Anasayfa » KÜLTÜR » Suretten Sirete Bir İz Sürücü : ANDREI TARKOVSKY
gezgindergi_andrei_tarkovski (1)

Suretten Sirete Bir İz Sürücü : ANDREI TARKOVSKY

Gezgin veya Seyyah dediğimiz zaman, aklımıza Evliya Çelebi, İbni Battuta, Marko Polo ve benzerleri gelir. Onların eserlerini okurken, sıra dışı bir tutku ve içsel bir aşkla yaptıkları gezilerinde, tasvir ettikleri zaman ve mekânı yaşar, gezgin olamadığımıza hayıflanırız. Bir zaman dilimini veya bir mekân boyutunu onlarla gezer, dolaşır; tanımaya, anlamaya çalışırız.

Yazı: Hayrettin Oğuz – Fotoğraflar: Andrei Tarkovski

gezgindergi_andrei_tarkovski (12)

Maddi veya somut yolculuk diyeceğimiz bu Gezgin ve Seyyah olma durumu genel anlamda seyahat literatürüne de hâkimdir. Ancak gezmeyi, yolu, yolculuğu sadece zaman ve mekân boyutuna indirgemek belki de bu dünyaya geçici olarak gönderilen insanın tam olarak anlaşılamamasının da nedeni oluyor.

gezgindergi_andrei_tarkovski (10)

Dünya hayatı zorunlu bir yolculuk’tur!

Bir başka boyuttan bakarsak insanın bu dünya hayatı da ‘zorunlu bir yolculuk’tan başka bir şey değildir. İnsan sürekli bir yolda olma durumunu, yol halini yaşar. Ötelerden gelmiş ve ötelere gidecektir. Her gün ve her an aslında bu yolculuğa, yolculara şahit olmaktadır.

gezgindergi_andrei_tarkovski (13)

Cennetten bu dünyaya gelen insan neyi kaybettiğinin farkında olarak; aramanın, bulmanın ve olmanın yolculuk halini yaşar. Kaybettiğine kavuşmanın bir bedeli vardır. O da kulluktur ve varlığının manasını idraktir. Bir başka açıdan kulluk, insanın cennetten dünyaya, dünyadan cennete yaptığı yolculuğun diğer adıdır. Dünya kalıcı bir yurt değildir. Nitekim dünyanın kalıcı bir mesken, mekân ve yurt olmaması, insanın yolculuk halinin en temel delilidir.

gezgindergi_andrei_tarkovski (17)

Tarkovski, mana-madde ekseninde iz sürer

Öyleyse yolculuğu veya gezginliği zaman ve mekân boyutuna indirgemememiz gerekiyor. Çünkü mana boyutunda yolculuk içinde olan insan, maddi anlamda yol alırken de ruhsal bir boyut ve hal arar. Bundan dolayıdır ki bu insanlar kimi zaman bir şiirle, kimi zaman bir türkü ile kimi zaman bir fotoğraf ile veya filmle yolculuk yaparlar. Buna ister sanatsal ister şiirsel yolculuk deyin fark etmez. İnsan, maddesinde ve manasında aynı anda kul-yolcu olma bilincini taşıyan bir anlama sahiptir.

gezgindergi_andrei_tarkovski (6)

İbn-i Arabi, Yunus Emre veya Mevlana, seyr-ü süluk ekseninde sözünü ettiğimiz manadaki yolculuğu hakikatiyle yaşayan insanlardır. Siretten Surete geldiğinin idrakiyle ‘mana görünmek için suret ister’ düsturuyla Suretten Sirete yol ararlar, iz sürerler. Dolayısıyla sanatının idrakinde olan sanatkâr böyle bir seyyah, gezgin veya yolcudur. O mana yolcusu, ruh gezgini, hakikatin iz sürücüsüdür.

gezgindergi_andrei_tarkovski (8)

Hangi meşrepte olursa olsun hakikatin izini sürenler, aynı kaygıyı taşırlar ve aynı amaçlar için yol alırlar. Tarkovski, Doğu-Batı, mana-madde, suret-siret ekseninde böyle bir iz sürücüdür. Çünkü hakikat kaygısı vardır. Modern dünyada surete, görüntüye mahkûm değildir. Öteleri zorlayan, ötelerin tecellisini idrak eden ve ötelerin de ötesini hissetmeye çalışan bir insandır.

gezgindergi_andrei_tarkovski (16)

Tanrılaştırılan insan ruhsuzdur!

Tarkovski tüm filmlerinde ötelere dikkat çeker. O, bu dünyanın, bu anın, şu anki içinde bulunduğumuz zaman ve mekânın ötelere bir geçiş, bir kapı, bir yol olduğunu anlatmaya çalışır. Muhayyileyi zorlar. Ancak o öyle bir kapı ki mana gözü ile bakanlar bulabilir ve ancak ruh yolcuları açıp geçebilir.

gezgindergi_andrei_tarkovski (11)

Tarkovski, filmlerinde sanki bir sürgünün hikâyesini anlatır. Ona göre gezgin, sürgündür bu dünyada. Ötelerden sürgün ve hakikati bulmaya sürgün… Hem vuslat anlamında, hem firak anlamında sürgün… Onun filmlerinde ruhunu kaybetmiş mekân dikkatinizi çeker öncelikle ve sonrasında yine ruhunu kaybetmiş insanlar ve zaman karşınıza çıkar. Yolunu şaşırmış, savrulmuş, zaman, mekân ve insan… Ruhu boşalan insan suretini kaybediyor. Siret bilinci olmayan Suretini yitirdiğinin bile farkına varamıyor. Bu anlamda o düşlerine, hayallerine giden bir adam. Eşyanın, inadına somutlaştırıldığı ve teşhir unsuru olarak tüketildiği bir dünyada, o da inadına rüyadan, hayallerden, görüntünün ötesinden söz eder. Eşya ve hadiselerin ne denli mekanik olduğunun altını çizer. Ev, apartman, şehir, araba, kıyafet ve sairin bütün boyutuyla varlık mutlaklaştırılamaz der. Ötelerin izini hisseden Tarkovski, tanrısallaştırılan insanın ne denli ruhsuz olduğuna dikkat çeker.

gezgindergi_andrei_tarkovski (2)

Öyleyse insanın yol almaktan başka çaresi yoktur. O, kaybettiği ruhunun, rüyasının, hayalinin peşinden gitmek zorundadır. Bugünün insanı için imkânsız görünenin peşindedir o. Olağan dışı,akıl-dışı hale getirilenin aslında ne kadar fıtrata uygun olduğunun derdindedir. O, varoluşunun manasına, hakikatine doğru giden bir yolcudur ve yol alırken de bir haykırış, bir çığlıktır. Adeta ‘durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak’ dercesine tek başına haykırır.

gezgindergi_andrei_tarkovski (18)

Rüyasını rüyasında arayan adam olan Tarkovski, bu dünyadaki her imge, her görüntü ve her suretin gördüğü rüyalardan daha ‘görüntüsel’ olduğunu vurgulayarak, rüyaların bir gerçekten tecelli ettiğine dikkat çeker. Bir anlamda dünya, bu dünyadaki yolcunun gördüğü mehtaptan başka bir şey değildir.

gezgindergi_andrei_tarkovski (20)

‘Modernite, zamanı ve mekânı sanallaştırdıkça, rüyaların gerçekliği çok daha iyi anlaşılmaktadır.’

Tarkovski, filmlerindeki yolculuğunda bu dünyayı mutlaklaştıran, ruh boyutundan ve rüyasından kopup kendini dünyaya mahkûm eden ve yol halini anlamayan insana ‘yolcu’ olduğunu, rüyalarının ve ruhunun izinden gitmesi gerektiğini söyler. İnsanı kendi içinde gezmeye davet eder. Çünkü insan, kendini keşfedercesine bilmediği ve hissetmediği zaman asla olamayacak ve eremeyecektir. Bir bakıma kendinin ne olduğunu bilen, ne olmadığını da bilecektir.

gezgindergi_andrei_tarkovski (9)

Tarkovski’ye göre eşyayı, zamanı ve mekânı paramparça eden, varlığı parçalayan insan, eşya ve hadiselere bütüncül bakma duygusunu ve yetisini kaybetmiştir. Mesele varlığa bir bütün olarak bakabilmektir. Bu anlamda Andrei Rublev’deki balon sahnesi, onun bu vurgusunun en önemli göstergesidir. İpleri kopan balonla gökyüzüne savrulan insanın gözünden bakar dünyaya. Eşya, insan, her şey küçülmektedir. Irmak, evler, insanlar vesaire hepsi… Ona göre sanatçı, ‘tanrısal bakandır’! Hakikatin, eşya ve hadiselerin bütünlüğünü ve birliğini görendir. Ona göre yolun ve yolculuğun bilincinde olan gezgin böyle bakar, böyle görür. Nitekim bir süre sonra hızla yere yaklaşan ve çakılan balonla birlikte, sıradan insanın, dünyayı,
eşya ve hadiseleri nasıl gördüğü ve anladığını da gösterir.

Solaris’te insanın ruh yolculuğunun, özellikle kendi içindeki yolculuğunun öneminin altı çizilir. İnsan maddi yanıyla bu dünyayı yeterince yaşanmaz hale getirmiştir. Bir anlamda bu dünyayı ifsad etmiştir. Islah etmek için geçici hal çareleri ve tedavi biçimleri ise bir kısır döngüden başka bir şey değildir. Öyleyse yeni bir bakış açısına, yeni bir hamleye, yeni bir yönteme ihtiyacımız vardır. Bu ise kaybettiğimiz ve anlayamadığımız dünyayı önce muhayyilemizde, içimizde bulabilmektir. Solaris bu zihinsel dünyadır; insanın rüyası, tahayyülü, hatta gerçekliğidir.

gezgindergi_andrei_tarkovski (3)

İnsan Neyin Aynasıdır?

Tarkovski ‘Ayna’ teması ile gerçeği sorgular; görüneni, görüntüyü, tecelliyi sorgular. Gerçek sandıklarımızın ne olduğu ile ilgili ciddi soruları vardır. Bu anlamda Ayna; rüya, hayal ve zihin boyutunda yitirdiklerimize dikkat çeker. Ayna hem dış dünyaya tutulur hem de iç dünyaya. Bir anlamda mana yolculuğunda, görüntünün ve gerçekliğin ne olduğu sorusu tartışılmaya devam eder. En can alıcı soru şudur: Peki, insan neyin aynasıdır?

gezgindergi_andrei_tarkovski (5)

Tarkovski’nin mana yolculuğunu en iyi yansıttığı filmi şüphesiz Stalker-İz Sürücü’dür. Kendi şahsında insanı ‘her yerde hücrede’ kabul eden Tarkovski, insanın arayışını, bulamayışını, olamayışını ve bunun nedenlerini sorgular. İz Sürücü, insanı manevi bir yolculuğa çağırırken, yazarın, bilim adamının ısrarla akılda, kabukta, zahirde kalmasının altını çizer ve dolayısıyla modern dünyanın kısır döngüsünü ortaya koyar. Aklın rehberliği ile kalbin rehberliğinin farkıdır onun hissettirmeye çalıştığı. Yolculuk azığı ve kılavuzu akıl olanlarla, kalp olanlar arasındaki temel farka işaret eder.

gezgindergi_andrei_tarkovski (14)

Bir delinin çığlığı

Nostalgia’da ise bir delinin çığlığıdır Tarkovski. İnsanlara ‘durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak’ dercesine, maddi yolculuklarının zirve halinin bile bir çöküş, bir batak olduğuna, modernitenin en sembol şehri olan Roma meydanında dikkat çeker. Dünya ruhunu kaybetmiştir. Aklın kuralları ve egemenliği dünyayı akılsızlaştırmıştır. Nitekim kendisini yakmasına sadece oradaki bir köpeğin tepki vermesi, diğer insanların kendini yakmasına teşviklerde bulunması, insanın maddi yolculuğunun ne hale geldiğinin en travmatik göstergesidir. Öyleyse dünyaya ruhunu çağırmak ve arkamızda bıraktığımız ruhumuza geri dönerek ya da onun gelişine zemin hazırlamak durumundayız. Çünkü modern dünya insana kendini, özünü unutturmuştur. İnsan kendine yol almak zorundadır.

gezgindergi_andrei_tarkovski (7)

Tanrıyı değil kendini kurban et

Tarkovski, mana yolculuğunu Kurban ile tamamlar. Nietzsche’nin belki de moderniteyi en iyi ifade eden sözü ‘Tanrı Öldü’ yerine, modernitenin ölümünü daha derinden sarsıcı biçimde ifade edercesine insanın ‘Tanrı’yı değil ‘kendisini’, arzu ve isteklerini ‘kurban’ etmesini önerir. Bir anlamda bu yolculuğun sonunda ulaşmanın yolu bir vazgeçiştir. İnsan teslim olmadan teslim alamaz! Vazgeçmeden bulamaz… Bulmanın ve olmanın tek çaresi mutlaklaştırdığımız bu durumumuzu kurban vermektir. Habil’in verdiğindeki kurbanı kendisiydi; tıpkı İbrahim’in İsmail’de verdiği kendisi olduğu gibi… Oysa modernite, Kabil’di. O, vermenin değil almanın sembolüydü. Teslim olmanın değil, teslim almanın. Rıza göstermenin değil, isyan etmenin. Tarkovski Kurban’da, Habil ve Hz. İbrahim’e işaret eder. İsmaillerinizden vazgeçin der. İşte o zaman insan umut edebilir. Ancak bu durumda hakikat, filmin sonunda sürgün veren kuru ağaç gibi sürgününü verecektir.

gezgindergi_andrei_tarkovski (22)

Tarkovski görüntülerle konuşur. Suret, halimizin durumunu gösterir ve oradan Siret’e bir ışık tutar ve insanları oraya çağırır; bir rüyanın, bir tecellinin peşine.

Onun yolculuğu ‘hızsal’ bir yolculuk değildir. İlerlemeci bir yolculuk hiç değildir. Kimi zaman dikey, kimi zaman yataydır. Ama hep ve her zaman içine. Hatta Tarkovski’nin yolculuğu, ilerlemeci hareket ve hız anlayışına inat, durmaktır.

Kurban filminin çekimleri sırasında Bergman’la bir parkta karşılaşırlar. Birbirlerini en büyük sinemacı olarak kabul eden ve birbirlerinden çok etkilenen bu iki insan sadece gülümseyerek birbirlerine bakarlar ve tek kelime konuşmazlar. Çünkü onlar mana boyutunda filmleri ile zaten her an konuşmaktadırlar.

gezgindergi_andrei_tarkovski (19)

Sanatkarın yolculuğu bir Veli’nin yolculuğuna benzer. Sanatkâr, İsmail’ini kurban etmeye hazır ama aynı zamanda Yusuf’unu kuyuda kaybetmiş, her an onu arayan insandır. O, her an bir İz-Sürücü’dür. Çünkü tecellinin nereden geldiğini, tezahürün kaynağının ne olduğunun bilincindedir. Bu dünya, insanın vatanı ve yurdu değildir. Yolculuk boyutunda gelip geçtiği bir yerdir. Tarkovski de bu yolculuğun farkındadır ve bize suretin ötesini göstermektedir.

SURETTEN SİRETE BİR İZ SÜRÜCÜ:ANDREI TARKOVSKY – Bu yazı 2015 yılının Haziran ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 100. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir