Cumartesi , 21 Ekim 2017
Anasayfa » MANŞET » İstanbul’dan İstanbul’a Bir Dünya Seyahati
Her bir yorgun yolcunun dineldiği yer, dinlenmiş bir yolcunun yola çıktığı yerdir.. / Oruç Aruoba

İstanbul’dan İstanbul’a Bir Dünya Seyahati

Upuzun bir dünya seyahatinin baş aktörü olan Ali Eriç, yıllarca arazide geçen profesyonel iş yaşamını noktaladıktan sonra bu kez kendisi için araziye çıkmaya karar verir ve tam üç yıl bir ay on gün sürecek bir seyahate başlar. Bittiğinde bununla ilgili bir de kitap yazar ve adına da, ‘İstanbul’dan İstanbul’a Bir Dünya Seyahati’ der. Çok kolay değil mi böyle bir çırpıda olayı anlatmak! Oysa neler neler sığmıştır bu uzun süren tek kişilik yolculuğun içine. Merak ettik, başkalarının da edebileceğini düşündük ve Ali Bey’le söyleştik; gezgin olmak üzerine, coğrafyalara, insanlara ve hayata dair… Bu arada, seyahati için herhangi bir sponsorluk almayan Eriç, kitabından elde edilecek tüm geliri, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na bağışlıyor!

İstanbul’dan İstanbul’a Bir Dünya Seyahati / ALİ ERİÇ

ODTÜ Makine Mühendisliği mezunu olmasına rağmen, önüne geçilemez seyahat tutkusunu ve üniversite yıllarında başlayan dört çeker arazi aracı merakını takip eden Ali Eriç, meslek olarak kendisine sürekli seyahat imkânı tanıyan telekomünikasyon sektörünü seçti. Başarılı bir işadamıyken, profesyonel hayatını ‘rölantiye’ almaya, kaçırdığı hayatı yeniden yakalamaya ve hayallerini gerçekleştirmeye karar veren Eriç; 6 Mayıs 2009’da Otokar tarafından özel olarak hazırlanan, Lando ismini verdiği arazi aracıyla İstanbul’dan yola çıktı. Kendisini her şeyden önce bir gezgin olarak tanımlayan Ali Eriç, toplam 5 kıta ve 39 ülkeyi kapsayan 132 bin kilometrelik dünya seyahati için İstanbul’dan doğuya doğru tek başına yol almaya başladı. Asya’nın steplerini, Alaska’nın buzullarını, Patagonya’nın adacıklarını, Afrika’nın çöllerini ve Avrupa’nın kırlarını aşan Eriç; Türk plakalı bir araçla ilk dünya seyahati olma özelliği taşıyan bu macerayı tam 1137 gün sonunda yine İstanbul’da tamamladı. Eriç, seyahati boyunca internet sitesinde yayınladığı günlüklerini ise Nihan Özyıldırım’ın yayına hazırladığı, Cinius Yayınları’ndan çıkan ‘İstanbul’dan İstanbul’a Bir Dünya Seyahati’ adlı kitabında topladı. Kitap; her türlü zorluğuyla ve bütün eğlencesiyle yollarda olmanın, başka coğrafyaları tanımanın, hepimize ait ama bir türlü paylaşamadığımız şu koca dünyayı keşfetmenin tek kişilik macerasını sunuyor okura.

Moğolistan’ın uçsuz bucaksız çölleri seyahatin sanki hiç bitmeyecekmiş gibi sessizce ilerlediği coğrafyalardan.

Uzunca bir profesyonel iş hayatının ardından kendinizi Gezgin olarak konumlandırıp yollara düştünüz. İnsan bazen yalnızlığını uzunca yaşamak, zamana yaymak ister. Gezerken yapılabilecek bir şeydir bu. Diğer taraftan merak duygusunun üst seviyelerde olması da insanı yerinden yurdundan edebilir. Sizde hangisi ağır geldi de yıllar süren bir yolculuğa niyetlendiniz ve dahi bunu gerçekleştirdiniz?

Aslında her ikisi de… Üniversiteyi bitirdikten sonraki yıllarda uzunca bir süre devamlı arabayla ve yalnız başıma, meşakkatli yolculuklar yaptığım bir iş hayatım oldu. Bu yalnız seyahat etmek ve zorluklarla tek başıma mücadele etmek benim yapıma çok uyuyordu. Kendi şirketimi kurduktan sonra bu özgür ve maceralı iş yaşamım sona erdi. Onun yerine tek düze, yoğun stresli ve stabil bir dönem başladı. Öte yandan merak ve keşfetme dürtüsü küçük yaşlarımdan beri hep gezmeye karşı önüne geçilmez bir ilgi duymama sebep oluyordu. Her zaman dağın arkasında ne olduğunu merak ettim. Hele bilinmeyenliğin gizemi beni hep çekti. Sonuçta fırsatını bulduğum zaman da hem eski günlere olan özlemimi gidermek, hem de keşfetme arzumu tatmin etmek için uzun soluklu yolculuk planları yaptım ve ortaya önce bir Afrika seyahati, arkadan da kitabıma konu olan dünya seyahati çıktı.

Ayder’de kahvaltı (Türkiye)

Sizce nasıl gezgin olunur? Çok gezmek, çok yer görmek, çok insan tanımak gezgin olmak için yeterli midir? Yoksa Gezgin’in çeşitli yönlerden sağlamlaştırılmış bir alt yapısı olması gerekir mi? Kendi iç dünyasında yol alamamış bir insan Gezgin olabilir mi?

Gezgin olmak için meraklı olmak ve gezmeyi sevmek yeterlidir bence. Bu özellikleri olan her insan fırsatlarını gezmekle değerlendirir; zamanını, parasını gezmek için biriktirir. Bu bir başladı mı da yavaş yavaş gezmeyi de öğrenmeye başlar; insanlarla iletişim kurmayı, toplumlara, kurallarına, inançlarına saygı duymayı, gezdiği, gördüğü yerler hakkında bilgi edinmeyi öğrenir. İşte bu da ‘gezgin ruh’tur.

Ushguli’nin tarihi evleri ve savunma kuleleri (Gürcistan)

Bilinçli bir gezgin misiniz; yani seyahate çıkmadan önce güzergâhınıza çalışıyor musunuz?

Mutlaka çalışırım. Seyahatim nereye ve ne kadar süreyle olursa olsun gittiğim yerle ilgili öncesinde okurum, harita çalışırım, hazırlık yaparım. Seyahat sırasında yanımda mutlaka bir rehber kitabım vardır. O da yetmez, başka kaynakları da araştırırım, interneti kullanırım ve gezdiğim yerlerle ilgili merak ettiklerimi öğrenirim.

Alaverdi Manastırı ve Katedrali (Gürcistan)

Hareket halindeyken günlük hayat epey farklı olsa gerek? Yoldaki rutininiz nasıl? Eve döndüğünüzde bocalıyor musunuz?

Arabayla yaptığım uzun soluklu, kıta aşırı seyahatlerde belli bir sistemim vardır ve onu eksiksiz, sonuna kadar uygularım. Bir araçla seyahat etmek belli bir disiplini gerektirir. Bir kere onun güvenliği ve sağlığı çok önemlidir. O yüzden seyahat hayatınızın önemli bölümü arabayla ilgilenmekle geçer. Onun dışında kayıtlar tutarım; aracın bir seyir defteri vardır, mutlaka her hareketini not ederim. GPS’imde kaydettiğim yol izlerimi mutlaka bilgisayarıma yüklerim. Her harcamamı yazarım. Bunlar dışında önemli bulduğum her şeyi kaydettiğim bir defterim vardır. Çektiğim fotoğrafları sıklıkla bilgisayarıma yükler ve derlerim, iyilerini seçer ayırırım. Bunun dışında yol yapmak, yemek-bulaşık, zaman zaman çamaşır ve tabi ki gezip görmek ve de seyahat notlarını yazıya dökmek!

Tomtor’dan sonra yolda manzara inanılmaz güzelleşiyor, Doğu Sibirya (Rusya)

Bana göre farklı coğrafyaları görmenin en büyük avantajı o coğrafyaya ait insan suretlerini ve dünyalarını tanımak. Aslında bir nevi dünya içinde dünyalar keşfetme işindesiniz de diyebiliriz. Tabi buna meyliniz, böyle bir tercihiniz varsa… Dil, kültür, psikoloji, çevre gibi faktörler belki bu dünyalara yaklaşmanıza kısmen müsaade etmeyebilir ama iyi bir gözlemciyseniz ve gönül diline inanıyorsanız dünyaları keşfetmek o kadar da zor değil. Kaldı ki çekmiş olduğunuz fotoğraflardan bunu anlayabiliyoruz; cana yakın bir cansınız. Dese ki biri, bana bir dünya haritası çiz ama dağlar, ovalar, denizler, şehirler olmasın bu haritada, sadece insan olsun. Ne hayal ediyorsunuz? Neler yapabileceğiniz ayrı bir konu ama biz sadece ne hayal ettiğinizle ilgileniyoruz. Anlatır mısınız?

Zor yerden sordunuz! Benim için haritalarda -evet- insanlar da vardır ama dağlar, ovalar, şehirler olmazsa olmazıdır haritaların. Yalnızca insandan oluşan bir haritayı da gezmek çok cazip gelmiyor açıkçası. Yalnızlığı ve özgürlüğü sevdiğime göre… Ama yine de sorunuzu cevaplamak için, yalnızca insanların olduğu bir haritaya baktığımda, o insanları birbirinden ayıran çizgiler olmasın isterdim herhalde. Sınırları sevmiyorum. Sınırlar olunca insanlar birbirlerine karşı o sınırları korumak zorunda hissediyorlar.

Dev sokaya ağaçlarının yanında insanlar ufacık kalıyor, Seqouia Ulusal Parkı (ABD)

Seyahatleriniz sonunda, işte burası benim ikinci vatanım, diyebileceğiniz bir ülke oldu mu hiç? Peki, siz artı iki ülke daha söyleyebilirsiniz. Yani bir ilk üç sıralaması alalım sizden.

Evet, Alaska benim ikinci vatanım olabilirdi. Hem olağanüstü doğası, hem nüfus yoğunluğunun az olması beni cezbeden taraflarıydı. Sonrasında belki Arjantin’i koyarım. Onda insan faktörü öne çıkıyor. Sıcakkanlı, cana yakın insanlar. Biraz bize de benziyorlar.

Kendimi hiç yabancı hissetmedim. Üçüncü sıraya Fas’ı koyarım herhalde. Doğunun mistik havasını hissettiğiniz bir Afrika ülkesi.

Bu çamurlu çukurdan nasıl çıkabilirim? Doğu Sibirya (Rusya)

İşte şimdi yandık, hadi çık işin içinden, evet her şey buraya kadarmış… Bunlar ve benzeri ifadeleri kullandığınız anlar oldu mu?

Belki söylediğiniz anlamda değil ama öyle düşündüğüm bir an oldu, çok iyi hatırlıyorum. ‘Buraya kadarmış!’ dedim. Arabamla ilgili bir türlü çözemediğim bir hararet problemi vardı. Zaman zaman başıma dert çıkarıyordu. Meksika’da bu dertler iyice sıklaşmaya ve başa çıkılmaz hale gelmeye başladı. Sonunda pes ettim ve seyahatimi sonlandırmaya karar verdim. Neyse ki Otokar orada imdadıma yetişti ve beni kararımdan döndürdü. Gerekli teknik desteği vererek seyahate devam etmemi sağladı.

Yanınızdan hiç ayırmadığınız şeyler var mı? Ne bileyim bir kitap, bir çakı, bir kolye, bir mızıka…

Her bir yorgun yolcunun dineldiği yer, dinlenmiş bir yolcunun yola çıktığı yerdir.. / Oruç Aruoba

Kitaplarım mutlaka olur. Rehber kitaplarım vardır gittiğim yerlerle ilgili. Ayrıca yine ziyaret edeceğim ülkelere ilişkin yazılmış kitaplar… Fotoğraf makinem mutlaka olur ve bilgisayarım da.Gezi kitapları pek okunan bir tür değildir. Ancak anlatıcının kurgusal zekası bazen işin seyrini değiştirebiliyor. Siz nasıl bir yol izlediniz kitabı yazarken? Satıştan elde edilecek gelirin TEGV’e bağışlanması da çok güzel bir jest. Kitapla ilgili gidişatı nasıl görüyorsunuz?

Kitap, benim gezi notlarımdan derlenmiştir. Bunlar büyük oranda seyahatim sırasında internetteki sayfamda yayımladıklarımdır aslında. Yazarken seyahatimi an be an anlatırım. Ama yalnızca gördüklerimi değil, okuduklarımdan ilginç gelenleri de aktarırım. Ülke tarihi, politik durumu, sosyoekonomik hali falan…

Satıştan maddi bir beklentim yoktu. Ancak daha işe yarayacak bir yere aktarılmasının hayırlı olacağını düşünüyordum. TEGV, kurulduğundan beri dikkatle ve takdirle izlediğim bir kuruluş. Geliri onlara vermenin doğru olacağını düşündüm. Kitap da şu anda iyi gidiyor. Sanırım ikinci baskıya geçeriz bu gidişle. Böylece TEGV’e de bir katkımız olur.

Machu Picchu (Peru)

Okullarda ya da farklı kurumlarda deneyimlerinizi paylaşmayı düşündünüz mü?

Çeşitli yerlerde, kimi okullarda seyahatle ilgili anılarımı paylaştığım, fotoğraflarımı gösterdiğim oldu. Aslında böyle etkinliklerde daha çok gençlere bir mesaj vermek istiyorum; seyahat etmenin faydaları ile ilgili. Onları seyahat etmeye biraz olsun cesaretlendirebilirsem ne mutlu bana.

Waterfront ve arkada Masa Dağı (Table Mountain) (G.Afrika)

Aileniz de size katılmak istiyor mu; zira çıkınca çok uzun süre geri dönmüyorsunuz? Ya da iş hayatınızdan kalma bir kanıksama mı var?

Katılmak istiyorlar ve katılıyorlar da… Gerek kitabıma konu olan dünya seyahatimde, gerekse ondan önceki ilk Afrika seyahatimde eşim de, oğlum da arada bana katıldılar. Bir kanıksama olduğunu sanmıyorum. Beni evinden sürekli uzakta ve kendi dünyasında bir insan olarak görmüyorlar yani. Ama bu özgürlük hakkını da bana tanıyorlar; özellikle eşim.

Cordoba Camii (İspanya)

Yeni rotalar çizmeye başladınız mı kendinize?

Yeni rotalar var tabii. Ama artık bu kadar uzun olmayacak. Daha az ülke, daha sindirerek gezmek… Dünya seyahatinde 5 kıta ve 39 ülke geçtim. İnsan bir zaman sonra nerede olduğunu bile şaşırıyor. Her şey birbirine karışıyor. Ve artık yalnız değil; eşimle birlikte olacak bu gezmeler. Sonbaharda bir İran-Ermenistan-Gürcistan rotamız var. 2,5 ay civarında sürecek sanırım. Sonrasında artık daha medeni coğrafyalara yelken açacağız. Kuzeybatı Avrupa var planda. Ardından doğudan batıya bir Kanada belki…

Chungara Golu ve Parinacota Volkani (Şili)

Son olarak, dünya yolculuğu evet peki Türkiye’yi uzunca dolaştınız mı?

Benim, okulu bitirdikten sonraki 12 senem, direksiyon başında Türkiye’nin her köşesini karış karış gezmekle geçti. Hakkâri dışında görmediğim il merkezi kalmadı, yeni il olanlar da dâhil. İlçelerin çoğunu da gezdim. Bütün dağını taşını bilirim. Sonraları da fırsat buldukça birçok aklımda kalan ilginç yerlere yeniden gittim, gitmeye de devam ediyorum, ediyoruz. İleride Türkiye için de uzun soluklu seyahat planlarımız var. Ama zaten, örneğin İran’a giderken ve Gürcistan’dan dönerken en az birer haftalık bir Türkiye içi seyahati de kendiliğinden olacak.

İstanbul’dan İstanbul’a Bir Dünya Seyahati – Bu yazı 2016 yılının Haziran ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 112. sayısından alınmıştır.

Yazar : GEZGİN YAZAR

GEZGİN YAZAR
Türkiye'nin Gezi, Seyahat ve Fotoğraf Dergisi

Bir yorum

  1. Her zaman yapmak istemişimdir. İş, gücü, herşeyi ardına bırakıp hiçbir kaygı duymayan yollara düşmeyi… Tebrik ediyorum kendisini büyük bir cesaret örneği…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir