Cumartesi , 18 Kasım 2017
Anasayfa » KÜLTÜR » Liebig kartlarında balkan devletlerinin orduları

Liebig kartlarında balkan devletlerinin orduları

Türk Ordusu

Balkan savaşları Türk tarihinin en önemli evrelerinden birisini teşkil eder. Bu savaş sonrasında Balkanlarda beş asırdır devam eden Türk hakimiyetnin son kalıntıları da silinmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin batı sınırı hemen hemen şekillenmiştir. Bunun dışında savaşın I. Dünya harbi açısından da gayet önemli etkilerinin olduğunu görürüz. Herşeyden önce mücadelenin çıkış nedenlerinden biri, belki de en önemlisi Avusturya ve Rusya’nın bölgede yoğun bir nüfuz mücadelesine girişmeleridir. Avusturya, bilhassa yanıbaşında bulunan Sırbistan’ın güçlenmesinden endişe etmekteydi. Sırbistan’ın, Adriyatik denizine ulaşması ya da Selanik’i ele geçirerek Akdeniz’e inmesi, bölgede Rusya’nın uydusu olan yeni bir güç odağının sivrilmesi anlamına gelecekti.

Yazı ve Koleksiyon: Önder Kaya Fransızca çeviri: Cem Ülgen

Sırp Ordusu’nun güçlenmesinin Avusturya açısından en büyük tehlikesi kontrolü altında tuttuğu Bosna Hersek dışında, diğer imparatorluk topraklarında da çok sayıda Sırp’ın yaşamasıydı. Güçlü bir Sırbistan, Avusturya’nın ulusal bütünlüğünü tehdit eden bir güç anlamına gelmekteydi. Durumun bilincinde olan Rusya ise yangına adeta körükle gitmiş, Balkan devletlerini gerek Avusturya’ya ve gerekse de Osmanlı’ya karşı kışkırtmaktan geri kalmamıştır. Bu gergin ortamda Fransa, Rusya’yı destekler bir tutum takınırken, Almanya da her koşulda Avusturya’yı desteklediğini kamuoyuna ilan etmiştir. Bilindiği üzere dünya harbini başlatan kıvılcım da bu bölgede çakılacaktır.

Balkan savaşının temelde çıkış nedeni olarak 1878 Berlin Anlaşması sonrasında Osmanlı’nın Avrupa’da kalan son arazisi olan Makedonya ve Trakya toprakları ile Ege adalarının yeni kurulan Balkan devletleri arasında paylaşılma arzusu gösterilebilir. Bu arzunun gerçekleşmesi ancak bir ittifakla mümkün görünmektedir. Bununla birlikte ittifakın önünde önemli engeller bulunmaktadır ve bu sorunlar 2. Abdülhamid tarafından sürekli körüklenerek Osmanlı’ya karşı bir cephe oluşturulmasının önü alınmak istenmiştir. Öncelikli sorunların başında Makedonya gelmekteydi. Balkan uluslarının neredeyse tamamının hak iddia ettiği bu bölgede, her devletin desteklediği çeteler bulunmakta ve bu gruplar kendi aralarında sürekli mücadele etmekteydi. Yine Makedonya’daki kiliseler meselesi de bir diğer çetrefil sorunu oluşturuyordu. Bulgar kilisesi, ulusal bağımsızlık süreci esnasında kiliselerinde Rumca ayin yapmayı reddetmiş ve iş, 1860’da Bulgarlar’ın Fener patrikhanesini reddetmesine, patrikhanenin de 1872’de Bulgar kilisesini afaroz etmesine kadar gitmişti. Dolayısıyla Osmanlı idaresi altındaki Makedon topraklarında bulunan Bulgar nüfusun Bulgar kilisesine bağlanması hayatî bir önem taşıyordu. Durumun farkında olan 2. Abdülhamid, bu sorunu ortadan kaldırmak şöyle dursun daha da besleyici tedbirler almıştır. Ancak İttihat Terakki cemiyeti, Abdülhamid’i hâl edebilmek için Balkan komiteleri ile işbirliği yoluna gitmiş ve sonrasında da 3 Temmuz 1911’de çıkardığı bir kararnameyle de Makedonya’daki kilise ve mektepler meselesini çzömüştür. Buna göre, Makedonya’nın herhangi bir bölgesinde hangi Hırsitiyan milletin nüfusu fazlaysa, o bölgede kilise ve eğitim söz konusu nüfusun bağlı olduğu kiliseye bırakılmıştır. Bunun neticesi olarak araları sürekli gergin olan Sırbistan ve Bulgaristan, panslavizm politikasını etkin kılmaya çalışan Rusya’nın da gayretleri sonucu yakınlaşma sürecine içine girmişlerdir. Ancak Osmanlı devleti, ne yazık ki bu gelişmeleri yakında takip etmemiş ve Balkan devletleri arasında hiçbir şekilde ittifak kurulamayacağı inancına saplanıp kalmıştır. O kadar ki, Sofya elçliğinden Hariciye nazırlığına geldiği için bölgeyi yakından tanıması beklenen Âsım Bey dahi, Meclis-i Mebusân da Balkan meselesi müzakere edildiği sırada “Balkanlardan imanım kadar eminim” demekte bir tereddüt göstermeyecektir. Yine kısa bir süre sonra bu makama gelen Ermeni asıllı Hariciye nazırı Gabriel Noradukyan Efendi de Rusya ile temas kurarak bir savaş çıkmayacağı garantisi almış, Osmanlı devleti de bunun üzerine 120 tabur eğitimli askerini terhis etmekte bir sakınca görmemiştir. Tüm bu yaşananlar Balkan savaşlarında maruz kalınacak felaketlerin de adeta habercisidir.

Balkan devletlerinin 3 Ekim 1912’de Makedonya, Girit ve Arnavutluk’a muhtariyet verilmesi için Osmanlı devletine verdikleri nota, beş gün sonra Karadağ’ın, 13 Ekimde de Sırbistan ve Bulgaristan’ın savaş ilanı neticesinde harbe dönüştü. Mücadeleye sonradan Yunanistan da dahil oldu. Osmanlı birllikleri doğu cephesinde Bulgarlar, batı cephesinde ise tüm müttefiklerle savaşmak zorunda kaldı. Balkanlardaki eğitimli kuvvetlerin yaklaşan tehlike görülemediği için erkenden terhis edilmesi, İttihatçıların kendilerinden olmayan tecrübeli paşaları emekliye sevk ederek yerlerine deneyimsiz subayları getirmesi ve kişisel basiretsizlikler gibi nedenlerle kötü idare olunan ordu, tüm cephelerde ağır kayıplara uğradı. Savaş sırasında İttihatçılar Bâb- Âli baskını gerçekleştirerek iktidarı ele aldılarsa da Edirne, Yanya, İşkodra gibi önemli kentlerin düşmesini engelleyemediler. 30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra Anlaşması, Osmanlı devleti açısından tam bir hezimet belgesiydi. Çatalca önlerine kadar dayanmış olan Bulgarların da etkisiyle Edirne ve Kırklareli’yi yitiren Osmanlılar, Midye-Enez hattını batı sınırı olarak kabul ediyorlardı. Ancak bu sırada hiç beklenmedik bir şey oldu. Bulgaristan’ın Makedonya topraklarının neredeyse tamamını yutarak doğu Trakyayı da elde etmesi, diğer mütefiklerinin öfkesine sebebiyet verdi. Bulgaristan ise Osmanlı’yı dizleri üzerine çökerten ülkenin kendisi olması nedeniyle bu aslan payını gayet meşrû görmekteydi. İlişkilerin gerginleşmesi üzerine Bulgarlar önce saldıran kazanır düşüncesi ile Sırbistan ve Yunanistan’a savaş açtı. Ancak Romanya da, Bulgarsitan’ın büyümesini endişe ile takip ediyordu ve bunı-un sonucunda savaşa dahil oldu. Yaklaşık 15 gün süren bu mücadele ortamında, İttihatçı kabine de batılı devletlerin tahdidine kulak asmayarak Edirne ve Kırklareli’ye saldırıp her iki kenti de Bulgar işgalinden kurtardı. Böylece I. Dünya savaşı arefesinde İttihatçılar, hem İstanbul yolunu hem de imparatorluğun ikinci başkentini kurtarmayı başardılar.

İşte bu savaş, ilgiyi büyük ölçüde bölgeye çekmiştir. Nitekim daha önce de bazı serilerini Gezgin sayfalarında yayınladığımız Liebig et suyu firması, gelişmeler karşısında bir de Balkan orduları serisi çıkartma yoluna gitmiştir. Normal şartlarda firma en az altılı kart serisi çıkartmaktadır. Ancak bizim elimizdeki seride sadece 5 kart, fakat 6 ülke bulunmaktadır. Balkan ülkelerinden Sırbistan ve Karadağ bir arada verilmiştir. Bu anlamda 6. bir kartın olup olmadığını bilemiyoruz. Ancak varsa da akla gelen ve seride olmayan tek Balkan ülkesi Arnavutluk kalıyor ki, bilindiği üzeer Arnavutluk’ta savaş neticesinde bağımsızlığına kavuşacaktır. Kartların arkasında yer alan bilgilerde genel itibari ile ilgili ülkede askerlik hizmetinin süresi ve asker sayısı hakkında malumat verilmekte, sonrasında ise bu orduların subay ve erlerinin üniformalarından örnekler sergilenmektedir. Kartlarda zikredilen ordu mevcutlarının doğruluğunun tedkik edilmesi gerekmektedir. Zira kartlar popüler bir amaca hizmet ettiği için verilen bilgiler hakkında herhangi bir kaynak göstrme yoluna gidilmemiştir. Yine de gayet hoş bir görsel malzemeyi gözler önüne seren bu kartları, Balkan savaşları hakkında bir ön bilgi verdikten sonra siz okuyucularımızla paylaşma yoluna gitmeyi uygun gördük.

1. Türkiye; Türk ordusunun yeniden yapılandırılmasından sonra bütün Müslümanlar askerlik yapmakla yükümlüdür ama pratikte bu kanunun bazı istisnaları da vardır. Askerlik hizmetinin toplam süresi 20 yıldır. 3 ya da 4 yılı “nizam” denilen orduda aktif görevde, 2 ya da 3 yılı “chitiad” denilen yedekte, 6 yılı “redif”denilen ikinci yedekte ve son 8 senesi de “mustafiz” diye isimlendirilen seferber edilebilir yedek asker durumunda geçer. Türk ordusu 8 parçaya ayrılmıştır. Asker sayısı barış zamanı toplam 220 bin askeri bulur. Harp zamanında ise bu rakam 800 bine kadar çıkar. Kartımızda soldan sağa yer alan askerler şunlardır; Piyade sınıfından bir subay, Arnavut saray koruması, piyade astsubayı, topçu, sultanın koruması, istihkam sınıfı subayı, müfreze generali, Ertuğrul süvari alayından bir astsubay ve arka planda da süvariler bulunmaktadır. Yunan Ordusu

2. Yunanistan; Yunanistan’da zorunlu askerlik hizmeti son derece etkin işler. Barış zamanı asker miktarı yaklaşık 23 bin kişidir. Harp zamanı ise mustafiz ve yedekleri saymazsak bu rakam 80 bin kişiye kadar çıkabilir. Kartımızda soldan sağa yer alan askerler şunlardır; Topçu müfreze askeri, bir tane köylü kıyafeti içinde piyade eri, bir süvari subayı, bir piyade subayı, bir Yunan efzun askeri ve bir de topçu subayı bulunmaktadır. Romen Ordusu

3. Romanya; Romanya’da askerlik zorunlu olup 21.yaş gününden itibaren başlar ve 25 yıl sürer (yani 25 yıl içinde gerekli durumda orduya çağrılabilirsiniz). Aktif hizmet teorik olarak 7 yıldır ama gerçek etkin hizmet 3-5 yıl arasıdır. Sonra ikinci bir hizmet evresi başlar ki bu yedek askerliktir. Bunun da süresi 2-4 yıl arasıdır. Romen ordusu 3000 subay, 48 bin asker ve 360 topçudan oluşan birimlere bölünmüştür. Savaş zamanı bu rakam 3500 subay ve150 bin askere kadar çıkabilir. Bu sayıya 50 bin milis kuvvetini de ilave etmek gerekir.  Kartımızda soldan sağa yer alan askerler şunlardır; Bir topçu astsubayı ve topçular, “rosiori” adı verilen hafif süvari eri, atlı bir jandarma eri, bir “kalaraçi” hafif süvarisi, “venatori” isminde bir avcı eri ve bir de “fantassin” denilen piyade eri bulunmaktadır. Bulgar Ordusu

4. Bulgaristan; Genel askerlik hizmeti 1889’da yeni krallık oluştuktan sonra ortaya çıktı. Ülke içinde sadece Müslümanlar bu hizmetten muaftır ve onlar da bunun karşılığında belli bir miktar vergi öderler. Barış zamanında ordu, toplam 1400 subayın yönettiği 23 bin piyade eri, 160 subayın emri altında bulunan 3700 süvari, 315 subayın idaresi altında yer alan 6250 topçu eri ve 90 subayın idaresi altında olan 1900 istihkam erinden oluşur. Harp zamanında Bulgaristan, etkin olarak 127 bin asker çıkarırken, 80 bin yedeği, 6000 kişilik ve 48 taburluk bir mustafız yani seferber edilebilir yedeği olan güç haline gelir. Dolayısıyla karşımıza toplamda 240 bin kişilik bir ordu çıkar. Kartımızda soldan sağa yer alan askerler şunlardır; Bir general, yazlık kıyafetlerinde bir piyade eri, bir emir subayı, bir kurmay subay, bir süvari, bir basit süvari ve bir piyade taburu görülmektedir. Sırp ve Karadağ Ordusu

5. Sırbistan ve Karadağ; Sırbistan’da 20-50 yaş arası tüm vatandaşlar aşamalı olarak 10 yıl boyunca aktif yahut birinci ve ikinci yedek kuvvet olarak ulusal kuvvetlere dahil olmak zorundadır. Ülke 5 askeri bölgeye ayrılmıştır. Barış zamanı aktif asker sayısı 600 subayın idare ettiği 12 bin askerden oluşmaktadır. Savaş zamanında ise 130 bin kişilik bir düzenli ordunun yanında ulusal milislerden devşirilen 124 bin asker ve 2. yedekte bulunan 62 bin askerlik bir kuvvet halini alır. Özellikle süvarilerin üniformaları, Avusturya ordusununkilere benzer. Karadağ prensliğinde, askerlik hizmetini düzenleyen bir yasa yoktur. Ancak her Karadağlı 12 yaşından itibaren vatanî görev ile mükelleftir. Ordu olarak, atlı birliklerden oluşan bir manga, iki birlikten oluşan ayakta savaşan piyade kuvveti ile (ki batı literatüründe bu askerlere foot soldiers denilmektedir) 3 tabur piyade kuvveti bulunmaktadır. Üniforma olarak ulusal kostümlerini kullanırlar, ancak subaylar son derece süslü bir manto giyinirler. Kartımızda soldan sağa yer alan askerler şunlardır; Emireri, bir piyade eri, bir süvari, bir topçu, bir general ve üç Karadağlı asker görülmektedir.

Bu yazı, Gezgin dergisinin 2010 yılının Ocak sayısında yayımlanmıştır.

Yazar : ÖNDER KAYA

ÖNDER KAYA

1974’te İstanbul doğumlu. Öğretmen, araştırmacı-yazar ve tarihçi. Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olan Kaya, aynı yıl Marmara Üniversitesinde yüksek lisansını yaptı. Öğretmenlik hayatına Robert Koleji’nde devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir