başına gelebilecek herhangi bir tehlikeye karşı koyabilmek maksadıyla genel itibari ile evlerini kovanların hemen yanına kurarlar. Kovanları yerleştirdikleri yer geniş çiçek ailelerinin yaşadığı arazilerin hemen ortası, yada çok yakını ve mümkünse bir su kenarı olmaktadır. Çok çocuklu ailesi olan arıcılar memleketlerindeki evlerini çocuklardan büyük olanlara emanet ederek yaşı uygun olan birkaç çocuğunu bazen eşlerini de alarak arı yaymaya giderler. Senenin üç ayını arılarının peşinde geçiren bu insanlar, evlerine döndüklerinde yanlarında dünyanın en lezzetli yiyeceği ve anlatacak hikayelerle dönerler.

gezgindergi_doga_ari_aricilik_aricilar (2)
Bir gezgin arıcı günün yorgunluğunu kovanlar üzerinde oturarak atıyor.

Ekmeğinin Peşinde Zorunlu Gezginler:  ARILAR VE ARICILAR – Bu yazı 2007 yılının Eylül ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 8. sayısından alınmıştır.

Yazar : GEZGİN YAZAR

GEZGİN YAZAR
Türkiye'nin Gezi, Seyahat ve Fotoğraf Dergisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir