Anasayfa » DÜNYA » Himalayalar’ın Kırgın Çocuğu
pak60

Himalayalar’ın Kırgın Çocuğu

Keşmir

Yazı: Bekir Yüksel Hoş  Fotoğraflar: Halit Ömer Camcı

Kimi yerler vardır umuda susuz kimi yerlerse hepten umutsuz. Geldiğimizde ilk gördüğümüz sadece sarp, kayalık ve bir o kadar da yüksek tepelerle çevrili bir şehirdi. Gittiğimizde de farklı bir fikrimiz yoktu coğrafyasına dair. Ancak her coğrafyanın içini dolduran mana orayı farklı kılan esas olgudur ve bu olgu sayesinde bu coğrafya aklımızda çok özel ve çok farklı bir yer edindi.

DSC_0590

Şehir, evet gerçekten de bir şehir boyutlarında olmasına rağmen daha çok fazla yayılmış bir kasabayı andırıyordu. Güzel coğrafyasında ne yoktu ki? Gülümsemeler tüm çoşkusunu bir şekere teslim etmeye hazır saf ve temiz yüzlerde size beklentisiz bir huzurla bakan gözlerden ancak bu kadar rahat okunabilirdi.

DSC_0530

Muzafferabad’a nihayet ulaşmıştık. Şehir Azad keşmir bölgesel hükümetinin merkezi durumunda. Keşmir 50 seneyi aşkın bir zamandır ikiye ayrılmış daha doğrusu iki devlet arasında paylaşılmış bir toprak. Büyük kısmı Hindistan içerisinde kalmış ve merkezi Srinagar. Diğer bir kısmı ise (nisbeten daha küçük olanı) Pakistan’a ait. Girişinde oraya minnacık yardım getirmiş olan uluslararası örgütlerin teşkilatların 4-5 metrekarelik büyük tabelaları sizi karşılıyor. Yardımlarının boyutunu içeriye girdiğinizde göreceğiniz ana dek bu tabelalar doğrusu göz boyamaya hayli yeterli olabiliyor. Reklamın gücü de herhalde burada gizli olmalı.

DSC_0037

Burası Muzafferabad/ Keşmir

Hindistan tarafındaki bir keşmirli Pakistan tarafına geçemediği gibi Pakistan tarafındaki bir Keşmirli de Hindistan tarafına geçemiyor. Ancak bizim gibi yabancılar ellerini kollarını sallayarak  her iki kısıma da rahatlıkla girebiliyorlar. Bunu da ayrıca ilave etmeli çünkü o toprakların insanı olmayan bizler belki de hakkımız olandan fazla bir hareket özgürlüğüne sahip gibiyiz? Muzafferabad Keşmir’in en nüfuslu ve nüfuzlu kenti. Nilim ve Jelim ırmaklarının birleştiği bir yerde kurulmuş dağlar arasındaki bu vadi yerleşmesinde umudun adı bizimkinden çok farklı. Gün demek umut demek. Deprem her şeyin adını değiştirip yerlerine yeni çok yeni kavramlar yüklemiş. Aradan iki yıl kadar bir zaman geçmiş olmasına rağmen halen halk, depremin etkisini üzerinde ve yüz çizgilerinde saklıyor. Yolda yürürken kimler, yetim kimler öksüz ve kimler dul, anlıyorsunuz adeta. Bu insanlar daha çok, mahzun ve durgun yüz ifadesi ile ayırd ediliyor.

DSC_0395

Tarım fazla gelişmemiş hatta hiç gelişmemiş. Arazi aşırı dağlık ve çoğu yerde halk tek tarımsal geçimini teraslayarak açtıkları daracık tarlalardan elde ediyor. Hayvancılık ise arada bir gördüğümüz keçilerden oluşan küçük baş hayvan varlığından başka bir çeşitlilik sunmuyor. Bu kadar dağlık bir yerde keçi çobanlığı belki de en doğru seçim olmalı bir köylü için.

DSC_0113

Sektör hayli durgun, fiyatlar hayli düşük ancak problem buradaki insanlarda para yok. Para girişinin, sermaye girişinin bu kadar az olduğu bir yer burası. Yine de nehre bakan yamaçlarda yeni yapılan tel inşaatları ve yeni yapılmakta olan belediye binası dikkatimizi çekiyor. Anlaşılan önümüzdeki yıllarda buraların çehresi hayli değişecek gibi.

DSC_0100

Sıradan bir Pakistan trafiği. Sağdansoldan kuralsızca geçen arabalar, rikşa denien üç tekerlekli taşıt araçları her yerde minik otomobiller, aşırı süslü ve eklentilerle hacmi genişletilmiş otobüsler. Ve tabii ki her yerinden sarkan insanlar.

DSC_0091

Keşmirde Türk olmak 

Bütün bunlar arasında dikkati çeken en bariz sevgi Türkiye sevgisi. Türkiye bu ülkede oldukça popüler. Söylenenlere göre çoğu ülkeden yardım gelmiş Keşmir’e.

DSC_0267

Kimi Batılı devletlerden gelen yardım örgütleri 5’er kiloluk paketlerle gelmişler. Üç kiloya yakını İncil ve Urdu dilinde İncillerdi diyor Fayyaz isminde bir Keşmirli. Kalanı ise bisküviymiş.. Kimileri 50 tane çadır bırakmışlar ve ülkenin madenleri ile alakalı muhabbete başlamışlar yetkililerle ileriye dönük bir olası antlaşma için.

DSC_0219

Kimileri 100 kişiye giyecek dağıtıp gitmiş ve bu giyecekleri teslim alan her insanın fotoğrafını çekmişler. Şöyle bak böyle dur şu kameraya bak elini uzat poşeti tut gibisinden 100 ayrı eziyet. Bir tek siz karşılık beklemeden geldiniz buraya. Ne güzel insanlarsınız siz! demişler Türkiye’den gelen yardım ekiplerine.

DSC_0028

“Çokları geldi çok şey istediler getirdikleri karşılıksız değildi ama siz geldiniz hiç bir şey istemeden gidiyorsunuz biz soralım ne istersiniz? Biz sizin için ne yapalım? ” diye sorduklarında “illa ki istiyorsanız dua edin biz almaya değil vermeye gedik” demiş Türkler. Burada Türkiye kökenli NGO (non govermental organisations) örgütleri Türkiye’nin sevdalısı bir milleti unutmadığını göstermiş. Belki de eski bir iyiliğin sebep olduğu vefa duygusu olmalı.

DSC_0277

Türkiye’nin milli mücadele dönemlerinde mitinglerle Türkiye’ye destek toplayan, kadınlarının kollarındaki bileziklerini verdikleri bu ülkede oğlunun elinden tutup esir pazarına götüren ve satıp parasını Türkiye Cumhuriyetine verilmek üzre Sovyetler Birliğine teslim eden insanların ülkesi, Türkiye’yi gerçekten çok seven bir Pakistan’ın Türkiye sevdalısı bir bölgesi Keşmir.

DSC_0493

Araba yerine geçen triportörünün arkasına astığı Türk bayrağını nereden aldığı bilinmez ve belli ki gururla asmış olduğu anlaşılan Bey’in yanına gidip konuşma fırsatımız olmadı ancak şu belliydi ki orada Pakistan bayrağı yanında dalgalanma hakkı sadece Türk bayrağına verilmişti. Öyle ki halktan hiç tanımadığınız insanların arabalarının sağında solunda Türkiye ile alakalı bir şeyleri fanatizm derecesinde taşıdıklarını görmek şaşırtıcıydı.

DSC_0516

Muzafferabad çok zengin bir şehir değil. Tek zenginliği Su ve İnsan gücü. Bu iki şey dışında burayı geliştirebilecek fazla şeye rastlamamıştım ancak  bölgedeki Pakistan mühendislerin şefi olan Müştak bey ile tanıştığımız an fikrimiz değişti çünkü anladığımız kadarıyla Çin, Hint okyanusuna kolay ve kestirmeden bir çıkış yolu olarak Pakistan’ı düşünüyor ve Doğu Türkistan’ı da içeren Sinkiang eyaletinin üretimi çok yakın bir zamanda Pakistan’ın Karaçi limanından pazarlanacak. Ve bu da yol üzerindeki Muzafferabad’ın gelişmesi manasına geliyor. Bu gerçekten Himalayaların eteğindeki bu izole şehir için büyük bir umut ve fırsat.

DSC_0608

Yine de her şey çok da güllük gülistanlık değil. Eski çekişmelerin günümüze yansıyan kırıntıları halen mevcut. Pakistan, ülke dışından kaşımalara karşın ülkeyi bir arada tutmak daha doğrusu tutabilmek için yoğun bir Pakistanlılık bilinci vermeye çalışan bir ülke. Muzafferabad tepelerinde bir yazı dikkatimizi çekti.

DSC_0442

Belki söylediğimizle bir ilgisi olur diye yazmakta yarar görüyorum. “Keşmir Baniba Pakistan” Yani Keşmir’in tamamı Pakistan’ın olacak! manasındaki yazının sebebini sordum. Gülümseyerek açıkladı bir Keşmirli.

DSC_0476

Vaktiyle bu dağda “Keşmir devlet olacak” yazardı ancak Pakistan bunu kendisinden ayrı devlet mi olurmuş? mantığı ile değiştirdi ve “Keşmir’in tamamı Pakistan’ın olacak” yazısını koydu dediler. Anladığım kadarı ile bu bölgede bir Keşmirlilik-Pakistanlılık ikilemi az da olsa var. Bu ise dış güçlerin elini güçlediren etnik açıdan çeşitlilik özelliğine sahip ülkelerin kaderi olsa gerek herhalde. Nüfusu bir kaç milyonu geçmeyen dağlık bir Keşmir’in tek parlak geleceği Pakistan’ın bir parçası olmasından geçiyor. Bunu da en iyi bilen Pakistan, hiç bir tahrike yer vermemecesine dağlara taşlara politikasını yazmaktan çekinmemiş.

DSC_0631

Gelişimin 3. akşamına doğru Türk yardım ekiplerinin patikalardan jiplerle minibüslerle yahut yaya olarak geldiklerini görüyorum. Giderlerken elerinde et torbaları olan oyuncaklar olan şeker çikolata olan Türk yardım ekiplerinden bir çok gönüllü tamamen hafiflemiş halde çıkıyorlar karşımıza. Hatta vermenin güzelliği ile o denli mutluluk gözlemliyorum ki; kimisi hırkasını, kimisi kazağını, kimisi atkısını kolonyasını ve kimisi ise yağmurluğunu verip ayrılmıştır. O insanların gülümsemelerini ve geçmiş bir hesaba vefa hatırına verdiklerini gülümseyen gözlerle söylüyorlar dile getirmeseler de. Çok yaşlı bir Keşmirli dedenin dedikleri hala kulağımda.

DSC_0692

Çevirmen Urducadan çevirerek söylüyor aynen aktarıyorum. “Türkler İngilizleri dünya harbinde yendi dedilerdi ve evden çıktık dağlarda taşlarda sokaklarda “Yaşasın Türkler-Yaşasın Osmanlılar“diye bağırdık, bağırdık!  “Şu Türkler nasıl insanlar, birisi geçse de tanışsak. Allahım bize nasib et” diye dua ederdik.

DSC_0408

“1980 senesinde Hacca gittim ve sohbete daldım Türklerle. Ben sizi çok sevdim çok bekledim gelin benim yurduma misafir olun dedim. Dediler ki: -İnşaallah geliriz, gelemezsek de bizden sonrakiler gelir.- O gün bugündür Allah’a yalvardım ne zaman görürüm? bu yaşıma geldim ölmeden görürmüyüm? acaba derken iki sene evvel depremden sonra ilk siz geldiniz ve şükürden ağladım.”

DSC_0313

Bu sözler 100 yaşını aşkın yaşlı bir Pakistanlı dedeye ait. Gerçekten Depremden sonraki saatlerde Pervez Müşerref’e yardımcısı geliyor ve Türk uçaklarının Pakistan hava sahasına giriş izni istediğini söylüyor. Şaşırmış haldeki yardımcısına izin verilmesini söylediği an Türk yardımları ard arda akmaya başlıyor.

DSC_0292

10’dan fazla okul yüzlerce binlerce çadır, karşılığında ise fethedilen binlercemilyo nlarca Pakistanlı ailenin kalbi. Türkler kurban bayramında da burayı unutmamışlar ve gerçekten bahsettikleri Türk yardım ekiplerine Muzafferabad belediye başkanı ile görüştüğümüz yerde rastlıyoruz. Kesilen kurbanlar önünde biraz muhabbet ediyor ve vedalaşıyoruz. Belediye başkanı ile de vedalaşıyoruz. Oldukça idealist ve çalışkan bir insan. Burası için başlı başına bir değer şahsiyet. Ayrılmaya yakın yol üzerinde parkta oynayan Keşmirli çocukların yanına gidiyor ve resim çekiyoruz. Biz gelene kadar hallerinden memnunlar sonra endişeli bir bakış ve ardından alışıyor tekrar gülüşmeler başlıyor… Himalayaların eteğinde eski püskü bir tahtırevallide oynayan çocuklar yine bir kaç şekere en güzel gülücüklerini vermekten çekinmiyorlar. Pakistan’ın en dağlık, en az nüfuslu ve en gelişmemiş yöresi olan Keşmir aklımızda bu tebessümlerle kalıyor. Dağ dendimi aklımda hep İskandinav hikayeleri gelirdi. Arada bir hafızayı ve içindekileri güncellemek gerekiyor.

DSC_0924

Bu da kendime çıkardığım pay. Artık dağlar dendiğinde hatırlayacak çok hikaye çıkacağını biliyorum. Dağlar kadar yüksek kalbi olan o güzel insanlara sevgilerle.

pak15

Himalayalar’ın Kırgın Çocuğu Keşmir – Bu yazı 2008 yılının Şubat ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 13. sayısından alınmıştır.

Yazar : GEZGİN YAZAR

GEZGİN YAZAR
Türkiye'nin Gezi, Seyahat ve Fotoğraf Dergisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir