Salı , 11 Haziran 2019
Anasayfa » DÜNYA » Sakura Zenzen

Sakura Zenzen

Sakura Zenzen yani kiraz çiçekleriyle yenilenme zamanı. Türkiye’den Tokyo’nun İmparatorluk Saraylarına uzanan bir bahar seyahati.

Yazı ve Fotoğraflar : Nursen Seval

“Yine açacak kiraz çiçekleri.. Her zaman olduğu gibi” Ünlü yazar Çikamatsu Monzaemon’un  bir ağacın bir halk için ne denli önemli olabileceğini anlatan sözleri bunlar. Yaşamla, umutla, aşkla özdeştir Japonya’da sakura…

Kiraz Çiçekleriyle Yenilenme Zamanı

En sevilen kadın adı olmasının yanında bir hayat felsefesidir de…

Dünyanın en güzel renklerinden biri olduğunu düşündüğüm bu güzel ülkeyi ve zengin kültürünü görüp yaşayabilmek için, Japonya’ya doğru yola çıktım. Oniki saatlik bir uçuşun ardından Tokyo’daydım. Amaç öncelikli olarak “sakura zenzenî “ yani kiraz çiçekleriyle yenilenme ruhunu yaşayabilmekti.

Japon İmparatorluk Sarayı Bahçeleri

Saraya yaklaştıkça insan kalabalığı artmaya, her rüzgar esişiyle kiraz çiçekleri üzerimize kar taneleri gibi yağmaya başladı. Yerlerde dökülen çiçeklerden pembe-beyaz ipeksi bir örtü…Sarayın etrafını çevreleyen su dolu hendekleri çevreleyen, dalları çiçeklerin ağırlığından eğilmiş devasa büyüklükte sakura ağaçları, günün son ışıklarıyla yansımalar yaparak yüzen kayıklar, izlenilmeye doyulmayan muhteşem bir film karesi güzelliğindeydiler.

Tokyo

Tokyo, modern dünyanın mimari ve teknoloji harikası. Olağanüstü düzgün işleyen dev bir saat görünümünde. Dakika sekmeyen trenler, metrolar, iki üç katlı otoyollar, köprüler, dev gökdelenler, tepelerinden bakıldığında sabah ve akşam saatlerinde oradan oraya koşuşan yüzlerce siyah giyimli karınca ordusu, her şey çok hızlı, çalışmaktan başka hiçbir şeye vakit yok adeta…

Tertemiz pırıl pırıl bir şehir, hijyene verilen önem sokaklardan, umumi tuvalatlere, heryerde izleniyor. Ancak bakteri, virüs, allerji kaygısı biraz abartılmış durumda. Sokakta gördüğünüz her dört kişiden biri maskeli. Tokyo sokaklarını arşınlarken dikkatimi çeken başka bir şey de, deniz ürünlerine dayalı ve zayıf insanlarıyla ünlü Japonya’da, kilolu hatta obez denilebilecek Japon sayısının hiç de az olmayışı. Son yıllarda giderek artan fast food alışkanlığı nedeniyle olduğunu söylüyor, japon arkadaşım.

Kaldığım otelde ve yemek yediğim restoranlarda gördüğüm ve çok etkilendiğim bir özellikten de bahsetmeden geçemeyeceğim. Bizde çok yaygın olan, hizmet sektöründe çalışanların bahşiş beklentisi vardır. Bu ülkede bir garsona veya otel çalışanına bahşiş vermeye kalktığınızda, yüz kızartıcı bir suça teşvik ediyormuşsunuz gibi tepki veriyorlar.

Alışverişlerde asla pazarlık yapılmıyor, etiket fiyatından kuruş şaşmıyor. Sadece bahşiş ve pazarlık konusundaki anlayışları bile yeterdi bu insanlara sempati duymama diye düşünüyorum Japonya’nın modern yüzü Tokyo’nun ardından , geleneksel olan Kyoto’yu görmeye gidiyoruz.

Başkentlerin başkenti anlamına gelen Kyoto, Tokyo’ya 513 km. uzaklıkta bulunuyor. Buraya hızlı tren ile 2,5 saatte gitmek mümkün. 794 senesinden 1868’e Japonya’nın başkenti olup, tarihi dokusunu yitirmemiş ve halen bir çok eski tapınağı, titizlikle bakılmış bahçeleri ve sarayları ile turistlerin gözde ziyaret yerlerinden biri. Unesco’nun dünya mirası listesinde olup yeni yapılaşmaya tamamen kapalı.

Sakura’lara Merhaba

Filmlerden tanıdığımız Japonya’dayız nihayet. “Sakuralar” tapınakların bahçelerinde bir başka güzel.

Kinkauji (Altın Tapınak), Zen felsefesinin temel taşlarından biri olan Ryoanji tapınağı, her biri 15 m. yüksekliğinde 139 adet sütunun üzerinde bulunan ve tüm Kyoto’yu tepeden izleme fırsatı sunan dev terası ile meşhur Kiyomizu Tapınağı, Kyoto’nun en güzel mabedleri. Şehrin merkezindeki İmparatorluk Sarayı, geleneksel restoranları ile ünlü Gion köşesi görülmesi gereken mekanlardan.

Kentteki geyşa okulunun yeni öğrenim yılına başlamış olması nedeniyle merakımı giderecek kadar geyşaya rastlıyorum yollarda. Geleneksel geyşalığın Tokyo’da tamamen ortadan kalktığını, Kyota’da da giderek azaldığını, artık kanun gereği herkesin ilk ve orta öğrenim görmek zorunda olduğunu, geyşa eğitimine en erken 15 yaşında başlanabildiğini söylüyor japon arkadaşım.

Üzerinde türkçe ve japonca “12 Aralık 2009 tarihinde Kyoto şehri ile Konya Şehri Kültür ve Sanat Alanlarında Ortak Şehir Anlaşması Yapmışlardır.” metninin yazılı olduğu anıtı görmek ise, benim için gezinin son ve en hoş sürprizi idi…

Yeniden doğmak zamanı

“Yine açacak kiraz çiçekleri.. Her zaman olduğu gibi”

Ünlü yazar Çikamatsu Monzaemon’un son sözleridir bunlar. Bir ağacın bir halk için ne denli önemli olabileceğini anlatan. Yaşamla, umutla, aşkla özdeştir Japonya’da sakura…En sevilen kadın adı olmasının yanında bir hayat felsefesidir de…

Sakura’nın Anlamı

Samuraylar için gücünün zirvesinden düşmenin, yıldızının en parladığı anda sönmesinin anlamı, kabullenmenin yoludur; kamikazeler için yeniden hayat bulmanın biçimidir sakura… Bundandır ölüme giderken uçaklarına kiraz çiçekleri çizmeleri.

İki yüzden fazla çeşidi olan, meyve vermeyen, mart sonu nisan başlarında açmaya başlayıp on gün içinde , dökülmelerinden önceki gün beyazdan pembeye varan renkleriyle en göz alıcı halini alan sakuralar…Rüzgarla birlikte pembe beyaz bir bulut olur, dökülür ipekten bir örtü olur kiraz çiçekleri… Onları izlemek ayrı güzel, üzerinde yürümek ayrı; ağaçların altında oturup düşlere dalmak ayrı.. Her yıl büyük bir özlemle beklenir açmaları, günler öncesinden meteorolojik tahminler yapılarak bildirilir hangi kentte ne zaman açacağı. Bu tahminlerdeki yanılmalar ciddi kusur ve skandal kabul edilir.

Şairlere İlham

İlham kaynağıdır sakuralar. Bütün önemli anların, yeni başlangıçların, doğumların, evliliklerin, bir okula bir işe başlamanın tanığı olmaları istenir sakuralardan. Okullar o zaman açılır, izinler ona göre ayarlanır… Yaşamın her anında, şafaklarında, gecelerinde, dağların eteklerinde, yağmurunda, güneşinde var oluşunun öyküsünü anlatır, kiraz çiçekleri şiirinde Hamtakaa Kyoshi.

Daha sayısız şiire, şarkıya konu olan ,Yazar Kavabata Yasunari’ye Nobel ödülü aldıran eserinin adıdır kiraz çiçekleri… Sanki bu dünyaya ait olmayan masalsı bir öyküdür bu çiçeklerden yüreklere akan… Kyoto’nun geleneksel dekorunda, geçmişindeki gerçeklerle yüzleşen ve aslında kim olduğunu keşfetmeye çalışan Şieko’nun şiirsel öyküsü. Doris Dörrie’nin unutulmaz filmi “Kiraz Çiçekleri-Hanami “de özleme, vefaya, ölümsüz aşka dönüşür sakura.

Her şeyin hızla değiştiği, özgün olan her şeyin hızla yok olduğu bir dünyada neye tutunur insanlar. Değişmeyen bir şey ararsınız. Çocukluğunuzdan bugününüze, hüzünlü, mutlu her anınıza tanık; anıların gerçekliğine, yaşanmışlığına kanıt…. Japonlar için sakuradır tanık.

Japonlar için yeniden doğuşların müjdecisidir sakura

Her yenilgi, her hüsran ve yılgınlıkla ölüme biraz daha yaklaşırken insan, kiraz çiçekleri haykırır yüzünüze “hayat var”…” gel yeniden başlayalım!”

Bu güvenilir zarif ve büyüleyici tanığı dinlemeye, anlatacağı masallarda kaybolmaya gitmek, günümüz dünyasında birçok kişinin rüyalarını süslemekte. Her yıl mart sonu nisan başında “sakura zenzen” adı verilen kiraz çiçeklerinin açılışı ve bahar festivali için yurtiçi ve yurt dışından binlerce kişi akın akın, onbir kentteki muhteşem parkları, koruları, alanları ziyaret etmekte. Tokyo’da İmparatorluk Sarayı’nın bahçeleri ve Kyoto’daki Altın Tapınak ve Gümüş Tapınak bahçeleri, Osaka kalesi çevresi bunların en ünlüleri.

Tüm dünya ülkelerinde bu denli sevilmesiyle, Japonlar dostluk simgesi olarak sakura fidelerini Amerika, Kanada, Almanya, Filipinler ve Türkiye’ye göndermişler. 120 yıl önce Japonya’da batan Ertuğrul Fırkateyni’nde şehit olan 587 askerimiz anısına, altı yıl önce Sakura Vakfı tarafından Türkiye’ye hediye edilen 587 adet fidan, Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi’ne dikilmiş, “2010 Japonya yılı’nda, ilk kez Türk ve Japon ziyaretçiler buluşarak kiraz ağaçlarının çiçek açışı kutlanmış ve bundan sonra merasimin geleneksel hale dönüştürülmesi kararlaştırılmıştır.

“Yine açıyor kiraz çiçekleri her zaman olduğu gibi”…

Yine yaşamlarının baharında göçüp gidiyor japon gençleri. Ne samuray ne kamikaze, başarıya koşullandırılmış ama başaramamış hissetmenin burukluğu ve duvarlarına çizili yalnız bir kiraz çiçeği. Başaranlarsa siyah elbiseleri ve burunlarında maskeleriyle iş arası çalabilecekleri küçük bir sakura kaçışının hayaliyle geleceğe yol almakta.

Bu yazı 2013 yılının Nisanayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 74. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir