Çarşamba , 25 Mart 2020
Anasayfa » TÜRKİYE » Huzur Alır Satarım: Odunpazarı

Huzur Alır Satarım: Odunpazarı

Ünü dünyaya ulaşmış, şiirleri ile yüzyılları aşmış, her birerlerimizin ezberinde en azından bir iki dizesi bulunan Yunus Emre, bazı şiirlerine şöyle güzel bir hitapla başlar: İşitin ey yarenler. Kendisi de Eskişehirli ve dolayısı ile Odunpazarlı olan Yunus Emre’nin hitabı ile Odunpazarı hakkında ilk cümlem şu olacaktır: İşitin ey yarenler, geçmişin geçmediği hali hazırda yaşadığı ve sükunetle, huzurla buluştuğu bir şehrimiz var ve o sizi bekliyor. Buyurun Odunpazarı kapılarını sizin için aralıyor.

Yazı ve fotoğraflar: Halit Ömer Camcı

Kurşunlu Külliyesi

Odunpazarı, klasik İslam şehirciliğinin iyi bir örneği olarak büyük bir külliye etrafında şekillenen sivil yapılardan oluşuyor. Şehre kimliğini ve hayat pratiklerini kazandıran bu ana yapı hiç şüphesiz Kurşunlu Camii. Sırtını verdiği dağın eteklerinde hâkim bir noktadan şehri izleyen Külliye’yi tamamlayan ana unsurları şöyle sıralayabiliriz; ilk yapıldığında bir Mevlevi dergâhı olan ve hâlihazırda kıblenin karşı duvarına denk gelen yerde ‘Ya Hazreti Mevlana’ yazısını barındıran ve bugün camii olarak hizmet veren Kurşunlu Camii bu bütünün ilk parçası.

Hemen önünde kubbeli ve çeşmelerin olduğu dairesel yapının üzerinde fıskiyeli bir havuz bulunan şadırvan göze çarpıyor. Şadırvanın alt tarafından yüzünüzü Kurşunlu Camiine çevirdiğinizde sağda daha önce sıbyan mektebi olarak kullanılan ve bugün kütüphane görevi gören iki kubbeli bir yapı ve hemen solunuzda da Mimar Sinan’ın Eskişehir’deki tek hatırası Kervansaray’ı görebilirsiniz.

Çoban Mustafa Paşa tarafından 1525’de yapılan Külliye’nin üst kısmında, bir zamanlar semahane olarak kullanılan kısım camii olarak konumlandırıldıktan sonra yapılan yeni bir semahane bölümü mevcut. Semahanenin sol kısmında bir lületaşı müzesi, sağ kısmında da ebru, hat ve tezhip ustalarının atölyeleri ve sergi salonları bulunuyor. Dilerseniz buradaki ustaların yaptıkları sanat ürünlerinden hediyelik eşya olarak satın alabiliyorsunuz.

Kurşunlu külliyesi Eskişehir içinde bir vaha gibi. Sizi zaman üstü çağlara taşıyan bir dinginliği var. Şadırvanın fıskiyesinden akan su bu alanı bir terapi bahçesine çeviriyor. Ağaçlar altında, kuş ve su sesleri arasında yaşı yetmişi geçmiş piri faniler, daha yedi yaşındaki çocuklar bu bahçede aynı huzur ve sükûnu paylaşıyorlar. Kurşunlu camiin bahçe kısmındaki sütunların zeminlerinde yer alan tunç ve pirinçten yapılan metal bileziklerde yazılan Eski Türkçe yazılar dikkatimizi çekiyor. Ünlü hattatların hatlarını aratmayacak şekilde terkip edilmiş yazılar döneminin günlük hayatını raporlayan tarih notları gibi.

300 Yıl Aynı Evde Oturmak

Kurşunlu Camiinin şadırvanın bulunduğu kısımdan şehre doğru yürüdüğünüzde ilk uğrayacağınız adreslerden biri Hafız Ahmet Efendi Konağı. Bu konağın en önemli özelliği kuşaklar boyunca aynı aileye ait bireylerin bu evde yaşamış olması. Binanın yapılış tarihi 1717 olarak tespit edilmiş. Yapıldığı günden bu yana aynı ailenin bireylerinin meskûn bulunduğu yapıda bu yaşanmışlığın izlerini görebiliyor kendinizi sanki sizin de dedeleriniz burada yaşamış gibi evinizde hissedebiliyorsunuz.

Özellikle konağın sakinlerinden Gülşen Hanım’ın ismi ile müsemma gülen yüzü, şen tavrı yolculuğunuzun en manidar, en keyifli anlarına dönüşebilir. Gülşen Hanım’ın hem lüle taşı ustası hem de Kurşunlu Camiin imamlığını yapmış ve aynı zamanda Mevlevi geleneğinin temsilcisi dedesi Hafız Ahmet Efendi’den kalan lületaşı baston görülmeye değer nadir ve kıymetli hatıralardan.

Tarihin Cama Yansıyan Tarafı

Osmanlıyı oluşturan tebada bazı meslekler genel itibari ile aynı geleneği takip eden ve mümkün olduğunca aynı milliyetten insanlar arasında icra edilirdi. Ermeniler taş ve gümüş ustası, Rumlar mimar, Yahudiler kuyumcu ve Türkler de cam ustalığında mahirdiler. Odunpazarı’nda Kurşunlu Külliyesi’nin Mimar Sinan tarafından yaptırılan kısmı günümüzde cam atölyesi olarak kullanılıyor.

Geleneksel Türk sanatı olan camcılık burada yeniden hayat bulmuş ve yeni icracılarına kavuşmuş durumda. Ziyaretçilerin ücretsiz olarak da izleyebildiği atölye de özellikle takı alanında uzmanlaşılmış. Sıcak ateşte eritilerek şekil verilen cam tam anlamı ile bir sanat eğitimi de gerektiriyor.

Özellikle üniversite öğrencilerinin ve sivil halkın öğrenmeyi tercih ettiği bu sanat Odunpazarı’nda yeni bir iş ve sanat alanının da açılmasına imkan sağlamış.

Camcı Sokak

Cam atölyesi ve camcılık şehirde bir geleneğin temsilcisi olmayı sokak isimlerinden de belgelemiş oluyor. Soyadım olan Camcı kelimesini bir sokak tabelasında okuyunca kendimi fahri Odunpazarlı hissettiğimi itiraf etmek isterim. Camcı sokak sokağından sonra sokak isimleri de dikkatimi çekti ve ilginç isimlere rastladım.

Mücellit sokak, Türkmen Hoca sokak, Şehrin en görkemli evlerinden Osmanlı Konağının yer aldığı Yeşil Efendi Sokak, Çürük Hoca sokak, Tiryaki Hasan Paşa sokak bu ilginç ve şehir tarihi hakkında bilgi veren sokak isimlerinden sadece birkaç tanesi.

Bana Mutluluğun Resmini Yapar Mısın ?

Abidin Mutluluğun resmi tarifinin içinde insanların vazgeçilmezlerinden biri de hiç şüphesiz evdir. Pencereleri bir ufka baksın, günün her saati güneş görsün, bahçesi olsun, bahçesinde çiçekler açsın. Evin iç ya da dış duvarında mutlaka bir çeşme bulunsun; kuyusu, geniş bir eyvanı, eyvana açılan odaları olsun.

Odunpazarı’ndaki evler bu tarifin cisimleşmiş hallerinden başkası değil. Ahşap çıtalar arasına doldurulan kerpiçlerle yapılan, hemen hemen tamamı cumbalı, birçoğu bahçeli, iki katı, en fazla üç katı geçmeyen yükseklikte ve dolayısıyla da gökyüzü ile barışık evler. Alt katlarında servis mekânları, üst katları da yaşama alanı olarak tasarlanan evlerin bahçesi iç bahçe şeklinde olanlar veya sokaktan bahçeye ardından eve geçilenler şeklinde de tasarlanabilmiş.

Evler günlük hayatın hem pratik hem de insanî olarak yaşanması için kurgulanmış. Yaşları yüzyılları bulanları ile birlikte yüzlerce ev günlük hayatın da devam ettiği bir tarih koridoru gibi. Pencerelerinde, kapı önlerinde, bahçelerinde hala güler yüzlü insanların yaşadığı şehir aynı zamanda bir açık hava müzesi gibi.

 

Safranbolu ve Beypazarı evleri ile yarışacak zenginlikte evlerden 250 tanesi 2006 yılından bu yana restore edilerek yeniden hayata kazandırılmış. Her bir ev kendi değerinin de farkında olarak birer atölyeye yada kafe veya restorana dönüşerek aynı zamanda işlev kazanmış. Kendi ekonomik çözümünü de bularak günlük hayatına dönen evler çok uzun yıllar ayakta kalmanın, misafirlerini temiz, steril bir şekilde ağırlayacak olmanın ferahlığı içinde.

Atlıhan El Sanatları Çarşısı

Odunpazarı’nın en karakteristik iş hanlarından biri Atlıhan’dır. Odunpazarı meydanına bakan bu yapı 1850’li yıllarda, Eskişehir’in büyük toprak sahiplerinden Takaddin Bey tarafından yaptırılmış. Klasik han işlevinin tamamını gören bu yapıda seyyahlar, yakın beldelerden ticaret için gelen tüccarlar, odunlarını satmak için gelmiş pazarcılar misafir olarak ağırlanırmış.

Bu misafirlerle birlikte binekleri de ahırlarda ağırlanır, karınları doyurulup tımar edilirmiş. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra birçok kere el değiştiren yapı daha sonra sahipsiz kalarak metruk bir şekilde yıkılmaya terk edilmiş. 200 yılında Odunpazarı belediyesinin ‘Odunpazarı Evlerini Yaşatma Projesi’ kapsamında yeniden ihya edilen yapıda bugün başta lületaşı olmak üzere, gümüş, toprak kap, hat ve cam sanatı ürünlerinin teşhir ve satışlarının yapıldığı mağazalar işlev görüyorlar. Her biri sanatçı olarak adlandırılabilecek ustaların şaheserlerini görme ve üreticileri ile koyu sohbetler yapma imkanı bulabileceğiniz Atlıhan’da yöresel yemekler yiyebileceğiniz bir restoran da mevcut.

Şelale Park

Bir şehri güzelleştiren en önemli en ferah şey nedir diye sorduğumuzda birçoğumuz farklı cevaplar verecektir; ama hepimizin ortak kararı o şehrin suyla olan ilişkisi olacaktır. Kimimiz en sevdiği şehri ortasından ırmak geçen bir şehir olarak tanımlayacak, kimimiz denizi olmayan şehirde yaşayamam diyecektir. Nasibinde bir ırmağın kenarında ya da bir denizin kıyısında kurulmak olmayan şehirlerde en güzel çözüm taşınabilir suyla yapılan çözümler oluyor hiç şüphesiz. Çeşmeler, küçük dereler, su

birikintileri ile çözülen bu sorun günümüzde yapay şelalelerle daha da bir renkli ve gösterişli olarak ortadan kaldırılmış oluyor.

Odunpazarı da suyla olan ilişkisini, tarihi çeşmelerin yanında şehri yukarıdan gören tepede yer alan Şelale Park’la taçlandırmış durumda. Gerçek bir şelaleyi andıran park şehir halkının Eskişehir’i yukarıdan görebildiği, her daim rüzgârla nefes alan, restoran ve çocuk parklarının yer aldığı güzel bir yaşama alanına dönüşmüş.

Odunpazarlıların vazgeçilmez dinlenme mekanlarından biri olan parkta restoranların menüleri de oldukça zengin.

 

Taşın En Estetik Hali / Lüle Taşı

Odunpazarı’ndan bahsedip lüle taşını anmamak olmaz. Lüle taşı maden olarak yontulabilir bir taştan öte bir değer taşımıyor. Ama ustalarının elinde paha biçilmez bir sanat ürününe dönüştüğü için bu değer bazen altından, yakuttan daha kıymetli bir hale gelebiliyor.

Eskişehir civarında, yerden 350 metre aşağı seviyelere kadar muhtelif derinliklerde başkalaşım katmanları içinde tek tek yumrular halinde bulunan lüle taşı sıvı ve gazlara karşı yüksek emicilik yeteneği olduğu için daha çok sigara ağızlığı ve pipo yapımında kullanılıyorlar. Kurşunlu külliyesinde yer alan Odunpazarı Belediyesi Lületaşı Müzesi dünyada eşine rastlamayacağınız zenginlikte ilk ve tek lületaşı müzesi olarak 2008 yılında açılmış. Müzenin iç kısmında yer alan odalarda ustalar sanatlarını icra ederken gezilebilen bölümde camekanlar içinde ellinin üzerinde sanatçıya ait 400 eser sergileniyor. Her biri görülmeyi hak eden bu eserlerin birçoğu paha biçilmez değerde.

Şehrin Meşhurları

Tiryaki Hasan Paşa’dan, ünlü seyyahımız Evliya Çelebi’ye (1649 ve 1653 tarihlerinde uğramış), Bayrak şiiri yazarımız Arif Nihat Asya’dan (ki bu şiiri şairimizin Odunpazarı’nda yazdığı rivayet edilir) Bediüzzaman’a kadar bir Özellikle çok ünlü sima Odunpazarı’nda misafir olmuş. Onlara ait izleri bazen bir konakta, bazen bir sokak isminde bazen de yüzyıllarca önce yazılmış bir el yazması kitapta görebiliyorsunuz. Eskilerin “Şerefil mekân bil mekîn” / Bir yerin değeri içindekiler iledir cümlesinden hareketle Hz. Mevlana’dan, Yunus Emre’den, Mimar Sinan’dan, Bediüzzaman’dan izler taşıyan şehirde evlerin içine sinen, ‘büyük insanlar burada yaşamıştır’ ağırlığı sizi de sarmalıyor. Yunus Emre’nin ‘Ay oldum aleme doğdum, bulut oldum göğe ağdım / yağmur olup yere yağdım, nur olup güneşe geldim’ dizeleri burada hayat buluyor. Onlar sanki hala hayatta ve aramızda dolaşıyorlar gibi hissediyorsunuz.

Görülmesi Gerekenler

Odunpazarı’na uğrayıp görmeden gelinmeyecek yerleri şöyle sıralayabiliriz. Kurşunlu Camii ve Külliyesi, Akoğlan Camii, Müftü Camii, Tiryakizade Hasan Paşa Camii, Sivrioğlu Camii, Şeyh Şahabettin Türbesi, dini yapıların en önemlileri arasında yeralıyor. Kamu yapılarının başında Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi üslup ve yapısal özellikleri taşıyan Atatürk Lisesi, Cumhuriyet Tarihi Müzesi (eski Askerlik şubesi) ve Mal Hatun ilköğretim okulu gelmektedir.

Odunpazarı, Belediye Başkanı Burhan Sakallı Bey’in büyük gayretleri ve vizyonu ile “Odunpazarı Tarihi ve Kentsel Sit Alanı” olarak tescil edilerek korunmaya alınmıştır. Kaybolup gidecek bir ‘eskişehir’ iken bilinçli bir yönetim ve hassas bir sahiplenme ile Odunpazarı daha yüzyıllarca insanların ziyaret edeceği, evlerinde kalacağı, bahçelerinde dolaşacağı bir mutluluk ülkesine dönüşmüş. Hayat boyu yapmanız gereken şeyler görmeniz gereken yerler listesinin başına hiç vakit kaybetmeden ‘Odunpazarı’na gitmek, oradan dostlar edinmek’ cümlelerini yazmalısınız.

Ne Yenir:

Odunpazarı meydanına yakın bir yerde bulunan Kasr-ı Nur Restoranda güzel bir kahvaltı, Köfteci Ahmet’te leziz bir öğle köftesi, Şelale Park restoranda güzel bir akşam yemeği ve özellikle çi’ börek tavsiyelerimiz arasında. Ayrıca Hafız Ahmet Efendi konağında Gülşen Hanım’ın ikramı Türk kahvelerini de tatmadan dönmeyin.

Nerede Kalınır:

Biz Odunpazarı yolculuğumuzda kalınacak yer olarak Roof Garden Hotel’i tercih ettik. Eskişehir’in en keyifli otellerinden biri olan Roof Garden, dünya otelleri ile yarışacak kalite ve güzellikte.

Ne Alınır:

Atlıhan’da her biri birer sanat harikası lüle taşı eserleri, hem Atlıhan hem de Kurşunlu külliyesinden hat, ebru, tezhip ürünleri, Kurşunlu Külliyesi’nin dış bahçesinde el ürünü yöresel kıyafetler satan teyzelerden, eldiven, çorap, ilif, hediyelik eşyalar alabilirsiniz.

Odunpazarı, bir dere kenarı ya da kurnasından berrak, serin sular akan bir çeşme başında yüzlerini yıkayıp güne başlayan çocuklar gibi, hayata yeniden başlamış; yaşına, gün görmüşlüğüne rağmen sanki yeniden doğmuş bir şehir.

 

Bu çocukla, yeniden dirilmiş bir hayatla tanışmak, aynı kurnalarda yüzlerinizi yıkamak, aynı ufka, aynı bitmez geleceğe bakmak isterseniz yollar çok uzak değil. Dünyanın her yerine çok yakın sayabileceğiniz bir yerde, yeter ki ‘gelmek’ isteyin diyen iç sesinizle sizi davet ediyor.

Bu yazı 2011 yılının Ağustos ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 54. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir