Anasayfa » DÜNYA » Masal Şehir: Prag
gezgin-dunya-masal-sehir-prag

Masal Şehir: Prag

‘’..yağmurlar içindeydi Prag, bir gölün dibinde gümüş kakma bir sandıktı, kapağını açtım. içinde genç bir kadın uyuyor, camdan kuşların arasında.. Nazım Hikmet

Nazım Hikmet’ in dizelerinde anlattığı gibi eski ve güzelliği hiç bozulmamış şehir Prag…

Yazı ve fotoğraflar: Merve Ertürk

“Altın şehir “, “Masal şehri” , “ Avrupa’ nın kalbi”; bu güzel şehre verilen isimlerden sadece birkaçı. Hitler’ in bile bombalamaya kıyamadığı Prag bu sayede 2. Dünya savaşından pek zarar görmeden kurtulup bugüne dek tarihi dokusunu korudu ve 1992 yılında Birleşmiş Milletler’ in “Dünya Mirasları” arasındaki yerini aldı. Şehir tam bir açık hava müzesi gibi. Rus işgali sırasında düşman askerleri şehre girdiğinde kurşun atmaya, bombalamaya kıyamamışlar. Çünkü insanın dünyada en son zarar vermeyi düşündüğü yer olsa gerek Prag; muhteşem güzelliği karşısında…

Prag’ ı görme arzum, yazlıkta tanıştığım Michal’ ın 10 yıl önce bana attığı kartpostalla başladı. Bu sene tatilde nereye gideceğimize karar vermeye çalışırken, bu duyduğumuz masal şehrini görmeyi çok istiyorduk ve başladık planlar yapmaya, aynı zamanda hayaller kurmaya… Uçak biletlerini aldıktan sonra ilk işimiz Hostelworld’ den Prag’ daki tüm hostellere bakıp hem uygun fiyatlı hem de yüksek puan almış bir hostelden yer ayırtmak oldu. İnternetten, bloglardan Prag’ la ilgili bir sürü yazı okuduk ve bir kısmını yanımıza aldık. Vizelerimizi aldıktan sonra artık tamamen hazırdık masal şehrini görmeye. Şimdi size bu masal şehrinin en güzel mekanlarını anlatarak bir geziye çıkarmak istiyorum.

Charles Köprüsü

Turistlerin ilk duraklarından biri muhteşem gün doğumu ve batımı manzarası olan inşaatında sağlam olması için 10 bin yumurta akının kullanıldığı Charles Köprüsüdür. 13. yy’da Kral 4. Charles’ ın baş mimarı olan Peter Parler tarafından yapılan köprü, daha ziyade şövalye turnuvaları için işlevsel bir yapı oluşturma amacı ile yapılmıştır. Köprü üzerinde bulunan heykellerin çoğu kopyadır çünkü şehrin geçen yıllar zarfında yaşadığı kötü hava şartları heykellere oldukça büyük zararlar vermiştir. Şu anda 75 adet heykel bulunmaktadır, bunlardan sadece bir kaçının orijinal olduğu tahmin ediliyor. Köprünün üzerinde bir sürü müzisyen, karikatürist, ressam ve hediyelik eşya satan tezgah bulunmaktadır. Burada portrenizi çizdirebilir, hediyelik eşyalara göz atabilir ve bu muhteşem şehri hiç sıkılmadan seyredip bir sürü güzel fotoğraf çekebilirsiniz.

Astronomik Saat

Meydana geldiğimizde dakikalarca hayranlıkla baktığımız bu saat 15. yy’ da Hanuş Usta tarafından yapılmış ve saat dünyaca ünlü hale gelmiştir. Kral, Hanuş Usta’ nın saati başka bir yerde yapmasını engellemek için gözlerine mil çektirir. Kör olan Hanuş Usta da kendisini saatin merkezine bırakarak intihar eder. Asıl amacı saati bozmak ve intikam almaktır. Saat tam elli yıl boyunca çalışmaz ama daha sonra tamir edilir. Normal saatler dışında; aylar yıllar günler, burçlar kısacası ayın, güneşin ve gezegenin dünyaya oranla hareketlerini de göstermektedir. Saatin etrafında 4 kukla vardır, bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır. Sol baştaki elindeki aynayla kendine bakar; “kendini beğenmişliği” sembolize eder. Onun yanındaki kukla elinde altın torbası olan yahudidir; “cimriliği” sembolize eder. Bir yandaki kukla ise iskelettir; “yaşama karşı isteksizliği” anlatır. Sonuncu kukla ise elinde mandoline benzer müzik aleti ile Türk’ e benzetilirken “gece hayatına düşkünlüğü ve sefahati” anlatır. Kısaca bu kuklalar; kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın der. Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla vardır. Bu kuklalarda bilime, adalete, astronomiye ve eğitime önem vermemizi öğütler ve her saat başı, İsa’ nın 12 havarisi de pencerenin önüne geçerek gösterilerini yaparlar ve siz de bu eşsiz gösteriye bir kaç saniyeliğine şahit olursunuz.

Prag Kalesi

Charles köprüsünü ardınızda bırakıp eski Prag sokaklarından geçerek tepeye tırmadığınızda Prag Kalesi’ nin girişine ulaşmış olacaksınız. Prag’ ın belgelenmiş en eski yerleşim yeri olan Prag Kalesi’ nin yapımına 9. yüzyılda başlanmış ve sürekli olarak üzerine yapılan eklemelerle kale geliştirilmiştir. Bir kaleden daha fazlasını içinde barındıran yapı, 14. yüzyıla kadar bir saraya, kiliselere ve manastırlara ev sahipliği yapmış ve 14. yüzyılda Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ nun kalbinin attığı yer hâline gelmiştir. 1920’ lerde Çekoslovakya’ nın bağımsızlığını kazanmasıyla kale ve içerisindeki yapılar genel bir onarım geçirmiş ve Çek Cumhurbaşkanlığı makamına verilmiştir. Kaleye ilk girişte sizi askerler karşılıyor. Her saat başı bizim Dolmabahçe’ deki gibi nöbet değişim töreni oluyor. Kalenin içine girdiğinizde sizi şaşırtıcı derecede büyük bir avlu karşılıyor. Kaleye girip ilk iki avlusunu geçtiğinizde ise karşınıza Roman Katolik kilisesi olan aynı zamanda Prag Başpiskoposluğu’ nu da bünyesinde barındıran Prag’ ın en büyük ve en önemli kilisesi çıkıyor; sivri kuleleriyle Gotik mimarinin en iyi örneklerinden biri olan Aziz Vitus Katedrali. Kalenin içindeki en dikkat çekici yapı olan bu katedralde sayısız ulusal hazine ve Bohemya krallarının mezarları da bulunmaktadır.

Yahudi Mahallesi

Prag’ la ilgili en merak ettiğimiz yerlerden biri Eski Şehir içinde yer alan en eski Yahudi yerleşim yeriydi. İlk olarak Yahudi bölgesindeki tarihi Klaus Sinagogunu gezdik , sonrasında sinagogun yanında bulunan cenaze öncesi hazırlıkların yapıldığı müzeyi gördük ve dünyadaki en eski yahudi mezarlığını gezdik. Bu mezarlık 15. yy’ da kurulmuş. En eski mezar 1439 tarihli Avigdor Kar’ a, en yenisi de 1787 tarihiyle Mozes Baeck’ e aittir. Mezarlıkta bir sürü üst üste mezar ve bu mezarların üzerine bırakılmış minik taş ve kağıtlar vardı. Mezarlıktan Pinkas Sinegogu’ na geçtik . Burada, iç mekan duvarında, Bohemya ve Morovya’ da, soykırımda öldürülen 80 bin Yahudi’ nin ismi yazılı. Tüm duvar baştan aşağı isimle dolu olmasına rağmen siz sadece gözünüzün görebildiği kadarını okuyabiliyorsunuz.

Vaclav Meydanı

Vaclav meydanı otelleri, mağazaları, restoranları ve cafeleri ile kentin en canlı köşesi. Sağlı sollu çiçek tarhları çevresindeki oturma grupları bulunmakta. 1348 yılında yeni şehir kurulduğunda yapılan bu meydanda, ilk dönemlerde at pazarları kurulurmuş. 1680 yılında St. Wenceslas’ ın heykeli meydana dikilmiş ve sonrasında meydana ismini vermiş. Meydan, 19. ve 20. yy’ da pek çok önemli olaya tanıklık etmiş. 1848, 1918, 1948, 1968 ve son olarak Kadife Devriminin gerçekleştiği 1989 tarihinde binlerce insan bu meydanda toplanmış. Hala da bayram ve diğer önemli günler Vaclav meydanında kutlanılır.

Terezin Nazi Kampı

Prag gezimizde en çok merak ettiğimiz yerlerden biriydi Terezin.. 18. yüzyılın sonlarında zindan olarak kurulmuş; ismini imparatoriçe Mariya Trezya’dan almış ve uzun yıllar mahkumlara ev sahipliği yapmış; 1940 yılında Naziler tarafından ele geçirilerek toplama kampına dönüştürülmüş; Auschwitz kampı için geçiş noktası olmuş ve insanlık dramı başlamış… Dini, etnik kökeni, siyasi görüşü ya da savaş esiri olarak buraya getirilen bir çok insan aynı sonla karşılaşmış. Tutuklular buradan Nazi mahkemelerine, cezaevlerine ya da diğer toplama kamplarına sevk edilmiş. Prag’ a 200 km uzaklıkta bulunan Terezin kampının girişinde sağ tarafta kocaman bir mezarlık bulunmaktadır. Binlerce mezar taşı… Daha girmeden o yaşanmış acıları yavaş yavaş hissetmeye başlıyorsunuz. İlk avluyu geçtikten hemen sonra karşınıza çıkan, yahudilerin kaldığı hücrelerin geçiş kapısının üstünde “arbeit macht frei” “çalışmak özgürleştirir.“ yazmaktadır. Bu kampı Kızılhaç’ a çalışma kampı olarak gösteren naziler kendi bildikleri faaliyetlere devam etmişler. İnsanların yaşadıkları koşulları gördükçe bir insanın bunu bir insana nasıl yapabildiğine inanamıyorsunuz. Işıksız hücreler, tek lavabolu onlarca kişinin yaşadığı küçük koğuşlar, banyolar… Prag’a gidenlerin mutlaka görmesi gereken bir yer.

Bu gizemli ve büyüleyici şehre son kez bakarken Kafka’ nın şu sözleri geçti aklımdan;

“Prag insanı kolay bırakmaz, tırnaklarını geçiriverir. Teslim olmaktan başka çare yoktur.”

Tekrar gelmek için bir fırsatım daha olmasını diledim içimden.

Bu yazı 2011 yılının Ekim ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 56. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir