Anasayfa » KÜLTÜR » Fil Yokuşu
gezgindergi-kultur-filyokusu

Fil Yokuşu

İsmi kısa, fakat hikayesi uzun bir yokuştur. Fatih‘te Zeyrek semtindedir. “serçeden başka kuş, zeyrekten başka yokuş” sözü ile darb-ı mesel olmuş Zeyrek yokuşlarının da en ünlüsüdür. Ünü, tırmanışının çetinliğinden daha çok Osmanlı Devleti’nin daha doğrusu Osmanlı ordusunun bir türlü kıvamını tutturamadığı fillerle muaşakasından ileri gelmektedir. Fillerle Osmanlı‘nın ilk tanışması büyük bir felaketle sonuçlanmıştır. Öyle ki Devlet-i Aliye neredeyse devlet olmaktan çıkmış, hatta yıkılmaya yüz tutmuş, on bir yıl kendine gelememiştir.

Yazı: Asım Fahri Çelik Fotoğraflar: Halit Ömer Camcı

Timur’un ordusunda ezici ve yıldırıcı güç olarak 1402 Ankara Savaşı’nda kullanılan filler Osmanlı‘ya o ünlü yenilgisini hatırlatıp durduğundan olsa gerek, ilk şaşkınlıkları geçtikten sonra Timur‘la aynı gayeyle ordularına kattıkları halde bir türlü istenen verimi sağlayamamışlardır. Bununla beraber, klasik dönem ordu düzeninde fillerden vazgeçilmemiş kısmen de olsa yararlanmaya devam edilmiştir. Gideceği yere olabildiğince çabuk gitmesiyle ünlü olan bu orduda muharebeler hızlı ataklar üzerine bina edildiğinden filler çoğu zaman yavaşlatıcı unsur olmuşlardır. Hal böyle iken hini hacette lazım olur düşüncesiyle fillerden vazgeçilmemiştir.

Kendi habitatından epeyce uzak bir coğrafyada bu kadar tanınmış ve benimsenmiş, harp tarihimiz dışında sosyal tarihimizde de kendine ait müstesna bir yeri olan bu  kara hayvanının bize yansıyan hikayesi şöyledir: vakti zamanında Osmanlı sultanını ziyarete gelen uzak doğulu elçilerinin yanlarında getirdikleri olmazsa olmaz hediyelerden biriydi fil. Lakin deniz yoluyla getirilmesi meşakkatli olduğundan sevkiyatında kara yolu kullanılırdı. Böylece filin geliş hikayesi de uzamış olurdu.

Anadolu yakasına kadar gelebilmeyi başaran fil konvoyu bu sefer deniz yoluyla fakat zorluklarla Rumeli yakasına geçirilir, Galata ve Kasımpaşa yamaçları üzerinden Haliç’in başındaki Silahdar Ağa mevkiine getirilir, burada daralan suyolu üzerine kurulmuş küçük köprü vasıtasıyla da Eyüp’e intikal ettirilirdi. Bu köprü sonradan Fil köprüsü diye de anılmıştır.

Ondan da geriye aynı güzergah üzerinde ilerleyen bir Fil Köprüsü Caddesi ismi kalmıştır günümüzde. Eyüp‘te yolculuğu bitmezdi filin. Bu sefer de İstanbul’un kara surlarına, oradan da Topkapı Sarayı’nda bitecek olan uzun yolculuğunun son etabı başlardı. Sarayda padişahın huzurunda sergilendikten sonra filler Atmeydanı’nda halka da seyrettirilirdi ki o vakitler bu merasimli seyre “fil temaşası” denirdi. Temaşa bitiminde filler dinlendirilmek ve beslenmek üzere ya bugünkü Bakırköy’deki Hebdemon Sarnıcına, halk arasındaki adıyla Fildamı’na ya da Zeyrek’te bulunan eski Bizans sarnıcındaki “fil ahırlarına” çekilirlerdi.

Yavuz Sultan Selim döneminden beri fil ahırı görevi gördüğü tahmin edilen bu Bizans sarnıcı hücreleri turizme açılmak maksadıyla şimdilerde restore ediliyor.

Fil Yokuşu’nun girişi, Atatürk Bulvarının Saraçhane yönünden gelindiğinde solda kalır Zeyrek sarnıcının dışında Bizans döneminin meşhur Pantagrator Kilisesi ve Manastırına ya da şimdinin Zeyrek Camiine yakınlığı ile de övünür Fil Yokuşu.  Bir de tarihin ünlü simalarından birkaçının çocukluklarını kıyısında bulunan evlerde geçirmiş olmalarıyla.

Bunların başında Kasımpaşalı olduğu da söylenen fakat Unkapanı’nda doğmuş olması muhtemel, Saray kuyumcubaşılarından Derviş Mehmet Zılli Efendi’nin mahdumu, meşhur Evliya Çelebi gelir. İlköğrenimini sıbyan mektebinde ikmal eden Evliya Çelebi’nin Fil Yokuşu üzerindeki Hamit Efendi medresesinde yedi yıl eğitim gördüğü de kayıtlarda mevcuttur.

Bir diğer ünlü sima da çocukluğunda Mehmet Kemal olarak anılan,  “Vatan Şairi” namıyla maruf Namık Kemal’dir. İlk gençlik yıllarında dedesi Abdüllatif Efendinin Zeyrek Fil yokuşundaki evinde ikamet ederken Beyazıt’taki okuluna devam ettiği hayat hikayesinden rahatlıkla öğrenilebilir Namık Kemal’in.

Fil Yokuşu – Bu yazı 2009 yılının Aralık ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 34.sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir