Anasayfa » KÜLTÜR » Orta Asyalı Seyyah ve Dervişlerin İstanbul’daki Uğrak Mekanları
gezgindergi-kultur-ortaasyaliseyyahvedervislerinistanbuldakiugrakmekanlari-2

Orta Asyalı Seyyah ve Dervişlerin İstanbul’daki Uğrak Mekanları

İstanbul’da Kâdirîyye ve Nakşibendîyye tarîkatlarına mensûb Orta Asyalı seyyâh dervişlerin kalabilmeleri için misâfirhâneler inşâ edilmekte idi. Ziyaretçiler genellikle Nakşibendîliğin doğduğu yer olan Özbekistan’ın Buhara, Taşkent ve Semerkand gibi şehirlerinden gelmekteydiler.

gezgindergi-kultur-ortaasyaliseyyahvedervislerinistanbuldakiugrakmekanlari-2

Yazı ve Fotoğraflar: Doğan Pur

Bu seyyâh dervişlerin İstanbul’u ziyâretlerinde, hilâfet makâmını, mensûbu bulunduğu tarîkatın meşâyıhını ve ihvânını ziyâret etmek, Hac yolculuğunda bir istirahat yeri olarak şehre uğramak, göç etmek, san’at ve ilim tahsilinde bulunmak gibi amaçlar etkili olmuştur. Nakşibendîyye tarîkatının Orta Asya’dan zuhûr etmiş olması nedeniyle bilhassa Buhara, Semerkand ve Taşkent gibi şehirlerden seyyâh dervişler İstanbul yolunu tercih etmişlerdir. Bunun yanı sıra Afganistan’ın Belh şehrinden, Hindistan’dan da birçok seyyâh derviş çeşitli nedenlerle Osmânlı’nın başkenti İstanbul’a seyâhat etmiştir.

İstanbul’da bulunan Hindlilere ait tekkeler, genelde Hindistan’ın güney bölgesinden gelen seyyâhların kendilerini rahat hissettikleri için tercih ettikleri mekânlardı. Orta Asya’dan hac amacıyla gelen seyyâh dervişler ise Üsküdar ve Eyüp Özbekler tekkesinde aylarca misâfir olarak kalmakta, mânen bağlı oldukları hilâfet makâmını ziyâret edip Müslümanların başındaki halîfeyi Cumâ selâmlığında gördükten sonra yollarına devam etmekteydiler. Eğer âileden birisinin rahatsızlığı nedeniyle veya başka bir sebepten ötürü Hicâz’a gidilemez ise, yolculuk ertesi seneki hac mevsimine kadar ertelenmekte, misâfirlik de doğal olarak uzamakta idi. Bu misâfirlerden fakir olanları beyaz sarıkları, uzun hırkalarıyla sokaklarda çakı, bıçak bileyerek, kırık tabak, çanak ekleyip masraflarını çıkarmakta idiler. Orta Asya’dan İstanbul’a ve Anadolu’ya hicret eden Nakşibendîyye şeyhlerinin tekkeler tesis ettikleri bilinmektedir. Bunlar tarîkat faaliyetlerinin dışında fahrî konsolosluk gibi bir takım özel görevler de üstlenmişlerdi.

İstanbul’un fethinden sonra Fâtih Sultân Mehmed Hân, Aksaray’daki Hindiler Tekkesini Hâce İshak Buhârî-i Hindî’ye tahsis etmiştir. Sultân II.Bâyezîd devrinden itibâren Nakşibendîyye tarîkatının Ahrârîyye koluna mensûb Şeyh Seyyîd Emîr Ahmed Buhârî (vefât:1516) vâsıtasıyla bu meşrep İstanbul halkı arasında yaygınlaşmıştır. İstanbul’daki ilk Nakşibendîyye tekkeleri arasında Aksaray-Horhor’daki Hindiler Tekkesi ve Fâtih Câmii yakınındaki Emîr Buhârî Tekkesi İstanbul sur içinde tesis edilen ilk Orta Asya kökenli dergâhlar olmuştur. Söz konusu tekkelerin postnişinleri Orta Asyalı olmaları nedeniyle dervîşlerin büyük bir bölümü Orta Asya’dan gelen seyyâh dervişlerden oluşmakta idi. Hiç şüphesiz Nakşibendîyye tarîkatı Anadolu’ya Şeyh Abdullah-ı İlâhî ile girmiş Sultân Bâyezîd-i Velî’nin dâvetiyle Emîr Buhârî’nin İstanbul’a gönderilmesi netîcesinde de İstanbul’da gelişip yayılmıştır.

1. Afgânîler Tekkesi

gezgindergi-kultur-ortaasyaliseyyahvedervislerinistanbuldakiugrakmekanlari-1

Üsküdar ilçesi’nde, Çavuşdere Caddesi’nde, Çinili Câmii yanında yer almaktadır. Tekkenin ilk postnişini Horasan’lı Nakşibendî Şeyhi Ahmed Nâsır-ı Afgânî’dir (vefât:1795). Hac yolculuğu için İstanbul’a uğrayan Orta Asyalı Türk ve Özbek dervîşlerin geçici barınmalarını karşılamak amacıyla kurulmuştur. Kaynaklarda “Afganlılar Tekkesi”,“Afgânî Kalenderhânesi” ve “Kalenderhâne” adları ile de anılan tekkenin inşâ târihi 1792-93 olup kurucusu bilinmemektedir. Tarîkat tebliğ amacıyla kurulan herhangi bir tekkeden farklı olarak, o dönemde Asya’nın uzak bölgelerinden özellikle hac yolculuğu sırasında İstanbul’a uğrayan müntesiplerin barınmasına tahsis edilmiştir.

Özbekler ve Hindîler Tekkesi gibi Afgânîler Tekkesi de Afganistan’dan gelen “Mücerred kalenderler” yâni bekâr ve seyyâh dervîşlerin barındırılmaları için kurulmuştur. Tekkenin gerek inşâ kitâbesinde, gerekse ilgili kaynakların çoğunda kalenderhâne adı ile anılması da bu farklı fonksiyonuna işâret etmektedir. Saray ve Bâb-ı âli nezdinde bir nevi kültür ataşeliği veya konsolosluk görevini üstlenen bir kuruluş olması sebebiyle tekkenin postuna, kapatılışına kadar yalnız Afgan uyruklu mücerred (bekâr) Nakşibendî şeyhleri oturmuştur. Şeyhlik makâmının Nakşibendîyye’ye verilmesi de bu tarîkatın Afganis¬tan’daki güçlü durumundan dolayı¬dır. XIX. yüzyılda birkaç defa tamir edilen tekke, 1925’te kapatıldıktan sonra bir süre daha Afganlı dervişleri barındırmışsa da daha sonra metruk olması sebebiyle harâbeye dönmüş ve 1942’de büyük bir kısmı yıktırılarak kitâbesi Fâtih-Saraçhânebaşı’ndaki Amca-zâde Hüseyin Paşa Külliyesi’ne (Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi) götürülmüştür.

2. Hindiler Tekkesi

gezgindergi-kultur-ortaasyaliseyyahvedervislerinistanbuldakiugrakmekanlari-3

“Hindîler Tekkesi” ya da diğer adı ile “Feyzullah-ı Hindî Tekkesi” Üsküdar İlçesi’nde, Selâmi Ali Efendi Caddesi’ne açılan Küfeci Çıkmazı üzerinde bulunmaktaydı. Söz konusu tekke 1737 senesinde Kâdiriyye tarîkatına bağlı bulunan Şeyh Feyzullah-ı Hindî Efendi (vefât:1748) tarafından kurulmuştur. Musahipzâde Celâl Bey Hindîler Tekkesi’nden şöyle bahsetmektedir: “Hindîler başlarına beyaz keçe külah ve beyaz sarık, beyaz cübbe, beyaz entari giyerler. Her Perşembe günü Selman’a (sadaka toplamak) çıkarlar…

Türkistan’dan, Hindistan’dan kafile kafile her sene İstanbul yoluyla hacce gitmek üzere gelen Türkler İstanbul’da kendi tekkelerinde yatıp kalkarlar ve ekseri bıçak bileyiciliği ve kırılmış kase, tabak bardak kenetçiliği yaparak, hilâl (kürdan), sakal tarağı, misvak gibi şeyler satarak geçinirlerdi.” Bugün mevcûd olmayan tekkenin yan tarafındaki mezarlığın büyük bir bölümü yok olmuş, bir kısmı ise yakın tarihte, cadde kenarındaki Şeyh Feyzullah Efendi’nin kabri yanına nakledilmiştir.

3. Hindiler Tekkesi

Fâtih İlçesi’nde, Aksaray’da, Gurebâ Hüseyin Ağa mahallesi’nde, Horhor Caddesi üzerinde, Murad Paşa Külliyesi’nin yakınında bulunmaktadır. “Horhor Tekkesi” olarak da anılmaktadır. Fâtih Sultân Mehmed Hân Vakfına bağlı bulunan tekkenin ilk şeyhi Nakşibendîyye tarîkatına mensûb bulunan Hâce İshak Efendi’dir.

4. Özbekler Tekkesi

gezgindergi-kultur-ortaasyaliseyyahvedervislerinistanbuldakiugrakmekanlari-4

Tekke Üsküdar’da, Sultantepesi’ndedir. Sultân II.Mahmûd Hân’ın bir gezi sırasında, pâyitahtı ziyâret ayrıca hilâfet makâmından Hicâz yolculuğu için müsaade almak maksadıyla Üsküdar’a gelen ve renkli çadırlarda konaklayan Türkistanlı yolcular dikkatini çekmiştir. Sultan onlara hac dönüşü burada ikâmet etmeleri ve hemşehrilerine hizmet vermeleri karşılığında bir dergâh yaptıracağı sözünü vermiştir. Hac dönüşü de sözünde durarak Orta Asya ile masrafsız olarak bağlantısını sağlayacak bu mekânın faaliyetini sağlamıştır.

Daha çok Taşkent, Hokand, Semerkand, Buhara, Kaşgar, Merzilan, Andizhan, Nemengan ve Karakul gibi bölgelerden gelen misâfirlere ve özellikle Hicâz’a giden hacılara konaklık eden tekkenin her meslekten insana da kapılarını açık tuttuğu bilinmektedir. Tekkede günlük kırk civârında kişiye hizmet verilmekte idi. Uygunsuz hareketlerde bulunan misâfirlerin “seyyâh edildiği”, eğitim tahsil etmek amacı ile gelenlerin de uzun müddet ikâmet ettikleri bilinmektedir. Böylece söz konusu tekke Osmanlı Devletinin Orta Asya ile irtibat merkezi, yolcular için misâfirhâne, talebeler için ise yurdu işlevi görmekteydi. Bunun yanında İstanbul Kalenderhâneleri’nde seyyah dervişler ve garip kimsesizler için “Özbek Pilavı” ikrâm edilmekte idi. Mübârek gecelerde tekkenin mutfağında havuçlu, etli ve ince kıyılmış portakal kabuklu “Özbek pilavı” pişirilir, yemek duâsından sonra mescid-tevhidhâne’de yatsı namazına kadar mevlid okunur, Çağatayca ve Uygurca ilâhiler söylenirdi. Mevlitten sonra da şeyh efendi özel bir Özbek kıyâfeti olan “Çapan”ı giyer sonra Sakal-ı Şerîf ziyâret edilirdi. Tekkenin en meşhûr şeyhi İbrâhîm Edhem Efendi’dir.

5. Özbekler Kalenderhânesi

“Özbekler Tekkesi Mescidi”, “Lâ’li-zâde Abdülbâkî Efendi Tekkesi” ve “Eyüp Kalenderhânesi” de denir. Eyüp İlçesi, Kalenderhane Caddesi üzerinde ve Saçlı Abdülkâdir Efendi Mescidi ile Sokollu Mehmed Paşa Çeşmesi karşısında yer almakta idi. Oldukça geniş bir alanı kaplayan bu yerde günümüzde Eyüp Müftülüğü binâsı bulunmaktadır.

6. Buhârâ Tekkesi

Eminönü İlçesi’nde, Sultanahmed- Kadırga’da, Küçük Ayasofya Mahallesi’nde, Şehit Mehmed Paşa Yokuşu’nda, Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi yanında yer almaktadır. Nakşibendîliğe bağlı olan bu tekke 1692’de inşâ ettirilmiştir. Kaynaklarda adı “Özbekler Tekkesi” ve “Hacı Hoca Tekkesi” olarak da geçmektedir. Hâlen bu ünvânla anılır.

7. Murâd Buhârî Tekkesi

Eyüp İlçesi, Nişancı mahallesi, Davut Ağa Caddesi ile Nişancı Mustafa Paşa Caddesi kavşağında bulunmaktadır. Şeyhü’l-islâm Minkârî-zâde Yahyâ Efendi’nin dâmâdı Anadolu Kazaskeri Çankırılı Mustafâ Efendi tarafından medrese olarak yapılmış, Dâmâd-zâde Ebû’l-Hayr (1742) tarafından tekkeye dönüştürülmüştür. Söz konusu tekke her ne kadar İstanbul’daki diğer Özbek tekkeleri gibi Türkistanlı seyyâh dervişlere misâfirhâne olarak kurulmuş olmasa da, postnişinlerinin Orta Asya kökenli olması nedeniyle Orta Asyalı dervîşlerin görüşme mekânı olmuştur. Tekkenin en meşhûr şeyhi Seyyîd Abdülkâdir Belhî Efendi’dir (vefât:1923).

8. Afîfe Hâtûn Dergâhı

Eyüp ilçesi’nde, Nişanca mahallesi’nde, Balcı Yokuşu üzerinde bulunmaktadır. Tekke Tanzimat devri sefirlerinden Mehmed Abdünnâfi Efendi (vefât:1857) tarafından, 1844 yılında, annesi Afîfe Hâtûn (vefât:1834) adına tesis edilmiştir. Tekke, Orta Asya’dan özellikle Nakşibendîyye tarîkatının merkezi Özbekistan’dan İstanbul’a gelen seyyâh ve bekâr dervîşlere barınak olarak inşâ edilmiştir.

9. Şeyh Nevruz Tekkesi

Üsküdar ilçesi’nde, Beylerbeyi mahallesi, Havuzbaşı mevkiinde, Havuzbaşı Sokağı ile Havuzbaşı Deresi Sokağı arasında yer almaktadır. Kuruluş târihi ve bânîsi tam olarak tespit edilememiştir.

Orta Asyalı Seyyah ve Dervişlerin İstanbul’daki Uğrak Mekanları yazısı 2014 yılının Ağustos ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 90. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir