Home
Şuan Buradasınız: Anasayfa » KÜLTÜR » Et Meydanı

Et Meydanı

Molla Fenari İsa  Camisi ve  Etmeydanı  Kapısı

Osmanlı’nın nabzının attığı yer

Yazımıza konu teşkil eden Et meydanı benim için hayli ilginç bir mekan. İlkokul 3. sınıfta Hayat Bilgisi dersi pek de iyi olmayan bir öğrenciydim. Hatta bu eğitim yılının sonunda karneme notum 3 gelmişti ki o yaş çocuğu için bu son derece kötü bir nottu. Ancak sonraki sene Hayat Bilgisi üniteleri içine Tarih dersinin girmesi ile notum 5 oldu. Bunda en önemli etken üst kat komşumuzun bana vermiş olduğu Hayat Tarih ve Resimli Tarih gibi mecmuaların etkisi olsa gerek. Bu dergilerde yeniçerileri konu edinen yazılarda geçen “Et meydanı”nın dibinde oturuyor olmama rağmen yakın zaman kadar bunun farkında olamamıştım. İlkokulum bu meydanın 1826’da ortadan kaldırılması sonucunda açılan Ahmediye caddesinin tam üzerinde yer alan “İskenderpaşa ilköğretim okulu” ve okulumun yanındaki cami de meşhur Yeniçeri ortalarının ibadet ettiği, önde gelen “Ağa”ların istişarede bulunduğu, Sultan Genç Osman’ın hal edildiği ve Yedikule’deki acı kaderine uğurlandığı, Patrona Halil ve Kabakçı Mustafa’nın, Yeniçeri ocağının önde gelen simaları ile görüşüp onları davalarına kazandırdığı Orta cami veya günümüzdeki adıyla Ahmediye Camii idi. Bendeki bu bakarkörlüğün oluşumundaki en temel etken ise okul sırlarlarında tarih eğitimi verilirken “yerel tarih bilincinin” görmezden gelinmesi olsa gerek.

Yazı ve Görsel Arşiv: Önder Kaya

Sultanahmet’teki “At Meydanı” gibi İstanbul’un en önemli meydanlarından biri olan “Et meydanı”, şöhretini borçlu olduğu Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılmasıyla önemini yitirdi. Bugün Aksaray semtindeki Et meydanının bulunduğu yerde İskender Paşa İlköğretim Okulu ve Aksaray Metro İstasyonu var. O günleri hatırlatan iki yapı ise adı isyancılarla özdeşleşen Orta Camii ya da 1826’da Yeniçeri Ocağını kaldıran II. Mahmut’un verdiği isimle Ahmediye Camii ile bu yapının yan hizasına düşen Ortaçeşme. Halbuki bir zamanlar burada kaldırılan kazanlardan sonra nice padişah ve sadrazamın mukadderatı tayin edilirdi.
Et meydanı, Meydan-ı Lahm ya da Lahim meydanı adları ile de anılır. Lahm Arapçada zaten “et” demektir. Meydana bu ismin verilme nedeni ise Yeniçeri Ocağı’nın et ihtiyacını temin eden mezbahalarda kesilen etlerin burada Rum kasaplar tarafından yeniçerilere dağıtılmasıydı.
İstanbul fethedildikten sonra Fatih Sultan Mehmet, ilk olarak bugün Şehzadebaşı ve Vezneciler civarındaki bölgede “Eski Odalar” adını taşıyan ilk yeniçeri kışlasını inşa ettirmiş, fakat buranın zamanla, yeterli gelmemesi üzerine bugünkü Aksaray semtindeki Sofular ve Ahmediye mahallelerini ve Vatan Caddesinin bir kısmını içine alan “Yeni Odalar”ı yaptırmıştı. Konumuzu doğrudan ilgilendiren Yeni Odaların aslında kabaca bir dağılım alanından bahsedecek olursak, kışlanın kuzeyinde bugünkü Sarıgüzel caddesi uzanıyordu. Doğusunda ise bugünkü Sofular hamamı, Sofular camii ve Sofular semti yer alıyordu. Hatta ocağın yıkılışı sırasında Topçu Ocağından Karacehennem İbrahim Ağa, kışlaya bu tarafta yer alan kapıdan girmişti. Batı tarafında ise bugünkü Halıcılar semtine adını veren Halıcılar Köşkü, güneyde de Vatan caddesi yer almaktaydı.
Yeni Odalarla ilgili ilk ciddi düzenleme Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı ve aynı zamanda onun kız kardeşi ile evli olduğu için “Damat” unvanı ile de anılan Makbul İbrahim Paşa tarafından yapılmıştı. Paşa, bu düzenleme sırasında kesimhaneden getirilen etlerin kışlaya girişi ile ilgili yeni bir kapı açtırmış ve bu kapıya da fonksiyonundan ötürü “Et kapısı” denilmiştir. Bu etlerin yeniçerilere dağıtıldığı meydan da zaman içinde “Et meydanı” olarak anılagelmişti.

Aynı Anda İki Padişaha Evsahipliği Yapan Cami; Orta Camii
Et meydanından günümüze kalan yegane yadigar Orta Camiidir. Caminin bu isimle anılma nedeni ise daha önceden caminin yapıldığı arsa üzerinde yeniçeri ortalarından on üçüncü ortanın kışlasının bulunmasıydı. Bu orta daha sonra on birinci orta ile birleştirilmiş ve bu arsaya da Kanuni’nin sadrazamı Damat İbrahim Paşa tarafından o sıralar küçük bir mescit olan Orta camii yaptırılmıştı.    Orta camii görevlilerinin seçimi açısından da hayli ilgi çekiciydi. Caminin imam ve diğer hizmetlileri dışarıdan getirilmez, yeniçeri ocağından okuyup yazma bilen ve belli bir tahsil görmüş neferler arasından seçilirdi. 16. yüzyılın sonlarına değin yeniçerilerin ibadetine tahsis edilen küçük bir mescit konumundaki Orta Camii, 1591 yılında III. Murat’ın yeniçeri ağası Mehmet Ağa tarafından genişletilerek cami haline getirilmiştir. Yeniçeriler arasında herhangi bir meselenin görüşülmesi sırasında bir toplantı salonu gibi de kullanılan cami, asıl şöhretini II. Osman’ın tahttan indirilmesi sırasında hem bu genç Osmanlı padişahına hem de onun yerine tahta çıkarılan amcası I. Mustafa’ya bir geceliğine de olsa ev sahipliği yapmasına borçludur.
Et meydanının, tarihte sahne olduğu en meşhur olaylardan biri “Vaka-i Sultan Osman” diye de bilinen Sultan II. (Genç) Osman’ın tahttan indirilip Yedikule zindanında boğulması ile neticelenen olayda oynadığı roldür.
Henüz 13-14 yaşlarında olduğu halde 1618 yılında tahta çıkan II. Osman, 1621 yılında çıktığı Lehistan seferi sonrasında Yeniçeri Ocağındaki nizam ve intizamın bozulduğuna bizzat şahit olmuş ve İstanbul’a dönüşünde de orduya yeni bir düzen vermeyi kafasına koymuştu. Bu amaçla hacca gitme bahanesi ile Anadolu’ya geçmeyi ve özellikle Bursa civarından toplayacağı birliklerle İstanbul’a yürüyerek ocağı ortadan kaldırmayı planlıyordu. 18 Mayıs 1622 günü Sultan, otağını hazırlatmış ve hac yolculuğu için 500 yeniçeri ile 1000 sipahi seçilmesini, geri kalanlarında başkenti muhafazasını buyurmuştu. Bu durum, yeniçerilerin fevkalade canını sıkmıştı. Et meydanında toplanan yeniçeriler, önce Şeyhülislamdan “Padişahı azdırıp, hazineyi telef ettiren, kullar arasında fitne ve fesada yol açanın hükmü nedir?” sorusunun cevabı olarak “Katli caizdir” yazılı bir fetva almış, ardından da ulemadan teşkil ettikleri bir grubu saraya yollamışlardı. Yeniçerileri temsile gelen heyet, padişaha “Nizam-ı alemin muhafazası için atalarınız hacc-ı şerifi terk edegelmişlerdir. Düşman zuhuru söz konusu iken memleketi boş koyup gitmek hatadır” dedikten sonra bu fikirden vazgeçilmesini ifade ile, padişahın aklını çelenlerin idamını dair fetvayı kendisine sunmuşlardı. Padişahın ulemayı huzurundan kovması ile Osmanlı tarihinin en ilginç sayfalarından biri açılacak ilk kez kul taifesi, bir Osmanoğlunu canından edecektir.
19 Mayıs Perşembe günü, Et meydanında toplanan ve Fatih camine yönelen yeniçeriler, buradan Topkapı sarayına yürümüşler ve bir direnişle karşılaşmadıklarını görünce de saraya girerek aklî dengesi yerinde olmayan I. Mustafa’yı hapsedildiği odadan çıkarmışlardır. Fakat asiler, padişaha dokunmaya cesaret edememişler, sadece hayatından endişe ettikleri bahanesi ile I. Mustafa’yı, önce Bayezid meydanındaki Eski Saraya götürmeyi düşünmüşler ancak gece vakti Sultan II. Osman’ın bostancılarla gelerek amcasını öldürteceği şayiası üzerine kendi mekanları olan Et meydanına götürmeye karar vermişlerdi. Et meydanındaki Orta camiye getirilen I. Mustafa, burada ulemadan bazı kişilerin muhalefetine rağmen padişah ilan edilmiştir.
Aynı günün akşamında Sadrazam Ohrili Hüseyin Paşa, II. Osman’a yeniçeri ocağına sığınması konusunda adeta yalvarmıştır. Sultanın saltanatından ve hayatından endişe eden Paşa, II. Osman’ın yeniçeri ocağına sığınması durumunda olayların yatışacağını ve padişahla yeniçeriler arasındaki buzların eriyeceğini ümit ediyordu. Sultan, gece yarısına doğru tebdil-i kıyafet ile Süleymaniye semtinde bulunan Yeniçeri Ağasının sarayına gelmişti. Fakat sarayın, ev sahibi olan Kırkçeşmeli Ali Ağa, o sırada Orta camide taze sultan I. Mustafa’nın ve validesinin yanındaydı ve ocağın önde gelen odabaşı ve çorbacılarının baskısı ile I. Mustafa’ya biat etmiş bulunuyodu. Padişahın, Ağa sarayına geldiği kendisine gizlice haber verilince Orta camiye yakın bir mesafede bulunan  sarayına geldi. Gece yarısı padişah önünde etek öpen Paşa, fitneyi yatıştırmak için elinden geleni yapacağında dair söz verdi. Fakat ertesi sabah Ali Ağa, Orta Cami’nin önünde toplanan yeniçerilere padişahın Ağa sarayında olduğunu ve ocağa sığınan bir Al-î Osman’a şanına layık muamele edilmesini tavsiye ettiği bir sırada söz geçiremediği adamları tarafında paramparça edildi ve cesedi de Aksaray meydanına atıldı. Ardından Ağa Sarayına yönelen kalabalık tebdil-i kıyafet içindeki sabık sultanı buradan alarak Orta camiye getirdiler. Süleymaniye’den Et meydanına getirilirken Sultan Osman türlü hakaretlere maruz kalmıştır. Burada II. Osman, amcası I. Mustafa, onun validesi ve valide sultan tarafından sadrazam atanan Kara Davut Paşa ile yüzleşti. Orta camide bir gece kalan Genç Osman’ın akıbeti de ertesi gün belli olur. I. Mustafa’nın cülus töreni olduğu için o gün Cuma nazmazı kılınmayan Orta Cami’den akşama doğru alınan iki sultandan biri Topkapı Sarayı’na doğru uğurlanırken diğeri bir pazar arabasına bindirilerek türlü hakaretlerle Yedikule’ye gönderilecek ve burada sessiz sedasız giderilecektir.

İbrahim’i Tahttan ve  Bahttan Eden İsyan
Genç Osman’ın katlinin üzerinden yaklaşık çeyrek asır geçtikten sonra bu meydanda tertip edilen bir diğer isyanla bir başka Osmanlı padişahı olan Genç Osman’ın üvey kardeşi Sultan İbrahim de hem tahtından hem canından olacaktır. 7 Ağustos 1648 gecesi tertip edilen Kapıkulu isyanın temelleri de bu meydandaki Orta Camiinde atılmıştı. Sultan İbrahim zamanında bozulan düzen, toplanan keyfi vergiler, ulufelerin zamanından ödenmemesi, ardı arda gelen siyasi başarısızlıklar ve doğal afetleri bahane eden Kapıkulları, ulema sınıfı ile ortak hareket etti. Bu günün gecesinde ocak ileri gelenleri Orta camiinde topaldılar. Ulemanın da Fatih Cami’nde toplanması üzerine saraydan Haseki Ağa, Et meydanına gönderilmiş ve Kapıkullarının muradı öğrenilmeye çalışılmışsa da Ağa, kabul edildiği Orta camiinde tartaklanmış, Sofu Mehmet Paşa da Orta camiine çağrılarak Hezarpare Ahmet Paşa yerine sadrazam ilan edilmiştir. Padişahın hem Kapıkullarının taleplerini hem de sadrazam tayinini kabul etmemesi üzerine kafile, Et meydanından At meydanına doğru harekete geçmiş ve buradan da Topkapı sarayına yürüyen kapıkullarıyla ulema sınıfı Sultan İbrahim’i tahttan indirerek yerine henüz çocuk yaşta olan Şehzade Mehmet’i geçirmişlerdir. Bir hafta kadar sonrada özellikle sipahilerin Sultan İbrahim’i yeniden tahta çıkarmasından korkan isyancılar, sabık padişahı Cellat Kara Ali’ye boğdurarak ortadan kaldırmışlardır.

Bir Ziyafette Devlet Erkanı ve Yeniçeriler

Et meydanı, Meydan-ı Lahm ya da Lahim meydanı adları ile de anılır. Lahm Arapçada zaten “et” demektir. Meydana bu ismin verilme nedeni ise Yeniçeri Ocağı’nın et ihtiyacını temin eden mezbahalarda kesilen etlerin burada Rum kasaplar tarafından yeniçerilere dağıtılmasıydı.

Edirne Vakasında Et Meydanı
Et meydanın önemli rol oynadığı tarihi hadiselerden biri de yine bir padişahın (II. Mustafa)  tahtını, bir veziriazamın da (Rami Mehmet Paşa) sadaretini yitirdiği 1703 tarihli Edirne vakasıdır. İsyanın merkezinde yer alan şahsiyet, II. Mustafa’nın hocası ve sonrasında şeyhülislamı olan Erzurumlu Feyzullah Efendi’dir. Bu zatın sadrazam tayinine varıncaya kadar devlet işlerine müdahalesi, rüşvet alarak padişahın katındaki hatrını kötüye kullanması, kendi evlatlarına ulema payelerinin en yükseklerini verdirerek rütbe bekleyen diğer insanları küstürmesi, bunun dışında padişahın da tıpkı babası IV. Mehmet gibi İstanbul’u boşlayarak vaktini Edirne’de geçirmesi, payitahtın idaresini bu fırsatçı hocaya vermesi isyanın adeta tohumunu teşkile den etkenler olmuşlardır.
İsyanı çıkaranlar ise ilginçtir ki Yeniçeriler olmayıp kışlaları muhtemelen Ayasofya camisinin Yerebatan sarnıcı tarafında denk düşen bir yerde bulunan Cebeciler’di. 1703 yılında Gürcistan tarafına yapılacak bir sefere katılmaya memur edilen Cebeciler, ulufelerinin zamanında ödenmediğini ifade ederek kışlalarında ayaklanmışlar ve bu ayaklanma sonrasında da Et meydanına yürüyerek Yeniçerilerle birleşmeye çalışmışlardır. Fakat Yeniçeri ocağının idaresini o dönemde üslenmiş olan Sekbanbaşı Murtaza Ağa’nın hışmından korkan Yeniçeriler, Cebeciler ile birleşmemişler, Murtaza Ağa, Yeni odaların kapılarını kapattırarak isyancıları kışlaya aldırmamıştır. Bununla birlikte etraflarına toplamış oldukları serkeş takımının da yardımı ile Et meydanı kapısını zorla açan Cebeciler her ne kadar meydana gelmişlerse de Yeniçeri ağaları ile anlaşma fırsatı bulamamışlardır. Padişahın ve sadrazamın Edirne’de bulunmasından doğan idari karar mekanizmasındaki bulanıklık nedeniyle bu durum karşısında Murtaza Ağa’nın doğrudan harekete geçmediğini görüyoruz. Ertesi gün İstanbul kaymakamı bulunan Abdullah Paşa’nın Sekbanbaşı Murtaza Ağa’yı yeniçerilerle birlikte Topkapı Sarayı’na çağırması ile işler değişik bir renk alır. İstanbul’un idaresi ile görevlendirilen vezir Abdullah Paşa, sarayın korunması ile görevli bostancıları da silahlandırarak Cebecileri doğrudan kırmayı planlamaktadır. Murtaza Paşa, Topkapı Sarayı’nın önüne geldiğinde ilginç bir durumla karşılaşır. Zira sarayın sorumlusu Arnavut Osman Ağa, yeniçerilerin sarayda yağmaya teşebbüs edebileceğinden korkarak sarayın kapılarını açmaması zaten zor zabtedilen yeniçerlerin çileden çıkmasına sebebiyet verir. Bu sırada asi Cebeciler ve diğer ayaktakımının da Topkapı Sarayı’na doğru hareket etmesi üzerine paniğe kapılan ve kendi adamları üzerindeki nüfuzunu ve sonrasnda da canını kaybetme korkusuna düşen Murtaza Ağa’nın kaçmaya kalkması ve yolda Cebecilerin eline düşerek katledilmesi üzerine korkulan olur. İki ocak birleşir. Asiler soluğu doğal olark yine Et meydanında alacaklardır. Orta caminin avlusundaki sedirlerde gerçekleştirdikleri toplantılar sonucunda yeni tayinler yaparlar. Bu tayinlerin arasında sadrazam, kazasker ve pek tabii ki tüm nifağın başı olarak gördükleri Feyzullah Efendi’nin yerine tayin ettikleri bir de şeyhülislam vardır. Asiler önce Edirne’ye bir heyet göndererek söz konusu tayinlerin padişah tarafından da kabulünü isterler. Padişahın, alelacele Şeyhülislam Feyzulah Efendi’yi Karadeniz üzerinden memleketi olan Erzurum’a yollaması asileri yatıştırmayacak ve sayıları 30.000’e yaklaşan isyancılar Edirne üzerien yürüyeceklerdir. Tarihe Edirne vakası olarak geçen bu olay sonrasında II. Mustafa yerini kardeşi III. Ahmet’e bırakırken sadrazam Rami Mehmet Paşa’da, mühr-ü hümayunu Kavanoz Ahmet Paşa’ya devretmek zorunda kalacaktır.

Genç Osman

Et meydanının, tarihte sahne olduğu en meşhur olaylardan biri “Vaka-i Sultan Osman” diye de bilinen Sultan II. (Genç) Osman’ın tahttan indirilip Yedikule zindanında boğulması ile neticelenen olayda oynadığı roldür. Bu hadise sonrasında kul taifesi ilk kez bir Osmanoğlu’nu canından edecektir.

Et Meydanı Hükümet Merkezi Oluyor: Patrona Halil İsyanı
Et meydanının tarihte sahne olduğu bir diğer büyük isyan, Patrona Halil ayaklanmasıydı. Bu isyan sonucunda tahtta indirilen III. Ahmet, ilginçtir ki tahta yine bu meydanda düzenlenen bir başka isyan sonrasında yani Edirne Vakasının hemen akabinde çıkmıştı. III. Ahmet’in saltanatı ve Damat Nevşehirli İbrahim Paşanın sadareti zamanında İstanbul’un zengin devlet ricali ve saray halkı bir zevk ve eğlence deryası içine girmiş, bu durum fakir halkın ve ayak takımının tepkisini çekmişti. Tarihimize “Lale Devri” olarak geçen bu döneme son veren ayaklanma da yine Et meydanında tertiplenecek, meydan bu isyan sonrası birkaç ay kadar da hükümet işlerinin yürütüldüğü asıl merkez olarak Topkapı Sarayına alternatif işlev görecektir.
Münir Aktepe’nin bu konu hakkındaki kapsamlı çalışmasında da ifade ettiği üzere bir takım devlet erkanı tarafından desteklenme ihtimali son derece fazla görünen Patrona Halil ve onun etrafında kümelenen Muslu Beşe, Çınar Ahmet, Emir Ali gibi ayak takımından kişilerin çıkardığı isyan kısa sürede büyüyecektir. İsyancılar devlet dairelerinin kapalı olduğu 28 Eylül 1730 Perşembe gününde Et meydanına gelerek vaktiyle bir kısmının da mensup olduğu ocağın ikinci oda ve beşinci oda kısımlarının önlerine bayraklarını dikeceklerdi. Güya amaçları, Hazine-i Müslimini savuran, ümmet-i Muhammed arasına nifak sokan ve İran üzerine sefere çıkmaktan sakınan bazı devlet görevlilerinden hesap sormaktı. Aslında isyan ilk başta Kapıkulları arasında ihtiyatla karşılanmış, hatta Yeniçeri ocağının ileri gelenleri bu gaileye karışmak istememişlerdi. Fakat 29 Eylül Cuma günü Patrona Halil, Cuma namazını Orta Camide kılan ocak ağalarının bir kısmı ile bazı yaşlı ve saygın yeniçerileri kendi bayrağının altına toplamayı başarmıştı. Saray, Et meydanındaki bu kalabalığa müdahale edip etmeme, edilecekse bile ne şekilde müdahale edilmesi gerektiği konusunda net bir politika belirleyememiş, bu da isyancıların kalabalıklaşarak cesaretlenmesine yol açmıştı. Başlangıçta büyük çoğunluğu eskici, sebzeci, tellak, kahveci gibi türlü esnaf gruplarına mensup insanlardan oluşan asiler, yüksek kademeli yeniçeri görevlilerinin katılımı ile daha da güçlenmişlerdir.
Yine Cuma günü saray tarafından Haseki Ağa’nın 25 kişilik bir bostancı birliği ile Et meydanına gönderilerek asilerden isteklerini sorması,  sadece asilere cesaret vermiş ve isyancılar aralarında sadrazamın da adı bulunan bazı vezirlerin, devleti uçuruma sürüklemeleri nedeniyle kendilerine teslimini, padişahtan ise memnun olduklarını ifade etmişlerdir. Devlet erkanının başlangıçta isyan karşısında net bir tavır takınmamaları hatta biraz önce de bahsedildiği üzere isyancıların muradlarını sormaları Patrona ve adamlarına aradıkları fırsatı vermiş bu boşluktan istifade ile kendilerine Et meydanını ordugah yapmış olan isyancılar İstanbul’daki cebeci, topçu top arabacı, tersaneci, sipahi gibi gruplara haber salarak onları da isyana teşvik etmişler ve sonunda pek çoğunu Et meydanına toplamayı başarmışlardı. Bu durum karşısında başta isyancıların bir numaralı hedefi durumundaki Damat Nevşehirli İbrahim Paşa olmak üzere saray görevlileri, halkı sancak-ı şerifin altına toplanmaya çağırmışlarsa da bundan bir sonuç alamamışlardır. Bunun üzerine sarayda bulunan Bostancıların silahlandırılmasına çalışılmış ancak bostancılar korkularından “Haşa, Müslümanla savaşmayız” diyerek direnmişlerdir. Tersaneden birlikler getirilmesi düşünülmüş, fakat Patrona Halil ile görüşen Kaptan-ı Derya Abdi Paşa, isyancılarla birleşme yoluna gitmiştir. Sadrazamın isyanın bazı elebaşılarını mal ve mülk teklifi ile gruptan ayırma teşebbüsleri de sonuçsuz kalmıştır.
Yaşanan bu gelişmeler karşısında çaresiz kalan padişah, biricik eğlence arkadaşı Nevşehirli Damat İbrahim Paşanın yanı sıra eski Kaptan-ı Derya Mustafa Paşa ve Kethüda Mehmet Paşanın idamını emretmek zorunda kaldı. İsyanın çıkmasından yaklaşık üç gün kadar sonra 30 Eylül’ü 1 Ekim’e bağlayan gece idam edilen bu üç zevat, öküz arabaları ile Topkapı Sarayından çıkarılarak At meydanına gönderildi. Asiler tarafından üç ceset de bir zafer nişanesi olarak sürüklenerek karargahları durumunda bulunan Aksaray’daki Et meydanına getirildi. Kaptan-ı Derya Mustafa Paşanın cesedi bugünde aynı adla anılan Horhor semtine getirildi ve çeşmenin önüne asılarak sergilendi. Kethüda Mehmet Paşanın cesedi de meydana et girişinin yapıldığı Et meydanı kapısı yanına asıldı. Nevşehirli Damat İbrahim Paşanın tanınmaz hale gelen cesedi ise bir başkasına ait olduğu gerekçesiyle Topkapı Sarayına iade edildi.
İlginçtir ki Paşa, cesedinin türlü hakaretlere uğradığı Et meydanına önemli hizmetlerde bulunmuştu. 1721 yılında Yeni Odaların en büyük kapısı olan ve meydana da adını veren Et meydanı kapısı Nevşehirli tarafından kâgir ve daha büyük olarak inşa ettirildiği gibi kapının yanına bir de çeşme eklenmişti. Yine Paşa, her yıl yeniçerilere verilen kaputluk çuhayı koymak için de bir mahzen yaptırmıştı. Meydanda sürüklenen ceset gerçekten de Nevşehirlinin cesedi idi ama isyancıların amacı başkaydı. Bunca yapılanların yanlarına kalmayacağına hükmeden asiler, hazır gücü ellerine geçirmişken padişahı da değiştirme yoluna gitmeyi planlıyorlardı. Gelişmeler üzerine III. Ahmet, harem dairesinden yeğeni I. Mahmut’u çıkarmış ve ona bazı nasihatlerde bulunduktan sonra “İşte, ben ve evlatlarım artık sana emanetiz. Hoşça gözet olmaz mı?” diyerek tahttan yeğeni adına feragat etmişti. I. Mahmut, saltanatının ilk günlerinde asilerin her istediğini yapan bir padişah portresi çizmiştir. Diğer yandan Et meydanı da bu günlerde tam anlamı ile idari bir merkez görünümüne bürünmüş, isyancıların İstanbul kadısı tayin ettikleri İbrahim Efendi bu meydandan yer alan 49. ortanın kışlasını mahkeme haline getirerek dava görür olmuştu.
Bir ay kadar sonra isyancılar arasında çıkan görüş ayrılıklarını el altından körükleyen I. Mahmut, ardından da gizli bir Divan toplantısı tertip edileceği bahanesi ile Patrona Halil ve diğer ele başlarını saraya davet etmiş, huzura silahsız alınmalarından istifade ile de vücutlarını ortadan kaldırmıştır. Böylece Et meydanının, At meydanının önünde yer alan Topkapı Sarayına alternatif olduğu parlak günleri de geride kalmıştır.

Kabakçı İsyanında Et Meydanı
Et meydanının tarihsel süreç içinde önemli roller ifa ettiği son büyük vakalardan birisi de Kabakçı siyanı sırasında olmuştur. Bu isyan sonrasında Nizam-ı Cedit hareketinin mimarı Sultan III. Selim hal edilirken yerine IV. Mustafa geçirilmiş, bu durum Sultan Selim yanlılarının Rumeli’den Alemdar Mustafa Paşa liderliğinde yürüyüşe geçerek IV. Mustafa’yı tahttan indirmesi, III. Selim’in bu hengamede boğulması ve II. Mahmut’un saltanata geçirilmesi ile sonuçlanan hadiseleri beraberinde getirmiştir. Söz konusu isyan herkesin malumu olduğu üzere Boğazların emniyetinden sorumlu yamakların Kabakçı Mustafa adında Kastamonu kökenli bir ocaklının çevresinde birleşerek isyan etmesi üzerine çıkmıştır. İsyanın temel nedeni olarak Nizam-ı Cedit hareketinden çıkarları zedelenen ve nüfuz elde etmek isteyen bir takım devlet adamlarının mevcut durumun kötülüğünü (Arabistan’da Vehhabileri isyanı, İngiliz donanmasının İstanbul açıklarına gelmesi) Nizam-ı Cedit hareketine mal ederek kargaşaya ortam hazırlaması gösterilir.
Boğazın korunmasını üslenmiş olan yamakların çoğu Gürcü, Boşnak ve bilhassa Laz kökenli idi. Nizam-ı Cedit hareketini bu bölgeyi koruyan askerler arasında da yaymak isteyen padişahın gönderdiği yeni adamlar ile eskiler arasındaki rekabet bir isyanın tohumunu atmıştır. Yaşanan bir takım gerginlikler sonrasında ayaklanan yamaklar bulundukları mevzilerden hareketle soluğu Aksaray’da Et meydanında almışlar, Yeni ve Eski odalardaki bazı ocak ağalarını da yanlarına çekmeyi başarmışlardı. Bunun sonrasında topçu, top arabacısı ve cebeci sınıflarından neferleri de yanlarına çektikleri gibi ulemadan da destek almayı ihmal etmemişlerdir. Hatta Cabi Efendi tarihinde aktarıldığına göre isyancılar “Nizam-ı Cedid askeri padişah tarafından ve bunlar ekser ulemayı dahi o tarafa çekerlerse bizler zorba durumuna düşeriz. Hemen yapmamız gereken odur ki ulemayı yanımıza çekmemiz lazımdır” diyerek harekete geçtiler. Şeyhülislam Ataullah Efendi’den “Nizam-ı Cedit askeri küffar urbası giymekte ve talimlerinde kefere gibi trampet çalmaktadırlar. Bu hadis gereğince kimsenin mal ve canına zarar vermeden padişah emrinin hilafına hareket etsek biz zorba olur muyuz?” sorusuna fetva istediler. Şeyhülislam’ın “Olmazsınız” şeklinde cevap vermesinin akabinde “ey efendi, padişaha bu gibi yollara itenlerin cezalandırılmaları şer’i midir? “sorusuna olumlu cevap alınca artık isyanın fitili ateşlenmiş oluyordu. Et meydanında temelleri atılan bu isyan sonrasında isyancılar Topkapı Sarayı’nın yolunu tutacak ve sonrasında bilinen hadiseler zuhur edecektir. Yalnız isyanın elebaşısı olan Kabakçı Mustafa, tahta geçen IV. Mustafa’dan bundan sonra askerin devlet işlerine karışmamasına karşılık olarak bir kereye mahsus olmak üzere hem aff-ı şahaneyi hem de Boğazlar nazırlığını koparmayı başarmış fakat Alemdar Mustafa Paşa’nın İstanbul’a yürümesinden kısa bir süre sonra sebep olduklarından dolayı yakalanarak öldürülmüştür.

Atmeydanı / Sultanahmet

Vaka-i Hayriye Et Meydanına Pek de Hayırlı Olmadı
İlerleyen yıllarda Et meydanının ev sahibi olan yeniçeriler, her geçen gün daha da büyük bir sorun olmaya devam ettiler. Ocağı ıslah etmek için pek çok padişah teşebbüse geçmişse de en ciddi adımlar III. Selim tarafından atılmıştı. Nizam-ı Cedit adı verilen bir ordu kurulduğu gibi modern usullerle eğitim gören bu ordunun eğitimi için Et meydanından hayli uzak bir mekanda, Üsküdar Selimiye’de bir de kışla yaptırılmıştı. Fakat bu gelişmeler yeniçerileri hayli rahatsız etmiş, ayaklanan yeniçeriler II. Osman’dan sonra bir Osmanlı padişahının daha kanına girmişlerdi.
III. Selim’in yerine tahta geçen II. Mahmut zamanında savaş meydanlarında peşpeşe uğranılan yenilgiler ve yeniçerilerin İstanbul’da yaptığı serkeşlikler artınca padişah, ocağın düzenlenmesi ve yine ocak neferlerinden bir kısmının Eşkinci adı verilen bir ordu için nefer yazdırılmasını içeren bir layiha hazırlattı. Böylece hem ocağa dokunulmamış oluyor hem de yeni kurulan modern ordunun temelini yine yeniçeriler teşkil ediyordu. Yine bu layihada eşkincilerin bir kılınç ve bir tüfenk taşıyacakları, kırmızı bir ceket, tulumbacı şalvarı giyerek başlarına da laz kalpağı takacakları ifade edildiği gibi yeniçerilerin de sabah namazından sonra Et meydanı yakınlarındaki bir alanda atış talimi yapacakları ve modern düzende savaşma teknikleri öğrenecekleri de belirtiliyordu.
Belki de halkın ve ulemanın ocağın başıbozukluklarından bezdiğinin farkında olan yeniçeriler, Et meydanında konu ile ilgili padişah fermanı kendilerine okunduğunda olumsuz bir tepki vermediler. Ancak talimlere başladıktan üç hafta kadar sonra durum değişti. Haziran 1826’da yaşlıca bir yeniçeri neferinin Et meydanında yoklama yapan bir subaya “Gavur talimi kabul etmeyiz. Biz şimdiye kadar kılıçla keçe salladık, şişhane patlattık, nişan vurduk” sözleri adeta isyanın fitilini ateşler.
Et meydanında kazanlar son kez devrildi. Asiler soluğu Süleymaniye’de bulunan Ağa Kapısı’nda aldılar. Ancak Yeniçeri Ağası’nı ele geçiremediler. Bunun üzerine ocağın en önemli idari merkezini pervasızca yağmalamak ve bazı yerlerini ateşe vermekle yetinek zorunda kaldılar. Tekrar Et meydanına gelen asilerden bazıları buradan hareketle sadrazam konağına yöneldiler. Sadrazamı konakta bulamadıysalar da konaktan epey yüklü bir ganimet kaldırdılar. Ancak bu kez saray olası bir isyana hazırdı. Beşiktaş’taki yazlık sarayında bulunan padişah aceleyle saltanat kayığı vasıtasıyla Sarayburnu’na geldi. Ardından Topkapı Sarayı’nda “Sünnet Odası”nda sadrazam ve diğer devlet adamları ile görüştü. İlginçtir ki bu oda aynı zamanda Patrona Halil’in bir bahane ile saraya davet edilip boğulduğu odadır. Kutsal Emanetler Bölümü’nden Hz. Muhammed’in Sancak-ı Şerifini bizzat alan Sultan, sancağı şeyhülislama teslim etti ve sancak Sultanahmet Caminin minberine dikildi. Halktan da yoğun bir destek ve katılım sağlandı. Bu kez tersane leventleri, topçular, top arabacıları, humbaracı ve lağımcılar da sultana tam destek verdiler. Padişah, şeyhülsilama danışarak “Saltanatımın başından bu yana daha önce yaptıkları azgınlıkları dahi affettiğim ve ocağı ıslah etmeye çalışarak bunca nimetimden yararlandırdığım bu asi güruhuna yapılacak muamele nedir?” sorusunu sormuş ve şeyhülislamdan da “Katilleri caizdir” fetvasını alarak konumunu daha da pekiştirmiştir. Ulemanın isyanlarda oynadığı kilit role Kabakçı Mustafa isyanını anlatırken kısaca değinmiştik. Saray erkanı daha önce Kabakçı isyanında gözlemlendiği üzere isyancılara karşı tutuk ya da tavizkar bir tutum sergilememiş, hatta meşveret meclisnde asilerin akıllarını başlarına alması için son bir kez ulemadan Ahıskalı Ahmed Efendi’nin gönderilemsi dahi reddedilmiştir.
Bu arada yeniçeriler de boş durmamış Bayezid camini işgal ederek bölgede barikat kurmuşlardı. Ama bu sefer diğer kapıkulları karşı taraftaydı ve isyanı organize edebilecek bir Patrona Halil de yoktu. Topçularıyla harekete geçen Cehennem İbrahim Ağa  adındaki bir subay Bayezid’deki barikatı bir hallaç pamuğu gibi atarak ve Laleli’den Aksaray’a indi. Et meydanı yakınlarındaki Horhor çeşmesindeki yeniçeri direnişi sadece iki topçuya mâl oldu. Bozulan yeniçeriler Et meydanındaki kışlalarına çekilerek kapılarını kapattılar. Yeniçerilerin evi olan bu mekan artık dünya üzerinde barınabilecekleri yegane yerdir. Cehennem İbrahim Ağa’nın kapıların açılması ve teslim olunması yönündeki uyarıları da bir işe yaramaz. Ağa’nın topları kısa bir süre sonra ortalığı tam bir cehenneme çevirdi. Et meydanının yıllara meydan okuyan kapıları çatırdayarak yıkıldı. Yağlı paçavralar Et meydanının belli bölümlerine atılarak kışla ateşe verildi. Yanarak ölen yeniçerilerin sayısı yüzlerle ifade olunmaktadır. O günün akşamında Şehzade Cami’nin karşı tarafında düşen Eski Odalar’a da el atılarak burada bulunan yeniçeriler de derdest edildi. Zaten yeniçerilerin ağırlık merkezi olan Et meydanı’ndaki Yeni Odalar’ın düşmesi ile ocağın olası bir direnişi de kırılmış oluyordu. Esir edilenler Et meydanından Sultanahmet’teki At meydanına getirilir ve buradan da zindanlara yollandı.

Yeniçerilere Duyulan Nefretten  Et Meydanı Da Nasibini Aldı
Ocak odalarının bu şekilde ortadan kaldırılmasından sonra sıra yeniçerileri hatırlatan herşeyi de ortadan kaldırmaya gelmişti. Yeniçeri isminin anılması ve yazılması yasaklandı. Yeniçerilerle herhangi bir şekilde ilişki içinde olan tacirler, bankerler sürgüne uğruyor ya da hapsediliyordu. Yeniçerilerin manevi açıdan bağlı oldukları Bektaşi tekkeleri kapatılıyor ya da Nakşibendi veya Kadirilere veriliyordu.
Bu nefretten Et meydanı da nasibini aldı. Önce meydanın adı Ahmediye olarak değiştirildi ki bugün de meydanın bulunduğu cadde bu adla anılır. Caddeye bu ismin verilme nedenini ise ocağın kaldırılmasında önemli işler ifa eden Ahmet Fevzi Paşa’dan kaynaklandığını Reşad Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisinde zikreder. Paşa’nın ikinci adı Yeniçerilerin Eski Odaları’nın bulunduğu Şehzade Cami’nin önünden geçen caddeye verilirken ilk adı da Yeni Odalar’ın bulunduğu yere ve Orta camiine verilir. Orta caminin yer aldığı ve Et meydanının bulunduğu kısım ise ilginçtir ki caminin yanında bulunan çeşmeden dolayı kayıtlara “Orta çeşme” mahallesi olarak geçer. Kışlanın etrafındaki duvarlar da çeşitli vesilelerle yıkıldı. Sultan II. Mahmut adeta yeniçerilerin bölgedeki hatırasını tamamen silmek istermişçesine kışlanın bulunduğu alana Sultan I. Ahmet tarafından vakfedilen bazı toprakları da katarak ahaliye dağıtılmasını ve ahalinin de bu alana ev, bostan yahut dükkan (kahvehane hariç) yaparak şenlendirmesini buyuran bir de ferman yayınlamıştır. En son, meydana adını veren kapının kalıntıları ile iki yanındaki çeşmelerin yalakları kalmışken 1955-56 yılları arasında Vatan caddesinin açılması nedeniyle yapılan düzenlemede buralarda ortadan kaldırılmıştır. Bugün Et meydanını hatırlatan eser olarak (her ne kadar eskisiyle pek de bir alakası kamamış olsa da) Orta Cami ya da bugünkü adıyla Ahmediye Cami ve bir zamanlar suyunu yine meydanda yer alan bir Bizans sarnıcından temin eden Orta çeşmeden başka bir şey kalmamıştır.
Yazımızı Keçecizade İzzet Molla’nın Yeniçeri ocağının kaldırılması ile ilgili olarak kaleme aldığı şu satırlarla bitirelim;
Tecemmu eyledi Meydan-ı Lahm’e
Edip küfran-ı nimet bunca bâgi
Koyup kaldırmadan iki de bir de
Kazan devrildi söndürdü ocağı
(Bunca asi, kendilerine sunulan nimetlere nankörlük edip Et meydanında toplandılar. İki de bir de kazanlarını kaldırdıklarından en sonunda devrilen kazan yeniçeri ocağını da ortadan kaldırdı.)

Bu yazı, Gezgin dergisinin 2009 yılının Aralık sayısında yayımlanmıştır.

Yorum Yazın

© 2013, Tüm Hakları Saklıdır...gezgindergi.com

Scroll to top