Salı , 24 Ekim 2017
Anasayfa » KÜLTÜR » Pera’da Elçilik Binaları

Pera’da Elçilik Binaları

Büyükdere’de Rus Sefareti

Yazı ve Kartpostal Koleksiyonu: Önder Kaya

İstanbul tarihsel süreç içinde hemen her devirde stratejik konumu nedeniyle önemli roller oynamıştır. Şehir Ortadoğu ve Balkanlar gibi iki önemli bölgenin ortasında yer almasının yanısıra Karadeniz’den Ege ve Akdeniz’e inen su yolunu da kontrol altında tuttuğundan büyük devletlerin ilgi odağında yer almıştır. Bu özelliği dolayısıyladır ki  Osmanlıların batıda ilk geçici elçilikleri 18. yy’da Lale devrinde açarken, bu yüzyıla gelindiğinde batılı devletlerden Venedik, Lehsitan, Rusya, Napoli, Fransa, Avusturya ve İsveç çoktan İstanbul’da elçilik açmışlardı bile. Lale devrinden kısa bir süre sonra da bu elçiliklere Prusya, Danimarka ve Sicileteyn elçilikleri de katılacaktır.

Batılı devletler, Osmanlının görkemli dönemlerinde rakiplerine karşı avantaj elde etmek, çöküş devrinde ise doğudaki imkanlar pastasından en güzel payı almak amacıyla bu kente en gözde diplomatlarını göndermişlerdir. Nitekim İstanbul’da görev yapan pek çok Venedik “baliosu”nun yani elçisinin sonraki yıllarda dukalığa yükselmesi bu durumun ispatıdır. Bunlar arasında ilk akla gelenler 16. yüzyılda dukalık yapan Andrea Gritti ile 17. yüzyılda dukalık yapan Leonardo Dona’dır.

Osmanlı payitahtında elçik binalarının 16. ve 17. yüzyyılda yayılmaya başladığı görülür. Bundan önce İstanbul’a gelen elçiler Çemberlitaş semtindeki Atik Ali Paşa camii karşısında yer alan ve bugün tahminen Çemberlitaş sinemalarının bulunduğu alana denk düşen Elçi hanı’nda ikamet etmekteydiler. İki katlı bir yapı olan bu hanın üst katındaki odalar elçiler ve maiyetlerine ayrılırken, alt katlar ahır ve depo olarak kullanıyordu. 17. yüzyıl başlarına kadar görevini yerine getiren han, gerek maruz kaldığı deprem ve yangın gibi afetlerin üzerinde yarattığı tahribat ve gerekse de aynı dönemde batılı devletlere Pera’da elçilik açma izninin verilmesi gibi nedenlerle diplomatik amaçla pek kullanılmamaya başlanmıştır. Yine de Elçi Hanı bu dönemden sonra da Osmanlıya bağlı olan Eflak, Boğdan, Erdel ve Raguza cumhuriyeti gibi bölgelerin temsilcilerinin zaman zaman istifade ettikleri bir mekan olmaya devam edecektir.

16. yüzyılda Pera’da ilk elçilik binasını Fransızlar kurarken, Dersaadet’te ilk elçi bulundurma hakkını Venediklilerin aldığını görürüz. Esasen İtalyan şehir devletleri daha Bizans zamanında İstanbul’da temsilci bulundurma hakkını elde etmişlerdi. Bu temsilciler ülkelerinin çıkarlarını Bizans devleti nezdinde gözetmekle yükümlüydüler. Genellikle bu temsilcilerin bugünkü Eminönü kıyısında ya da Haliç çevresinde ikamet ettikleri görülür. Ceneviz elçisi olan “podesta”ların ise Galata tarafına ilk geçen elçiler oldukları bilinir. Sonraki yıllarda da podestalar, Galata’daki Podesta sarayında ikamet etmeye devam etmişler, ancak 18. yüzyıldan itibaren cumhuriyetin gerilemeye başlamasıyla podestaların önemi azalmıştır.

Osmanlıların 1454 yılında Venedikle imzaladıkları anlaşma gereğince Venedik’in İstanbul’da 1 yıl süreli “balio” adı verilen bir elçi bulundurmasına izin veriliyordu. Bu elçinin ikamet süresi 1503 yılında 3 yıla çıkarılacaktır. Venedik elçileri de önceleri Eminönü kıyısında Yahudi mahallesinde ikamet ederken 17. yüzyılda bugün İtalyan elçiliği olarak kullanılan ve hemen yanında İtalyan lisesinin yer aldığı Venedik sarayına taşınacaklardır. Aslında yapı, Venedik hükümeti tarafından inşa olunmamıştır. Venedikli Testa ailesinin konutu olarak yaptırılmış, sonradan Venedik hükümetine satılmıştır. Avrupa tarihindeki gelişmeleri, elçilik binasının tarihinden de okumak mümkündür. Venedik’in 1797’deki Compo Formio anlaşması sonrasında Fransa’nın kontrolüne geçmesi ve tarih sahnesinden silinmesi ile elçilik binasına Fransızlar el koyar. Ancak Napolyon’un Avrupalı koalisyon güçlerince yenilmesi sonrasında toplanan Viyana kongresinde 1815’de Venedik ve bina Avusturya’nın payına düşer. Avusturya, 1918’e kadar binayı elçilik olarak kullanır. Bu tarihte ise I. Dünya savaşını yenik bitirmenin bir bedeli olarak elçilik binasını İtalyanlara bırakmak zorunda kalır ki halen de yapı İtalyan elçilik binasıdır.

Fransızların Pera’daki elçilik binası 1535’lere kadar çıkar. Bu yol aynı zamanda Kanuni tarafından Fransızlara kapitülasyonların veriliş tarihidir. Fransızlar daimi elçilik yeri olarak bugün Nuruziya sokakta bulunan ve Fransız Anadolu Araştırmaları Merkezi olarak hizmet veren yapılar kompleksinin bulunduğu alanı seçmişlerdi. İlk elçilik binaları ahşap olup tahmin edileceği üzere İstanbul’u kül eden yangınlar sırasında ortadan silinecektir. 1839’da inşa olunan şimdiki binanın belli yerlerinde  (mesela çatı alınlıklarında) dönemin Fransa lideri Louis Philip’in adının baş harflerine izafeten L ve P harflerine tesadüf olunur. Yine 1535 kapitülasyonlarının alınmasını temin eden I. Fransuva da unutulmamış ve büstü elçilik binasına eklemlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulup da büyükelçilik binaları Ankara’ya taşınıca, Fransız hükümeti de daha önce elçilik hastanesi olarak kullandığı Taksim makseminin hemen yanıbaşında yer alan binayı elçilik binası haline getirmiş ve eski görkemli elçilik binasının yer aldığı alanı, içinde bir araştırma merkezi de olan kültür kompleksi haline getirerek muhafaza altına almıştır.

Halk arasında Kartallı Saray olarak da bilinen Alman Elçiliği

İngilizlerin de 16. yüzyılda Pera’da elçilikleri olduğu biliniyor. Ancak Galatasaray Lisesinin karşısına denk düşen şimdiki yerlerine 18. yüzyıl başlarında geçtikleri tahmin ediliyor. 16. yüzyıl sonlarında İngiliz elçisi olan ve eğlence alemlerini seven Edward Burton, Tophane kenarında bir ev kiralayarak burada yaşamaya başlamış, ancak çevredeki insanları gürültüsü ve davranışları ile rahatsız ettiğinden gelen şikayetler nedeniyle o zamanlar Galata sarayı dışında neredeyse hiç bir büyük yerleşkenin bulunmadığı Pera’ya taşınmak zorunda kalmıştır. Halihazırda varolan ve Kraliçe Victoria döneminin ihtişamını gözler önüne seren elçilik binası ise 1844’de yapılmıştır.

Gümüşsuyu’nda bulunan Alman büyükelçilik binası, ilginç özellikleri olan bir yapı. Herşeyden önce daha 1869 yılında Prusya elçilik binası olarak tasarlanan yapı, 1871 başlarında Almanya’nın kurulması ile yabancı bir ülkede inşa edilen ilk Almanya elçilik binası olacaktır. Binanın inşasına 1874’de başlanmış olup yaklaşık 4 yıl içinde bitirilmiştir. Lakin büyükelçilik binası olarak seçilen mekan da son derece ilginçtir. 1866’da Avusturya’ya 1870’de de Fransa’ya boyun eğdirerek kurulan Almanya imparatorluğu, yeni devletin şanına yakışır bir elçilik alanı ararken bugünkü Gümüşsuyu caddesinin başındaki alanda karar kılmıştır. Lakin söz konusu yer o zamanlar batılıların “Büyük Mezarlık” adını verdikleri bir mekan olup Taksim’den Ayaspaşa ve Gümüşsuyu üzerinden Fındıklı’ya kadar ulaşan bir kabristanlık konumundaydı. Binanın yapımı sırasında bölgeyi gezen İtalyan yazar Edmondo de Amicis bu mezarlığı şu şekilde betimler; “Mezarların arasında Rumlarla Ermenilerin gezindikleri yılankavî geniş yollar var. Bir kaç mezar taşının üzerine bağdaş kurup oturmuş Türkler Boğaz’ı seyrediyorlar. Öyle gölgelik, öyle serin ve huzur dolu bir yer ki…”. İnşaat süresince elçiliğe tahsis edilen alanda yer alan mezar taşları başka yere taşınırken sadece birkaç mezar taşı elçiliğin avlusunda bırakılmıştır. Esasen Alman elçilik binasının inşası ilerleyen günlerde bölgedeki mezarlığın yavaş yavaş ortadan kaldırılmasındaki en önemli merhalelerinden biridir. İnşaat son derece sağlam yapıldığı için bina ilerleyen tarihlerdeki depremlerde de ciddi bir hasara uğramadan günümüze kadar salimen ulaşabilmiştir. Yapı, Osmanlı devletinin I. Dünya savaşı öncesine ve savaş yıllarında en önemli müttefiki olan Alman imparatoru Kayzer II. Wilhelm tarafından 1889, 1898 ve 1916 yıllarında  tam üç kez ziyaret edilmiştir. Binanın çatısında köşelere denk düşen kartallar nedeniyle halk arasında yapı uzun süre “Kartallı saray” olarak anılmıştır.

Böylelikle Pera’nın köklü dört elçilik binasını inceledikten sonra İstiklal caddesini Tünel yönünden takip ederek diğer elçiliklere de bir göz atalım. Tünel’in hemen baş kısmında yer alan İsveç elçiliği, nam-ı diğer İsveç sarayı 1750’lerden beri şimdiki yerinde bulunuyordu. İsveçliler ilk zamanlar burada bir İngiliz tacirden satın alınan konakta tüm İskandinav kökenli kişilerin diplomatik işlerini görüyorlardı. Ahşap yapının akıbeti bellidir. 1818’de bölgede çıkan bir yangında tamamen kül olup gitmiştir. İsveç’in 19. yy’dan itibaren Avrupa’daki devletler arasında azalan itibarıyla adeta orantılı olarak sonraki yıllardaki elçiler de yanan konağın ek binalarında görevlerine devam etmişlerdir. 1869’da başlanan şimdiki elçilik binası ise 1871’de bitirilmiştir.

Hollanda, 17. yüzyıldan itibaren Osmanlı nezdinde daimi elçi bulundurmaya başlamıştır. Bugünkü Hollanda elçiliğinin yeri daha 18. yüzyıl başlarında satın alınmış olup, burada hizmet veren ilk elçilik binası da İstanbul yangınlarında yitip gitmiştir. Halihazırdaki yapı 1855’de Fossati kardeşlerin elinden çıkmadır. Fosssati kardeşler demişken Hollanda elçilik binasının yanındanki Rus elçiliğine de uzanmak gerekir. Ruslar bir müddet İsveç elçiliğinin karşısındaki Narmanlı han da elçilik işlerini görmüşlerse de 1839-1849 tarihleri arasında inşa olunan şimdiki elçilik binası İstanbul’daki Rus varlığıyla adeta bütünleşmiştir. 1874’de İstanbul’a gelen Edmondo de Amicis, Rus büyükelçiliğini kaleye benzetir.

İstiklal caddesinin Taksim istikametindeki başlangıç noktası bizi, aynı zamanda başka elçilik binalarının da bulunduğu bir diğer caddeye, Sıraselvilere çıkarır. Sıraselvilerde de iki elçilik binası hemen gözümüze çarpar. Bunlardan ilki Osmanlı devletine 40 küsür yıl boyunca Londra büyükelçisi olarak hizmet veren Rum asıllı paşalardan Kostaki Musurus’un konağını satın alarak burada hizmet veren Romanya elçilik binasıdır. Bina, aynı zamanda Dimitri Kantemir Romen Araştırma Enstitüsünü de bünyesinde barındırmaktadır. Buranın elli metre kadar uzağında ise Belçika konsolosluğu bulunmaktadır. Söz konusu yapı “Osmanlı başkentinde Belçika” adıyla Belçika Başkonsolosluğu tarafından yayınlanan kitapta uzun uzadıya anlatılmıştır.

Beyoğlundaki elçilikler aynı zamanda Türk kültür tarihi açısından da önemli roller oynamaktadırlar. Fransız, Alman, Hollanda, İsveç ve Romanya büyükelçilikleri nezdinde bulunan araştırma enstitüleri bugün de çeşitli toplantı ve sempozyumlar tertipleyip yayın faaliyetlerinde bulunuyorlar. Alman, Hollanda ve Fransız Araştırma Enstitülerinin kütüphaneleri ise araştırmacılara gerçekten olağanüstü ufuklar açıyorlar.

Pera’da bugün de hizmet veren İngiliz Elçiliği

Görüldüğü üzere Avrupalı devletlerin temsilcileri suriçi olarak adlandırılan “eski İstanbul’da değil, Pera olarak adlandırılan Haliç’in karşı sahiline yayılmıştır. Buna karşılık  İran ve Hindistan gibi Müslüman olan ya da en azından İçinde bazı Müslüman prenslikler barındıran ülkelerin elçilikleri ise sur içinde olurdu. Bu anlamda İran elçilik binası Cağaloğlu semtinde yer alırken müslüman Hint elçileri Aksaray semtinde bulunan Hindular tekkesini ikametgâh olarak kullanırlardı. Nitekim tekkenin son şeyhi Abdurrahman Riyad Babür de Hindistanlıydı. Tekke de yer alan hazirede 1788’de İstanbul’da elçilik görevi ile bulunan ve görevi sırasında vefat eden Serdar Mahmet’e ait bir mezartaşının varlığını da, Aksaray semti üzerine gayet hoş bir monografi çalışması kaleme alan Necdet İşli Bey’den öğreniyoruz.

19. yy ortalarına gelindiğinde İran, batılılaşma konusunda bir takım adımlar atma yoluna gitmiş bu konuda kendisinden daha tecrübeli bir İslam devleti olan Osmanlı devleti ile olan ilişkilerine ayrı bir önem vermeye başlamıştır. İktidardaki hanedanların farklı mezheplere mensup olmaları nedeniyle 16. yüzyıldan 18. yüzyıl sonlarına kadar birbirlerinin amansız rakibi olan bu iki devlet, 19. yüzyılın emperyal güçleri karşısında ortak tehditlere maruz kalır olmuşlardır.

Rusya Sefareti

İstanbul’da 19. yüzyıl sonlarında önemli bir bölümü tacirlerden oluşan yaklaşık 15000 kişilik bir İran cemaati bulunmaktaydı. Gerek bu kalabalık cemaatin çıkarlarını korumak ve gerekse de Osmanlı ülkesindeki gelişmeleri takip edebilmek amacıyla İstanbul’da sürekli bir elçi bulundurma ihtiyacı doğmuştur. 1865’e kadar İran elçileri şehrin çeşitli semtlerinde kiraladıkları konaklarda faaliyet gösterirken bu tarihte mevcut elçilik binasının yanması üzerine İran devletinin şanına yaraşır bir elçilik yapısının inşası için girişimlerde bulunulmuştur. Dönemin İran elçisi Hacı Mirza Hüseyin Han, İran hükümdarı Nasıreddin Şah’a bir mektup göndererek söz konusu talebini iletmiş bir yıl sonra da şah, İran’ın eski anlaşmalardan doğan “sur içinde bir elçilik binası inşa etme hakkını” beyan ederek, bu konuda girişimlerde bulunulmasını emreden bir fermanı elçisine yollamıştır.

Sarayın hem İran devletinin görkemini hem de batılı devletler tarafından sayılma isteğini yansıtması için İtalyan kökenli mimar Giorgio Domenico Stampa ile anlaşılır. Elçilik binası için, Topkapı sarayına son derece yakın bir mevkide bulunan ve bir Osmanlı paşasına ait olan arazi satın alınarak saray buraya inşa edildi. 1900 tarihinde İstanbul’u ziyaret eden Muzaffer Şah, elçiliğin denize bakan kısmında vakıflara ait boş bir arazinin de satın alınarak elçiliğe dahil edilmesin isteyince, Sultan II. Abdülhamid cemile olarak bu araziyi satın alıp elçiliğe hediye eder. Elçilik binası halen İstanbul’un en uzun süre hizmet veren sefaret binalarından biri olup bugün de İran İslam Cumhuriyeti elçiliği olarak kullanılmaktadır.

Elçiliklerin ana binaları dışında yaz mevsimlerinde kullandıkları yazlık seferathanelerinden de kısaca bahsetmekte fayda var. Bu elçiliklerden ikisi müslüman devletlere ait olan İran ve Mısır sefaretheneleriydi. Bunlardan İstinye sahilinde olan İran sefareti günümüze ulaşmazken, Bebek iskelesi yakınlarındaki görkemli Mısır yazlık sarayı halihazırda görülebilir. Söz konusu bina, Mısır hidivi Abbas Hilmi Paşa’nın annesi tarafından inşa olunduğu için “Valide Paşa Yalısı” olarak da bilinir ve şu anda Mısır cumhuriyetinin malıdır. Batılı devletlerin de bazı yazlık sefaret binaları günümüze ulaşamamışsa da varolanlar Boğaziçini silüetleri süslerler. Büyükdere’deki Danimarka, Portekiz ve Hollanda yazlık sarayları bugüne ulaşamamıştır. Avusturya’nın da aynı yerde varolan sarayı 20. yy başlarında yandı. Bugün Yeniköy’de bulunan Avusturya yazlık sefareti de bu devirlerde inşa olunmuştur. Tarabya’da Alman ve İtalyan elçiliklerinin sefaret köşkleri bulunmaktadır. 1877-1900 yılları arasında inşa ettirilen Almanların köşk kompleksi içinde bulunan mezarlık ayrıca dikkat çeker. Zira bu mezarlıkta I. Dünya savaşında hayatını kaybeden 265 Alman askerinin yanısıra Osmanlı ordusunda görev yapan Golz Paşanın da mezarı bulunur. Yine sefarethene bahçesinde Almanya’nın 1870’de siyasi birliğini kurmasında Bismarck’la birlikte çok büyük rolü oynayan Mareşal Helmut von Moltke adına bir anıt dikilidir. Bu büyük mareşal 1835-39 yılları arasında Osmanlı ordusunda görev yapmıştı. İtalyan yazlık elçiliği ise aynı zamanda II. Abdülhamid’in de mimarı olan Raimondo de Aranco’nun eseridir. Büyükdere’de ise İspanyol ve Rus büyükelçiliklerinin binası yer alır. Osmanlı devleti Birinci Dünya savaşı öncesinde harbe girmeden önce Yavuz ve Midilli zırhlıları bu sefaret binası önünde gövde gösterisi yapmıştı. Osmanlı üniforması giyen Alman denizciler Büyükdere açıklarında top atışları eşliğinde Alman milli marşını söyledikten sonra Karadeniz’e açılmış ve Kırım limanlarını bombalayarak Osmanlı Devletini fiilen savaşın içine sokmuşlardı. Hasılı İstanbul’un içindeki elçilik binaları da tıpkı İstanbul gibi renkli sayfaları içinde barındıran ve İstanbul’u İstanbul yapan güzide mekanlar.

Pera’da Elçilik Binaları – Bu yazı, Gezgin dergisinin 2009 yılının Ağustos sayısında yayımlanmıştır.

Yazar : ÖNDER KAYA

ÖNDER KAYA
1974'te İstanbul doğumlu. Öğretmen, araştırmacı-yazar ve tarihçi. Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü'nden mezun olan Kaya, aynı yıl Marmara Üniversitesinde yüksek lisansını yaptı. Öğretmenlik hayatına Robert Koleji'nde devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir