Anasayfa » KÜLTÜR » Musluklarından Sadece Su Akmayan Çeşmeler: İstanbul Çeşmeleri
gezgindergi_istanbulun_cesmeleri (10)

Musluklarından Sadece Su Akmayan Çeşmeler: İstanbul Çeşmeleri

Yazı: Yusuf Baydal Fotoğraflar : Şefkat Çelebi

Su hep akmak ister; bu onun yapısıdır, değişmez. Biriktirip, taşacak, yine akacaktır. Böylelikle kendini kirden, pislikten korur su; aktıkça temiz kalır ve temizler. Çeşmeler, pekçok su yapısı içinde, suyun tabiatını en iyi anlayan yapılardır. İlk örnekleri itibariyle lülelerin vanaları yoktur; su gelir, akar ve gider. İnsana bakan tarafıyla çeşme, suyu dizginler ve insanın gündelik kullanımının diline tercüme eder. Diğer bir deyişle çeşmeler, su ile insan arasındaki bir tercüman gibidir. Çeşmeler insanlara sadece su sunmaz, onu nehirler, dereler de yapar ama çeşmeler insana suyu bir anlam alanında sunar. Örneğin lülelerden su fışkırmaz, dökülür; dökülürken bir ses verir ki hastaya şifa, yorguna bir ruh nefesi olur. Bu sese herkes koşar; susayan serinler, susuzlar testisini doldurur. Bu sesin çevresinde halkalaşan insanlar, birbirinin seslerine de kulak kabartır. Sohbetler de akar su ile beraber. Derken çeşmeler mekanlaşır, kendine çevreleyen mekanı içine alır. Hatta koca bir şehri içine aldığı da vakidir. Bunu anlamak için İstanbul çeşmelerine bakmak kafidir.

gezgindergi_istanbulun_cesmeleri (5)

İstanbul çeşmeleri… 

İstanbul Çeşmeleri deyince şöyle bir durmak gerekiyor. Çünkü bu çeşmelerin, ne kadar eskiseler de lülelerinden sadece su değil, tarih ve kültür de akıyor. Hatta suları kesik olan, bakımsız duran bazılarından bir dönemin tarihini, su ve vakıf yönetimiyle ilgili inceliklerini okumak mümkün. Okumak demişken, İstanbul Çeşmeleri’nde, taş veya mermer levhalar üzerine işlenen, çeşmeyi yaptıran kişiyi öven ve çeşmenin inşaa tarihinin kaydedildiği manzum metinlere ‘kitabe’ deniyor. Üzerlerinde taşıdıkları tarih ve kültür bakımından, aslında her çeşme bir kitabe… Biz de bu yazımızda, İstanbul Çeşmeleri’nin tarihini, estetiğini bir devrin su yönetimi perspektifinden yeniden okumaya çalıştık.

gezgindergi_istanbulun_cesmeleri (7)

Su günümüzde olduğu gibi tarih boyunca da en çok ihtiyaç duyulan maddelerden biri olmuş. Suyun canlı hayatındaki vazgeçilmezliği onun bu öneme sahip olmasında en büyük sebeb. Suyun kendileri için bu kadar önemli olmasından dolayı, tarih boyunca insanlık, yerleşim yerlerini hep tatlısu kaynaklarına yakın yerlerde kurmuş ya da yaşadıkları yere kanallarla tatlısuyu getirme yolunu denemişler. Hatta bu da yetmemiş, iki dağ yamacı arasına kurulan, yağmur ve kaynak sularını toplayarak açık su deposu işlevi gören bentler inşa etmişler. Su kemerleri ile şehre getirilen su, havuzlarda depolanmış, çökertme havuzlarında dinlendirilmiş, belli noktalarda inşaa edilmiş maslaklarla bölümlere ayrılmış ve toprak künklerden yapılmış şebeke sistemleri ile çeşme, hamam ve sarnıç gibi yapı elemanlarıyla kullanıma sunulmuş.

gezgindergi_istanbulun_cesmeleri (8)

İstanbul’da yapılan ilk Türk çeşmeleri fetihten önceye dayanıyor. Şunu hemen belirtelim ki fetihle birlikte sur içine de su tesisleri yapılmaya başlanmış. Halkalı suları ile Kırkçeşme ve Kağıthane’de su tesisleri oluşturularak şehrin su ihtiyacı karşılanmış. Beyoğlu, Galata, Kasımpaşa ve Boğaz hattı boyunca nüfusun artmaya başlaması ile birlikte bu bölgelere su getirmek amacı ile Taksim ve Hamidiye suyu tesisleri inşa edilmiş. Üsküdar su yolunu da bunlara ilave edilebiliriz. Beykoz bölgesinde inşaa edilen büyük su tesisine ek olarak çok sayıda kısa su yolu ve çeşmeler inşa edilmiş. Bentler, kemerler, maksemler ve yol boyunca düşen su basıncını arttırmaya yarayan su terazileri gibi su tesisinin ana yapı elemanları, genellikle devlet bütçesi ile inşa edilmiş. Bunun yanında, çeşme ve sebiller ise çoğunlukla birer hayır eseri olarak şahıslar tarafından inşa edilmiş. Hemen belirtelim, sebili çeşmeden ayıran en önemli fark, sebillerden sadece su değil meyve suyu ve şerbetlerin de dağıtılıyor olmasıymış.

gezgindergi_istanbulun_cesmeleri (4)

Osmanlı mimarisinde, özellikle 17.yüzyıldan itibaren, kütlesel ve simgesel açıdan önem kazanan sebiller, Türk mimarisine özgü yapılardır. Osmanlı’da gelişen sebil yapılarına özellikle dönemin başkenti İstanbul’da rastlanmaktadır. 1496 tarihli Efdalzade Sebili, İstanbul’da bilinen en erken örneklerindendir. Hayır ve vakıf tesisleri olan ve Arapça’da yol anlamına gelen sebil kelimesi ‘Sebil-ul Allah’, yani ‘Allah yoluna’ sözünün kısaltılmışıdır. 18. yüzyılın ortalarından itibaren İstanbul’daki su sorununu çözme çabaları çeşmelerle birlikte sebil sayılarında da artışı beraberinde getirmiş. Sebiller avlu duvarlarında tek başlarına yer alabildikleri gibi türbe, çeşme, hazire veya külliye şeklinde de tasarlanmışlar. Örneğin İstanbul Fatih semtinde, Fatih Camii’ne giden yol üzerinde 1818 (h.1233) tarihli Nakşidil Valide Sultan Sebili, aynı adı taşıyan türbe ile birlikte tasarlanmış. Çeşmelere tekrar geri dönecek olursak, İstanbul’da yaşayan, Sultanlar başta olmak üzere, devlet erkanının pek çoğu çeşme yaptırmışlar. İstanbul’daki çeşmeler yararlandıkları su kaynaklarının hukuki durumu itibariyle ikiye ayrılıyormuş:

gezgindergi_istanbulun_cesmeleri (2)
At meydanında Alman çeşmesi

1) Şahısların sahibi bulunduğu, örneğin mülk suları ya da vakıf suları gibi, kaynaklardan yararlanan çeşmeler,
2) Yapım giderlerini devletin üstlendiği, miri, yani herkesin malı olan, su kaynaklarından yararlanan çeşmeler.

gezgindergi_istanbulun_cesmeleri (1)

Bu yönüyle, çeşme genele hitap ederek, namazgah çeşmelerinde olduğu gibi, şehrin mimari dokusunu düzenlediği hatta zenginleştirdiği gibi; saray, yalı ve konaklarda abdest, güzel ses ve dekorasyon amaçlı yapılan oda çeşmeleri gibi özel mekanların da vazgeçilmez bir parçası olmuş. Örneğin sütun çeşmeler, şehrin meydanlarında boy göstermiş ve zamanın su nakil tekniklerinin gelişmesiyle, bir su borusuna bağlı yani kendi deposu olmayan bir niteliğe bürünmüş.Çoğunluğu ustalıklı  bir oyma işçiliğine sahip olan çeşmelerinden bir kısmının dünyanın en güzel çeşmeleri olduğuna şüphe yok. Yazımızın başında da adlandırdığımız gibi bu ‘kitabeler’ bir devrin tarihini ve kültürünü bize yansıtmaya devam ediyorlar. Devam ediyorlar diyoruz, çünkü çeşmelerin İstanbul’un yaşantısına ilham kaynağı olmaları yapılmalarıyla başlıyor. Bulundukları yerler çeşmelerin isimleriyle anılmış ve adres tarifinde kilit birer unsur olmuşlar.

gezgindergi_istanbulun_cesmeleri (9)

Örneğin Kadıköy’deki Halid Ağa Çeşmesi veya yine Kadıköy’de, Yoğurtçu Çayırı Caddesi’nin Yoğurtçu Parkı Yokuşu’na kıvrıldığı köşede dere tarafında yer alan, Yoğurtçu Çeşmesi gibi. Devrine göre kah şiirlerde, şarkılarda ya da türkülerde, kah minyatür ve gravürlerde yer almışlar. Geniş saçaklarında insanların soluklandığı, mahallelinin birbiriyle hasbihal ettiği, dostlukların kurulduğu, dostlukların pekiştiği mekanlar olmuşlar. Kısacası çeşmeler çevresinde derin bir sosyal yaşantının halelendiği cazibe merkezi işlevi de görmüşler. Bir çeşmenin karşısına geçip onun yüzüne veya yüzlerine bakmayı hiç denediniz mi? Eğer denemediyseniz bizce deneyin…Eğer çeşme, Topkapı Sarayı Bâb-ı Hümayun’un önündeki III. Ahmed Han Çeşmesi gibi dört yüzlü ise çeşmenin bir yüzünü seçin. Seçtiğiniz yüzünden başlayarak şu üç boyutlu dedikleri resimlerde olduğu gibi onun görüntüsünün içine girmeye çalışın. Çatısı, saçağı… saçağa gelince durun. Saçağın, çeşmeden su alan insanların gölgelenip serinlemesi için yapıldığını hatırlayın.

gezgindergi_istanbulun_cesmeleri (6)

Bu incelerden ince düşüncenin sonucu olarak saçakdan dolayı serinleyenlerin sadece insanlar değil, su da olduğunu isterseniz bir yere kaydedin. Öyle ya saçaklar hazne içindeki suyunda güneşin etkisinden korunması ve daha soğuk kalmasını da sağlamış. Sonra kitabeye gelin, ya da çeşmenin alnına. Genellikle çeşme kemerinin üst kısmına, ‘alınlık’ denilen yere yerleştirilmişlerdir de ondan. Taş veya mermer levhalar üzerine kabartmalı olarak işlenen, çeşmenin inşa tarihinin ve yaptıran kişinin adının kaydedildiği metne bir bakın. Kitabelerin yazı dili büyük çoğunluğunda Osmanlıca’dır. Gitmeden çeşme ile ilgili küçük bir araştırma yapabilir ya da çevre esnafından yardım alabilirsiniz. Çeşmeye biraz daha yakınlaşın, insanların su içmesi için bir ucu zincirle çeşmeye sabitlenmiş olan maşrapanın konması için yapılmış bir oyuk görüyormusunuz? Cevabınız evetse, o oyuğun adı maşrapalıktır. Hemen yanında üzerinde lüle yada musluk takılmak üzere bir yada birkaç delik açılmış olan taş yada mermerden yapılmış olan levha da ayna taşıdır. Bu arada, musluk ya da lüle dedik; lüle, ayna taşının üzerindeki deliğe takılan su borusudur. Bir inceliğe daha hazır mısınız? Çeşmeden akan suyun içinde biriktiği ve bu sayede sudan hayvanların da yararlanmasının amaçlandığı ‘yalak’a bir bakın. Kelimeyi bu günkü kullanımının dışında o günkü bağlamında ele almaya ve anlamaya çalışın. Gittiğiniz çeşme iri hazneli ise, çeşmenin iki yanında olmak üzere, mihrap şeklinde oyuklar vardır. Amacı insanların dinlenmesidir. Siz de bu oyuklar da biraz oturun ve dinlenin. Bir padişah tuğrası görüyor iseniz, selam verin. Çeşmenin –eğer akıyorsa– suyundan
biraz için, yaptıranın ruhuna bir hediye gönderin.

gezgindergi_istanbulun_cesmeleri (3)

Musluklarından Sadece Su Akmayan Çeşmeler: İstanbul Çeşmeleri – Bu yazı 2008 yılının Ocak ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 12. sayısından alınmıştır.

Yazar : GEZGİN YAZAR

GEZGİN YAZAR
Türkiye'nin Gezi, Seyahat ve Fotoğraf Dergisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir