Pazar , 17 Kasım 2019
Anasayfa » Genel » Medeniyetlerin Kesişme Noktası: Halep

Medeniyetlerin Kesişme Noktası: Halep

2010 Kasım ayı içerisinde, 7 Aralık Üniversitesi’nin davetlisi olarak Kilis’e gittim. Orada, sanat, estetik ve ebru ile ilgili uygulamalı bir söyleşi yaptım. Ebru sanatı ile uğraşan son derece gayretli bir grup öğrenci ile de tanışıp bilgi alışverişinde de bulundum.

Yazı ve Fotoğraflar: Hikmet Barutçugil

Oradaki öğrencilerden Halep’te ebru ile uğraşan birilerinin olduğunu öğrendim. Halep, Kilis’e Antep’ten daha yakın. Daha önce Halep’te hiç bulunmadığımdan bu fırsatı değerlendirmek, Halepli meslektaşlarımla tanışmak istedim.

Bu yolculuk düşündüğümden de rahat oldu. Çünkü şimdilerde Suriye’ye gitmek son derece kolay… Vize konusunda yapılan değişikliklerle sanki başka bir ülkeye değil de, komşu kente gider gibi hareket edebilirsiniz. Ayrıca ulaşım da çok rahat. Kilis’ten şehir içi gibi dolmuş, otobüs, taksi imkânları var. Hatta Üsküdar’daki evimden Yeşilköy hava alanına kadar ödediğim taksi beldeli Kilis’ten Halep’e kadar ödediğim taksi bedelinden fazla!…

Halep ve Halepliler sadece coğrafi olarak değil, kültürel olarak da yakın, tanıdık ve sıcak…  Burada daha önce muhtelif vesilelerle tanıdığım veya beni tanıyan bir kaç sanatkâr tarafından mükemmel bir şeklide ağırlandım. Onların sayesinde diğer sanatçılarla tanışıp yeni yapılan kültür merkezlerini ve kütüphanelerini gezme imkânını buldum.

Kültür merkezlerinde ebru yapanlar henüz doğal toprak boyalarla geleneksel yöntemi bilmiyorlar. Sentetik boyalarla yaptıkları ebruları yüzlerce yıllık kitap restorasyonunda kullandıklarını görünce birazcık hüzünlendim. Elimden geldiği kadar yol göstermeye çalıştım.

Kültür müdürü Dr. Muhammed Mısri (Merkez-i termi el Maktutat) 800-900 yıllık Kuran-ı Kerimleri bize gösterdi. Halebin en iyi hattatlarında biri olan Amin Alsoum beni hiç yalnız bırakmadı.

Türkiye den yetişen hattatlardan biri olan Heysem Salmo Hamade, Halep yakınlarında bir köyde yaşıyor. Evine yemeğe davet etti. El yapımı kağıt ve klasik ebru da yapıyor, çok da başarılı…

Halep’e 25 km. mesafede, Romalılar döneminde kalma ‘Kaptan Al Jabel’ (Kaptan dağı) köyünde yaşayan Hattat Cuma İbrahim evini ziyaret ettik. Başarılı ve son derece gayretli bir hattat. Hanımlarına tezhip yapmayı öğretmiş. Onlar da çok güzel ve temiz tezhipler yapmışlar…

Gezim elbette sadece diğer sanatçılarla buluşmamı değil ilk defa bulunduğum Halep’i tanımamı da sağladı. Halep’te yaşayan Türkmen asıllı Hasan Müslimoğlu rehberliği ve tercümanlığı ile çok rahat ettim.

Şimdi benim tecrübe ettiğim yönüyle Halep’i bir daha hep birlikte analım…

Doğunun Kraliçesi

“Doğu’nun Kraliçesi” unvanını hakkını vererek taşımak ve yaşatmak hiç kolay değil. Çünkü bu, hem doğu kültürünün vazgeçilmez bir parçası olmak hem de büyük medeniyetlerin karşısına bütün vakurluğunuzla arz-ı endam etmek demek… İşte Halep, dünyanın en popüler şehirlerinin sahip olmadığı güçlü hafızasında Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi büyük medeniyetlerin izlerini taşıyor. Asırlardır üst üste eklemlenerek bütünleşen ve zenginleşen bu maya, Halep’in özünü oluşturuyor. Özellikle Halep üzerinde hâkimiyetini göstermiş Osmanlı’ya dair izler şehrin her adımında karşınıza çıkıyor. Tarihi binaların girişinde karşılaşabileceğiniz Osmanlı tuğraları ise bunun en büyük ispatı…

Halep, neredeyse hiçbir tepeye rastlayamayacağınız, dümdüz bir ovaya kurulmuş. Arap mimarisinin tipik örneği olan çatısız ve boyasız taş evler sırtlarını tarihi çarşılara yaslamış, şehre girenleri selamlıyor. Sokaklardan Arapça, Türkçe ve Kürtçe sesler yükseliyor. Hem farklı dinlerin hem de farklı milliyetlerin mensubu insanlar bir arada yaşama kültürünün en güzel örneğini bu çok özlü şehirde yaşatıyor. Tarihi zenginlik ve çeşitliliği ile öne çıkan Halep,  Dünya Kültür Mirası olarak korunuyor.

Şehri gezerken geçtiğiniz doğu kentlerine özgü sade ve daracık sokaklarda, küçük kapılar büyük dünyalara açılıyor. Evlerin sokak kapılarını aşınca karşınıza gelen geniş mekanlar ve zengin süslemeler bu kültürdeki insanların iç güzelliklerini iç âlemlerinin zenginliklerinin ifadesi gibi sanki; Dışarıda sade ve ağırbaşlı içeride ise sonsuz bir derinlik saklı…

Bu tepsi gibi kentin en dikkat çeken yeri kuşkusuz, şehirdeki en yüksek ve görünür yapı olan Halep Kalesi. 50 metre yüksekliğindeki duvarları ve etrafında bulunan hendekleri ise gerçekten etkileyici. Ama asıl etkileyici olan şehrin kendisi gibi bu kalenin sahip olduğu tarihi arka plan… Perslerden, Romalılara, Bizanslılardan Emevilere, Abbasilerden Moğollara, Memlüklerden Eyyübiler’e, Selçuklulardan Osmanlılara ve en sonunda Fransız işgalcilerden özgürlüğe adım atan kaleyi aslında hiçbir ordu fethetmemiş. Kale, işgalci güçlere kendi rızasıyla ev sahipliği yapmış. İlk çağda bir Hitit tapınağı olan kale el değiştirdikçe başkalaşmış ve Sultan Selahaddin Eyyubi`nin oğlu El Melikul Adil Melik Zahir Gazi tarafından bugünkü halini almış.

Osmanlı Hâkimiyeti ve Fransız işgali sırasında restore edilen Halep Kalesi asırlar boyunca içinde küçük bir şehri koruyarak saklamış. Bu küçük şehirde evler, hamamlar ve mezarlığın yanı sıra iki cami ve küçük bir saray var. Kale sahip olduğu yükseklik nedeniyle tüm şehre hâkim bir konumda. Ovanın tamamını buradan izlemek mümkün.

Kaleden ayrılırken bu kez kalenin eteklerinde başka bir değere, Hüsreviye Külliyesi’ne rastlıyorsunuz. Osmanlı geleneklerine dayalı bir sistemle eğitim veren külliye ilahiyat fakültelerine denk bir program uyguluyor.

Halep içerisinde ilerlerken göze en fazla çarpan şey ise “kayşani” adı verilen taş. Kayşani, bölgede çıkartılan ve sarı – beyaz renge sahip bir taş. Tarihi evlerin, çarşıların, hamamların ve medreselerin hemen hepsinde kullanılmış. Hatta günümüzde inşa edilen evlerde de bu taş tercih ediliyor, hatta mecbur ediliyor. Yapıların çoğunun aynı malzemeden yapılmış olması, beton binaların da bu taşla kaplanmasına özen gösterilmesi şehrin dokusuna bir bütünlük getiriyor ve doğunun bu güzel kentinin önemli bir karakteristiği olarak öne çıkıyor.

Halep’te bulunduğum sürece konakladığım Dar Zamaria Oteli de tarihi evlerden birisi. Muhteşem bir Arap Mimarisi örneği olan otel, daha önce ev olarak kullanılırken günümüzde doğal yapısı korunarak, ziyaretçiler için güzel bir konaklama yeri olmuş.

Halep sokakları sizi kültürün en önemli elçilerinden biri olan mutfağı ile de tanıştırıyor. Halep mutfağı, batıdan gelen konukları için yenilikler sunsa da özellikle kebaplar ve şerbetli tatlılarla fazlasıyla haşır neşir olan bizler için çok tanıdık. Özellikle fıstıklı tatlıları övgü bulan Halep’te sıkça rastlayacağınız farklı bir tatlardan biri “falafel” adı verilen nohut köftesi. Türkiye’de bilinen ancak çok da yaygın tüketilmeyen bu köfte, hemen her sokakta karşınıza çıkıyor ve humusla birlikte, pita ekmeği içinde servis ediliyor.

Kebap, tatlı kokuları eşliğinde ve Kayşani taşlarının sarı beyaz ışıklarında sokaklar sizi Ortadoğu’nun en uzun kapalı çarşısı Suk-i Halep yani Halep Kapalı Çarşısına çıkarıyor. Eğer Türkçe biliyorsanız burada alışveriş etmek çok daha kolay. Hemen her dükkânda Türkçe bilen ya da doğululara özgü vücut hareketleri ile kolayca anlaşabileceğiniz birisi karşınıza çıkıyor. Yaklaşık 16km uzunluğundaki çarşı, çok da yabancı olmadığımız bir forma sahip. Minik sokaklarla ayrılan çarşının her bir tarafında başka bir grup faaliyet gösteriyor. Bakırcılar bu köşedeyse, baharatçılar o köşede, kumaşçılar şu taraftaysa, demirciler o tarafta, Halep oradaysa arşın burada…

Elbette turistik değeri ile öne çıkan Halep Kalesi ve Halep Kapalı Çarşısının yanı sıra Halep Mevlevihanesi gibi gölgede kalmayı hak etmeyen ve mutlaka görülmesi gereken mekânlar da var. Bunların başında, Emevi Halifesi Süleyman Bin Abdulmelik tarafından inşa edilmiş, Zekeriya Camii geliyor.

Zekeriya Peygamber, Kuran’da adı geçen peygamberlerden olmanın yanı sıra İsa (a.s) nin annesi Meryem’in teyzesi İşa’nın eşi ve Yahya (a.s)’nın babasıdır.

İsa (a.s) ve Hz. Meryem, iftiraları ve kötü davranışları artlarında bırakarak Mısır’a giderler. Ancak Hz. Zekeriya, tüm iftiralarla mücadele etmek zorunda kalır. İsrailoğullarının kendisine olan kötü niyeti bitmemiştir. Hz. Zekeriya’yı öldürmek üzere sıkıştırırlar ve tam o sırada bir ağaç Hz. Zekeriya’yı korumak için açılır ve onu içine saklar. Ancak kıyafetinin bir parçasının dışarıda kaldığını fark eden saldırganlar ağacı açarak onu öldürürler. Umeyyed Camii olarak da bilinen Zekeriya Camii’nde Hz. Zekeriya’nın cesedinden bir parça ve türbesi de camii içerisinde bulunuyor.

Unutulmaması ve mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir diğer durak ise Bimaristan. Dünyanın bilinen en eski akıl hastanesinin Halep’te olduğu ve tarihinin yaklaşık 9. Yüzyıla kadar gittiği tahmin ediliyor. Avrupa da ilk akıl hastanesinin 19.yy sonlarında kurulduğunu düşünürsek (1000 yıl sonra) nasıl bir yüksek medeniyetin var olduğunu hayal edebiliriz. Bimaristan ise 1354 yılında, Prens Nur El-Din Zengi tarafından kurulmuş ve günümüze dek ulaşmayı başarmış, etkileyici bir yapı. Hastaların daha çok müzik ve su sesi ile tedavi edildiği Bimaristan hastalığın şiddetine göre üç farklı bölüme ayrılmış. Günümüzde müze olarak faaliyet gösteren binayı gezerken insan İslamiyet’in akıl hastalarına nasıl şefkatle yaklaştığını ve bu kültürün uzantılarını bir kez daha idrak ediyor.

Elbette zaman ve sorumluluklar her istediğimizi yapmamıza izin vermiyor. Halep’te daha ziyaret edilecek nice durak, keşfedilecek binlerce güzellik var. Ve bu durakların hepsini ziyaret edip güzelliklerine ulaşmanın da tek yolu da, Halep’i “gerçekten” gezmek için birkaç günden fazlasını ayırmak ve kendinizi bu şehrin ev sahipliğine bırakmak…

Çünkü Halep, çok renkli, çok sesli, çok dinli ve milliyetli bir kent olarak asırlardır alışkanlık edindiği ev sahipliği rolünü hala hakkını vererek yerine getiriyor. Her yıl yerli yabancı yüzlerce turisti büyük bir sevecenlikle ağırlayarak kendini sevdiriyor ve onları güzelliklerine hayran bırakarak uğurluyor.

Halep’in güzelliklerine rağmen ona veda etmek gerekince de aklımıza bir tek Aşık Ömer’in dizeleri geliyor;

İşte geldim gidiyorum Şen olasın Halep şehri Çok ekmeğin, tuzun yedim Helal eyle Halep şehri

Bu yazı 2011 yılının Ocak ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 47. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir