Cuma , 22 Eylül 2017
Anasayfa » KÜLTÜR » Geçmişten Gelen Efsanevi Gizem: Stonehenge

Geçmişten Gelen Efsanevi Gizem: Stonehenge

Dünyanın geçmişi pek çok gizemle doludur. Günümüzden binlerce hatta on binlerce yıl önce yapılmış, belki de ne zaman yapıldıkları tam olarak bilinmeyen ve asla bilinemeyecek yapılar, sanat eserleri dünyamızın çeşitli yerlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bunlar kimi yerde piramit, kimi yerde heykel veya heykeller, bazen de ne olduğu tam olarak anlaşılamayan esrarlı taş yapılar olabilmektedir. Bu mimari eserleri ve sanatsal yapıtları gizemli kılan en önemli nedense zamanımızdan çok eski dönemlerde meydana getirilmiş olmalarına rağmen yapılışlarındaki mükemmelliktir. Çok eski devirlerde inşa edilen ve üretilen bu mimari yapılar ve sanat eserleri hiçbir teknolojik imkanın olmadığı o zamanlarda acaba nasıl bu kadar mükemmel şekilde tasarlanıp yapılabilmişlerdi?

Yazı: Oğuzhan Karagül İllüstrasyon: Hamza Sancar

Bu tarz gizemli yapılardan biri, belki de en önemli ve dikkat çekici olanı İngiltere’de bulunan Stonehenge’dir. Londra’nın 130 km. batısında Salisbury Düzlüğü’nde yer alan Stonehenge, diğer gizemli yapıtlardan farklı bir özellik taşır ki bu, Stonehenge’in tam olarak ne olduğunun anlaşılamamasıdır. Üzerinde durulan en güçlü olasılıklar bu yapının geçmişte gözlemevi veya tapınak olarak inşa edilmiş olabileceğidir. Gerçekten de Stonehenge’in astronomiyle bağlantısı çok açıktır ve günümüzde de geçerli olan görüş tarihte gözlemevi olarak yapıldığı ve kullanıldığıdır. Tapınak olması ihtimali de göz ardı edilemez. Belki de her iki işlevi de yerine getiren bir kompleks gibi kullanılmış olabilir. Stonehenge’in çevresinde yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan mezarlar bu yapının dini nitelik taşıdığına delil sayılabilir. Bu mezarların Stonehenge’de görevli rahiplere ait oldukları düşünülmektedir. Mezarlarda, tapınak olarak kullanılan yapıda tanrılara kurban edilen kişiler de gömülü olabilir. Yine aynı mezarlar, bu gizemli yapının Kelt rahip ve şifacıları olan druidler tarafından kullanılan bir şifa merkezi olabileceğini de düşündürmektedir. Yakın çevredeki mezarların buraya tedavi olmak için gelen fakat kurtulamayıp ölen hastalara ait olma ihtimali de vardır. Esrarengiz bir yapı olması nedeniyle Stonehenge, hakkında en çok komplo teorisi üretilen yerlerden biridir. Bu komploların en ilginci, bu gizemli yapının dünya dışı varlıklar tarafından inşa edildiği ve yine onlar tarafından dünyaya iniş alanı olarak kullanıldığı iddiasıdır. Bu iddia ilk bakışta her ne kadar gerçeklikten uzak gibi görünse de Stonehenge’in her açıdan kusursuz olması ve binlerce yıl öncesine tarihlenmesi insanı düşündürüyor.

Çağlar boyunca “bilgeliğin sembolü” olarak adlandırılan Stonehenge’in ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemektedir. Tespit edilebilen geçmişi M.Ö. 3000 yıllarına kadar gitmekle birlikte ilk inşasının Neolitik döneme tarihlendiği tahmin edilmektedir. Zaman içinde yapının çeşitli değişikliklere uğramış olması muhtemeldir.

İlk inşa edildiği dönemde Stonehenge, tahminlere göre 112 büyük ve sayısız küçük taştan oluşuyordu. Geçen zaman içinde bu taşların sayıları azalmış olup bugün 17 taş ayakta kalmıştır. Stonehenge, keskiyle yontulup düzgünleştirilerek dik olarak yerleştirilen tek parça taşlar üzerine, kavisli hale getirilerek dik duran taşların üzerine yerleştirilen lento (kiriş) taşlarını içeren ve böylece çember şeklinde kapı boşlukları oluşturan bir taş çemberdir.

Stonehenge’den bahseden mevcut en eski kayıt, M.Ö. I. yy.’da yaşamış olan Yunanlı coğrafyacı Diodorus Siculus’a aittir. Siculus, küresel şekle sahip olan bir tapınağın kuzeyde bir ada olan Hyperborea’da yani Britanya’da güneş tanrısı Apollon adına inşa edildiğinden yazdığı eserde söz etmektedir. Siculus “Evrensel Tarih” adlı bu kitabında, tapınağın yerini “kuzey rüzgarının ötesinde” olarak tarif etmiştir. Devamında da şunları söylüyordu Siculus: “ Onların şahane, kutsal bir yerleri vardı. Bu dikkat çekici tapınak Apollon içindi, küre şeklindeydi. Ay tanrısı her 18 yılda bir bu adayı ziyaret eder ve bu süre içinde yıldızlar yine eski yerlerine dönerler”. Mitolojiye dayalı bu ifadeler, açıkça astronomik bir döngüye işaret etmektedir ve Stonehenge’in hem dini hem de astronomiyle ilgili bir yapı, bir antikçağ gözlemevi olabileceğini göstermektedir. Son 30 yıldır modern bilimde de Stonehenge’in bir gözlemevi olduğu fikri kabul görmektedir.

Stonehenge’in en ilginç yanı hiç şüphesiz esrarengiz bir yapı olmasıdır. Yapıldığı dönemin şartlarına göre her bakımdan muhteşem bir yapı olduğu şüphesizdir. İnşasında kullanılan taşlar tonlarca ağırlıktadır ve bu taşlar o bölgeye kilometrelerce uzaktan getirilmiştir ama nasıl? Taşların işlenmesi, yontulması v.s. işlemler, yine taşların güneş ve ay hareketlerini doğru izleyebilecek şekilde konumlandırılması, dik olarak yerleştirilen taşların üzerine tonlarca ağırlıktaki kiriş taşlarının oturtulması… Bütün bunlar ciddi mühendislik, mimarlık, astronomi bilgisi ve teknolojik imkanlar gerektiriyordu. Binlerce yıl öncesinde böyle eşsiz bir yapıyı inşa eden insanlar uzmanlık gerektiren bu bilgileri nasıl biliyorlardı? Kimlerden öğrenmişlerdi? Böyle bir yapıyı meydana getirecek teknolojiyi ne şekilde elde etmişlerdi? Her şeyi bir tarafa bırakırsak, sadece o büyüklükteki taşların kilometrelerce uzaktan Salisbury Düzlüğü’ne taşınması dahi modern bilim anlayışında uygarlığın ilkelden medeniye doğru geliştiği tezine aykırıdır. Böyle bir yapıyı günümüzün teknolojisiyle inşa ederken bile tonlarca ağırlıktaki kiriş taşlarını dik olarak yerleştirilmiş taşların üzerine kaldırıp düzgün bir şekilde oturtmak için büyük vinçlere ihtiyaç varken, binlerce yıl öncesinin insanı bunu nasıl başarmıştı? İşte Stonehenge’in en büyük gizemi buradadır. Stonehenge’i yapan insanlar acaba gelişmiş bir uygarlığa mı sahiptiler? Modern bilim yanılıyor ve bizlere yanlış bilgi mi veriyor? Geçmişimizi yanlış mı biliyoruz? Daha da ötesi yoksa bilmiyor muyuz? Çok uç bir düşünce de olsa acaba Stonehenge’i inşa edenler dünya dışından bir yerlerden, birilerinden yardım almış olabilirler mi? Yoksa Stonehenge’in “o varlıklarla” iletişim kurulmasında önemli bir işlevi mi vardı? Bu nedenle mi gökyüzünü, güneşi, ayı ve yıldızları izliyorlardı bu insanlar? Bu düşünce her ne kadar gerçeklikten uzak gibi görünse de Stonehenge’in yapılışı ve yapıldığı dönem göz önüne alındığında insan kendini “acaba” demekten alamıyor.

Geçmiş zamanlardan bugünlere gelebilmeyi başarabilmiş en gizemli yapılardan biri olan Stonehenge’in sırları gelecekte tam olarak çözülebilecek mi? Bunu zaman gösterecek. Kim bilir, Stonehenge ve onun gibi birkaç esrarengiz yapı üzerinde gelecek yıllarda yapılacak araştırmalarla belki de geçmişimize giden yeni kapılar açılır, insanlık ve medeniyet tarihini daha sağlam ve gerçekçi bulgulara dayanarak yeniden yazabiliriz.

Geçmişten Gelen Efsanevi Gizem: Stonehenge – Bu yazı 2013 yılının Ekim ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 80. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir