Anasayfa » KÜLTÜR » Şatranc-ı urefa sergisi
gezign-kultur-santranc

Şatranc-ı urefa sergisi

Şatranc-ı Urefa’nın 100 hamlelik seyr-i süluk’u içinde yılanların insanı kuyruğuna düşürerek perişan ettiğini, kuşların/okların faziletli hallere doğru yükselttiğini biliyoruz. (1) Ariflerin satrancı şeklinde Türkçe’de anlamını bulan Şatranc-ı Urefa, Muhyiddin İbnü’l-Arabi’den bugüne, tasavvuf ehli kimselerin marifetiyle öğretilmiş ve şakirdana 700 yılı aşkın bir zamandır Visal’e giden yolda fezaile ve rezaile dair bahisler, 100 hamle içinde 100 kelime ile öğretilmiştir. Şatranc-ı Urefa, kazanmak ya da kaybetmek noktasında, insana zevk veren/öfkelendiren bir ‘oyun’ değildir. Ancak Visal’e ulaşıldığında tamamlanan bir ‘yol’dur. Bu yolun Zillet’ten Kaza’ya uzanan 100 hamlesi içinde yılanlar sohbet-i sek gibi sizi Hicran dairesine düşürür. Oklara ulaştığınızda ise Aşk-ı Mecazi’den Aşk-ı Hakiki’ye yükselten birer sembole dönüşür. Şatranc-ı Urefa’nın ilk hamlesi Zillet’ten başlıyor. Bu hâlin ve daha birçoğunun (Gavga, Sohbet-i Sek, Kin, Adavet) bir arada sıralandığı alt karelerden ferah dairesine yükselmek ise çoğu zaman doğru hamlelerin size nasip olmasıyla mümkün. Okların ansızın yükseltmesi ise lütuf, meşakkatli yollar üzerine serpiştirilmiş ferah daireleri… Ruhun bir satranç dairesine sığmayacak halleri içinde yılanlarla cedelleşen şakirdanın Cefa’dan Safâ’ya çıkması ise tarifsiz bir sevinç hamlesi.

Yazı ve koleksiyon: Yusuf Çağlar Fotoğraflar: Hüseyin Sarı

Sözü uzatmadan Şatranc-ı Urefa’nın nasıl başladığını ve hangi hamlelerin hangi hakikatlere işaret ettiğini anlatan Osmanlıca basılmış bir risalenin varlığı da sahaflar âleminden kulaklarımıza yankılanan bir rivayettir. Sahaf Bahtiyar’ın varlığına şahitlik yaptığı risale içinse; Nedret İşli, bu hayale ömrünüz yetmez, ben Şatranc-ı Urefa Risalesini sayısız Osmanlıca kitap tozu almış bir sahaf olarak bugüne kadar görmedim, diyor. “Aramakla bulunmaz…”lar safındaki bu risalenin sahaflardan zuhur edeceği güne kadar, el yordamıyla bulunan şu satırlar umarım Şatranc-ı Urefa meraklılarına bir nebze olsun kılavuzluk yapar:

“…Visâl’e giden o çileli hayat yolu ve nefsin insanı kemâl noktalarından zillete kadar alaşağı eden tuzakları hakkında keyfiyetli bilgiye ulaşmak gayesiyle, gönül ehli bir zatın rahle-i tedrisinden geçmek iyi olabilirmiş. Ariflerin hikmet nazarıyla baktıkları 100 hamlelik bu satrancın kareleri içinde sıralanan kelimelerin önce kamuslardaki anlamına bakmak, bununla da kalmayıp gönül aynasından bakarak bu kelimelerin ne ifade ettiğini bilmek gerekiyormuş.

En başa büyük harflerle Visâl’i yazdıktan sonra şu kelimeleri de peş peşe Kaza’dan Zillet’e kadar sıralayıp öğrenmek işin adabı, oyunun kuralı sayılırmış. Visâl: Kaza, Hâlet, Bâd-ı aşk, Mürüvvet, Hâl, Maksud, Aşk-ı hakikî, Rağbet, İftihar, Gurur / Vahdet, İzzet, Müşâhede, Muhabbet, Sabır, Nişat, Esrâr, Edeb, Şefkat, Cemâl / Mahv, Mücahede, Devam, Vefa, Ferah, Vicdan, Kerem, Aşk-ı mecazî, Ru’yet, Evham / İttihad, Güzel, Şûriş, Şüphe, Ahd-i necat, Sahra-yı cünûn, Uşşak, Teselli, Nazar, Tecelli / Sadâkat, Haml, Hasret, Kesret, Tecrübe, Afiv, Ahlâk-ı hamide, Terahhüm, Zevk-i dil, Selâmet / Haslet, Ümid, Firkat, Celâl, Kûy-i cânân, İttisaf, Ârâm, Kemâl, Tisyâr, Âzar / Sitem, Sevda, Aşk, Fikr, Encâm, İntizâr, Nifâk, Akl, Ağyâr, Safâ / Devâm, Rakib, Eyyâm, Fırsat, Zaman, Merhamet, Cefa, Hased, Kin, İstiğnâ / Arzu, Adem, Hacâlet, Meşakkat, Zahmet, Ta’n-ı hulk, Zeval, Dûzah, Mihnet, Sohbet-i seg / Rızâ, Karar, Gurbet, Hicrân, Adavet, Nedamet, Kavga, Recâ, Teessüf, Zillet.

(…)

Kıraathanelerde, büyük bir kazaya uğramadan içinden çıkmak ve nefsin tuzaklarından kurtulmak için binbir çaba verilerek oynanan bu satranç, tek bir zar (eskiler altıgen bir sayı fırıldağıyla oynuyorlar) ve oyuncusu kadar piyon taşı ile başlıyor. (Bir rivayete göre iki kişi ile başlıyor satranç.) (…) Şatrancı urefa’nın hamleleri sağdan sola doğru ve attığınız zarla gelen sayı kadar mümkündür. Bu ilerleyişin ani yükselişleri ve belalı düşüşleri de vardır. İşte tam da bu noktada yılanlar ve oklar görünüyor. ‘Sohbet-i seg, İstiğnâ, Kin, Hased, Rakip, Ağyar, Akıl, Nifak, Sevda, Kemâl, Celâl, Kaza, Gurur’ karelerindeki yılan başlarına uğrayan faniler, bir anda bu hâllerden ‘Teessüf, Recâ, Dûzah, Mihnet, Adavet, Kavga, Nedamet, Ta’n-ı hulk, Zeval, Hacâlet, Zillet, Rıza’ gayyalarına doğru yuvarlanır giderler. Oyunun karelerinde selametle ilerleyip 91. karedeki Gurur’a talihsiz bir atışla denk gelenler İlk karedeki Zillet’e düşmekten kendilerini kurtaramazlar. Daha da vahim olanı ise 100. karedeki Kaza’dır. İşte Kaza’ya denk gelen biçareler kendilerini ansızın Rıza dairesinde bulurlar. Visâl’e ermek bir başka bahara kalır.

Ariflerin Satrancı’nı oynarken, Sabır ve inançla Visal’e ulaşmak için verilecek çaba ve tevekkül pek mühimdir. Elbette, bu seyr-i süluk esnasında önümüze çıkan kolaylıklar, pek büyük ödüller de var. Cefa’dan Safâ’ya, Fırsat’tan Kûy-i cânân’a, Aşk’tan Sahra-yı cünûn’a, Azâr’dan Nazar’a, Tisyâr’dan Terehhüme, Ahlak-ı Hamide’den Cemâl’e, Sadakât’ten Ferâh’a, Aşk-ı mecâziden Aşk-ı Hakiki’ye, Vefa’dan Esrâr’a, Mücahede’den Müşahede’ye, Mahv’dan İzzet’e, Sabır’dan Maksud’a ve en mühimi de Muhabbet’ten Visâl’e ansızın ulaşmak kolaylığı sağlanmıştır.

Bir de bu bahsi Necip Fazıl Kısakürek’in o pek âdâlı, pek şatafatlı lisanıyla özetlemek istersek şöyle bir hakikat çıkar karşımıza: ‘Şeyh-i Ekber Muhiddin-i Arabi Hazretleri’nin (1165-1240) Şatranc-ı urefa isimli meşhur mağfiret yolu tablosunda birtakım küçük yılanlar vardır ki, kötü huyları temsil eder ve insanı mütemadiyen aşağı kademelere düşürür. Yılanlı mıntıka geçildikten sonra da birtakım oklar vardır ki, iyi huyları temsil eder ve insanı mütemadiyen üstün kademelere uçurur. Fakat gurur, bu tabloda, her tehlike bittikten ve en üstün derece elde edildikten sonra kalan muazzam bir yılandır ki, başı kemalin taa yanında, kuyruğu da zevalin taa dibindedir. Bu yılanın başına basan, göğün yedinci katından yerin yedinci katına düşer ve mahvolur…’

İşin hakikatini Allah (celle celâluhu) bilir. Şatranc-ı urefa’nın ravilerinden biri de Mevlid yazarı Süleyman Çelebi (1351-1422) görünüyor. Hem taş baskı nüshalardan farklı olarak, yazma nüshalar içinde sıralanan kelimeler arasında oklar yerine (turna) kuşlar(ı) kanatlanıp uçuyor vesselam…” (2) Şatranc-ı urefa Risalesi’nin Taksim ve Kadıköy sahaflarının derya hükmündeki kitapları içinde ararken bulunan Resimli Ay’ın Fevkalade Ramazan nüshası (Kânunusani 1928) ise pek keyfe keder bir tevafuktur. Bakınız, Tarih Sahifeleri muharriri Sedat İzzet Şatranc-ı urefa ‘oyun’u hakkında neler aktarıyor meraklıları için: “Bu oyun iki kişi ile ve tek zarla oynanıyor. Zarı atana faraza dü isabet etse resimde görüleceği üzere, ortadaki Nedamet hanesinden sola doğru iki hane ilerler, diğer zarı atan sola doğru giderdi. Şayet fişek gittiği hanede yılan kafasına tesadüf eylerse kuyruğu bulunan haneye tekrar iner ve bu suretle yola devam edilirdi. Haneler ilerledikçe oklara tesadüf edilir. Fişek okun arkasına tesadüf ettiğinde ucunun bulunduğu haneye çıkılır. Bu suretle ilerlenir ve Visal hanesine ilk vasıl olan oyunu kazanırdı…” Bu satırların şahitliğinde ‘zar’ ve ‘oyun’ ifadeleri içine sıkıştırılmayacak bir hakikati olan Ariflerin satrancına dair şimdilik söyleyebileceklerimiz bunlarla sınırlıdır. Şatranc-ı urefa Risalesi’nin önümüzdeki günlerde zuhur etmesi halinde ise bu bahsin kaldığı yerden yazılmaya devam edeceğinden şüpheniz olmasın.

Dipnotlar: (1)- Şatranc-ı Urefa, Arifler satrancı kelimeleriyle bugün zihinlerimizde anlamını buluyor. Muhiddin İbnü’l-Arabi’nin öğrencilerine tasavvuf yolunu öğretmek üzere bu satrancı hazırladığı biliniyor. Şatranc-ı Urefa’da 100 kare var. 100 karenin sonunda ise büyük buluşma yani Visal. Satranç Sanskritçe’de Çaturanga, dört (çatu) yol (ranga) anlamlarına geliyor. Tasavvuf’ta bu 4 yol: Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifet olarak bilinir. (2) “Zillet’ten Visâl’e yüz hamle: Şatranc-ı urefa” (Belgezar), Yusuf Çağlar, Aksiyon, 4 Ağustos 2008, Sayı: 713 (3) “Türkiye’de Oynanan Bazı Oyunlar” (Tarih Sayfaları), Muharriri: Sedad İzzet, Resimli Ay (Fevkalâde Ramazan Nüshası), Kânunusani 1928, numara: 11-47, sayfa: 9-11

*Türk Edebiyatı Dergisi Mayıs 2009 sayısında yayınlanmıştır.

Zaman Gazetesi geçmiş zaman birikimlerimizi görünür hâle getiren 20. Yıl Sergilerine bir yenisini daha ekledi. Bahçelievler’deki Merkez binasında gerçekleştirilen bu organizasyon aynı zamanda Ülkemizde gerçekleştirilen ilk Şetranc-ı Urefa Sergisi olma özelliğini de taşıyor. Sergi’de yer alan ve II. Abdülhamid (1876-1908) dönemine ait olan Şatranc-ı Urefa levhası ile birlikte sergilenen birbirinden ilginç belgeler, ziyaretçileri için 15 Haziran’a kadar açık kalacak.

Bu yazı, Gezgin dergisinin 2009 yılının Haziran sayısında yayımlanmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir