Cumartesi , 17 Ağustos 2019
Anasayfa » DÜNYA » Lübnan : Ortadoğu’nun üzgün yıldızı

Lübnan : Ortadoğu’nun üzgün yıldızı

‘Seyahatin önündeki tek engel, kapının eşiğidir.’ diyor Boşnaklar. Eşik geçildi çoktan… Orta Doğu’da kar yağan tek ülke olarak adı da “karlı dağlar” anlamına gelen ve son dönemde iç savaşlarıyla belleklerimizde yer edinen Lübnan, tarihi Milattan önce 3000’li yıllara kadar izlenen Fenike uygarlığının beşiği.

Yazı ve Fotoğraflar: Serkan Doğan

 Sırasıyla Fenikeliler, Romalılar, Memluklular, Osmanlılar, Fransızlar tarafından yönetilmiş. 1970’li yıllara kadar Orta Doğu’nun parlayan yıldızı olan ülkeye, sonrasında adeta nazar değdi. Başkent Beyrut defalarca İsrail silahlı kuvvetleri tarafından kuşatıldı, 1975–1990 arası dönemde yüz binlerle ifade edilen sayıda insan öldü ve milyonlar ise göç etmek durumunda kaldı. Güney ve Kuzey Amerika Lübnanlı göçmen akınına uğradı. Büyük ve bir o kadar süper güçler tarafından bir anarşi laboratuarı, kaos labirenti olarak kullanılıp sömürülen Lübnan, şimdilerde bu huzursuzluğu en azından görünürde atlatmış görünüyor. Bütün olan bitene ve 30 sene kadar süren savaşlara rağmen, ülkedeki Müslüman – Hıristiyan toplumlarının uyumu halen imrendirici. Her caminin yanında bir kilise var, kimse bir başkasının varlığından rahatsızlık duymuyor ve dini kimliğini sormuyor, sorgulamıyor. Buna bizzat şahitlik ettim.

gezgindergi-dunya-lubnan (10)

“Bir dağın değil, bir şiirin ismidir” dediği memleketi Lübnan’dan sürgün edilen Halil Cibran ve Nobel ödüllü yazar Amin Maaoluf’un ülkesi Lübnan’da hediyelik eşya bulmak çok zor, zira bu tür ürünlerin çoğu zaten Türkiye’den geliyor. Mobilyadan giyecek ve gıda maddelerine kadar her yanda Türk markalarına rastlamak mümkün. Fenikelilerin torunları genelde Arapça, Fransızca ve İngilizce konuşabiliyorlar. Eğitim oranı ve kalitesi yüksek. Her yanda ve bayrağında gördüğümüz sedir ağacı ülkenin simgesi. Bir başka simge ise hiç kuşkusuz nargile. Sabah akşam, kadın erkek demeden herkesin ağzında nargile marpucu. Temizlik ve düzenden söz edersek, Orta Doğu toplumlarının artık kaderleri haline gelen karakterlerinden ötürü, intizam ve hijyen adına beklentilerinizi nispeten düşük tutmalısınız.

gezgindergi-dunya-lubnan (7)

Mezopotamya uygarlıklarının öncüllerinden ve Kartacalıların da atası kabul edilen Fenikelilerin önemli şehirleri Sidon (Sayda), Tyr (Sur) ve Byblos (Jbail) Lübnan’da bulunur. Kendiler için genelde “Kenan” sözcüğünü kullanmakla birlikte, Fenike ismi Yunanca “kızıl insanlar” anlamına gelen “Phoinix” kelimesinden gelir, çünkü Fenikeliler yoğun bir şekilde kızıl renkli kumaşlar ihraç ederlermiş. Para, cam, çini, alfabe, aritmetik ve ölçü birimleri belki Fenikeliler tarafından bulunmadı fakat onlar tarafından ticaret yaptıkları dünyaya yayıldı. Koloniciliğin mucidi olan ve şehir devletleri şeklinde varlıklarını sürdüren Fenikeliler, uzun bir süre İskandinav kıyılarına kadar korku salmışlardı.

gezgindergi-dunya-lubnan (8)

Beyrut, seni terk eden delidir

Defalarca yakılıp yıkılıp da bir türlü yılmayan ve ölmeyen şehir, başkent Beyrut dinamik bir şehir olmakla birlikte, çoğu bölümü savaştan sonra yeniden inşa edilmesi tarihi esere rastlamayı zorlaştırmış. Plaja ya da şehrin simgesi haline gelen Rouché (pigeon rocks /güvercin kayalıkları) tarafına giderken, Korniş (Corniche, bizdeki Kordon veya sahil yolu) boyunca yürüyebilir. Bizim Taksim ve Sultanahmet’in karşılığı olan Solidere ve Hamra bölgelerinde yerel ve yöresel tatları deneyebilir ve gündelik hayata karışabilirsiniz. Enrico Macias bir şarkısında “Beyrut, seni terk eden delidir…” diyor. Beyrut dışında benim tavsiyem 7000 yıllık kesintisiz bir tarihe sahip olan Byblos (Jbail/Cübeyl) olacaktır. Yol üstünde pek kimsenin bilmediği ve Osmanlı’dan kalan şirin çarşıların ve denize bakan kafelerin yer aldığı Zouk Mikail’e mutlaka uğrayın. Birbirinden güzel üç plajı (ki ben ince kumu ve tertemiz deniziyle en uçtaki Zira Beach’e gitmenizi tavsiye ederim, ismini az açıktaki küçük taş adasından alıyor), kalesi, souk adı verilen çarşıları ve muhteşem günbatımı ile sizi büyüleyecektir. Sahilde Bab El Mina adındaki balık lokantasını veya çarşı içinde güzel ve salaş bir ortamda yöresel yemeklerden tadabileceğiniz Adonai isimli restoranı öneririm.

gezgindergi-dunya-lubnan (3)

Jeita ve Harissa

Lübnan’ın kuzeyinde, Byblos yolunda Jeita mağaralarına (Jeitta Grotto) mutlaka uğramalısınız. Dünyanın 7 harikasına aday olan Jeita’yı görmeden, insan mağara gördüm dememeli. Girişten mağara alanına hayatımda gördüğüm en kısa ve göstermelik bir teleferikle çıkılıyor, iptidai ve rahatsız bir ‘tren’ ile geri dönülüyor. Etrafa serpiştirilen heykel ve benzeri eserler ise doğrusu pek bir sanatsal değer taşımıyor. Üst ve alt mağara şeklinde iki ayrı mağara var, her biri birbirinden büyüleyici. İçerideki tavan ile su seviyesi arasındaki mesafenin 107 metreye ve enin ise 58 metreye ulaştığı üst mağarada sarkıtlar, dikitler, sütunlar ve kayalar arasında kendinizi sanki bir bilim kurgu stüdyosunda hissederken, alt mağarada ise suda basit bir bot ile mağaranın girinti çıkıntılarında ufak bir gezinti yapabiliyorsunuz. İçeride fotoğraf ve video çekiminin yasak olduğu mağaralar, Beyrut’un 18 km kuzeyindeki Nahr al-Kalb (Köpek Nehri) vadisinde bulunuyor ve 1836 yılında Rahip William Thomson tarafından keşfedilmişler. Ardından, buradan 16 km ötede Harissa’ya varıyoruz. Harissa’da Rio’nun simgesi Corcovado’nun Kurtarıcı İsa Heykelinin bir benzeri var fakat bu sefer Meryem Ana heykeli (kendilerinin deyişiyle, Lady of Lebanon) bizleri karşılıyor. Heykele doğru adamakıllı bir şehir manzarası seyredebileceğiniz bir teleferikle çıkıyor ve böylelikle denizden 900 metre yüksekliğe ulaşıyorsunuz. 1908 senesinde açılışı yapılan heykelin ağırlığı 15 ton. Artık burası serin ve ferah. Dinlenebileceğiniz bir alan. Ayrıca bir şeyler atıştırabileceğiniz güzel bir restoran ve kafesi de mevcut.

gezgindergi-dunya-lubnan (5)

Sidon, Tyr, Maghdouche

Lübnan’ın güneyinde yer alan iki tarihi şehir Sidon ve Tur bambaşka güzellikler sunuyor. Sidon (Sayda) Beyrut’un yaklaşık 50 km güneyinde yer alıyor ve ülkenin üçüncü büyük şehri. Tarih boyunca gelip geçen pek çok medeniyetten izler taşıyor. Aynı zamanda 2005’te katledilen başbakan Refik Hariri’nin doğum yeri. Deniz kenarında 1228 yılında Haçlılar tarafından yapılmış kalesinden geriye pek az şey kalmış. Beyrut’un 80 km güneyinde yer alan Tyr (Sur) ise ülkenin dördüncü büyük şehri, yine her yanında antik kalıntılar var. İncil’de de adı anılan Sur kentinde, muz bahçeleri arasından geçerek, Al Bass arkeolojik alanını ve 20.000 kişilik Roma hipodromu ziyaret ediyoruz. Hicaz demiryolundan kalma raylar dikkatimizi çekiyor. Herodot’a göre, şehrin geçmişi İ.Ö. 2750 yılına kadar uzanıyor. Egemen olan Mısır ve Roma uygarlıklarından yine derinden etkilenmiş. Sayda’nın 8 km güneydoğusunda yerleşik bulunan Maghdouche kasabasına uğrama amacımız ise, kutsal bir mekânı, buradaki Kutsal Meryem büyük heykelini (Lady of Mantara) ve yanı başındaki mağara içerisindeki türbeyi görmek. 1963 yılında yapılan, 28 metrelik bir kule üzerine yerleştirilen heykelin uzunluğu ise 8,5 metre ve tam 6 ton ağırlığında. Maghdouche’in nüfusu sadece 8.000 ve insanların neredeyse hepsi Katolik.

gezgindergi-dunya-lubnan (8)

Meksika, Küba ve Brezilya dâhil birçok ülkeye Lübnanlılar yerleşmiş, Hayek ve Audi aileleri ise Lübnanlı önemli aileler arasında sayılabilir. Denizcilik ve ticaret genetik kodlamalarına yerleşmiş Lübnanlıların hayatında sinema ve müzik önemli bir yer tutuyor. Türkiye’de Türkçe olarak dinlediğimiz pek çok şarkının asıl sahibi olan Feyruz ülkede ve bölgede çok seviliyor. Sosyal yaşama değinecek olursak, Beyrut içerisinde kafeler arasında favorilerim Cafe Hamra, Beirut Cafe, Grand Cafe, yemekler için ise Le Chef ile ev yapımı yiyecekler sunan nitelikli ve butik bir restoran olan Al-Balat’ı tavsiye ediyorum. Yemeklerden humus, fattouch (fettuş), tabule, kebbe, makanek, batata harra, edamame, baba ghannouj (babaganuş), chanklish, mouajjanat sadece hatırladıklarımdan bazıları. İçecek olarak ise buzlu taze naneli limonatayı harika yapıyorlar.

gezgindergi-dunya-lubnan (2)

Anlayamadığım bir konu, Lübnan Dağı bölgesini (Mount Lebanon) Türkler 400 sene idare etmiş olmasına rağmen yerel halk Türkçe bilmiyor, en azından aileden öğrenmiş olmaları ve bilmeleri gerekirdi. Hâlbuki hemen ardından Fransızların 25 sene yönetmesinden sonra, insanların çoğu Fransızca biliyor, konuşuyor ve tam bir Frankafon, Fransız hayranı toplum oluşmuş. Bu tür kültür emperyalizminin bir örneğini Fas’ta görmüştük.

gezgindergi-dunya-lubnan (6)

İstanbul’dan Beyrut’a uçakla yolculuk yaklaşık olarak 2,5 saat kadar sürüyor. Bu hatta günde 12’ye kadar sefer olduğu söyleniyor. Gerçi kullananların çoğunluğu İstanbul üzerinden aktarma yapan yine Arap asıllı turistler, doğal olarak biz onların Lübnanlı halkla farkını pek anlamıyoruz. Ayrıca, edindiğim bilgilere göre, İstanbul’a kadar ulaşan keyifli deniz yolu seferleri mevcutmuş ve bu seyahat ise 24 saat sürüyormuş. Ülkede toplu ulaşım yok denecek kadar az. Araba kiralamayı da önermem, en iyi yol yerel acenteler ile veya pazarlık yapıp taksilerle ulaşımı sağlamak. ‘’Biz gezginler bir günü bitirdiğimiz yerde yeni bir güne başlayamayız ve hiçbir şafak, gurubun battığı yerde bulamaz bizi!’’ der Halil Cibran… Biz de yeni ufuklara yelken açmak üzere bu kısa seyahati noktalıyoruz.

Lübnan : Ortadoğu’nun üzgün yıldızı – Bu yazı 2015 yılının Ocak ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 95. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir