Anasayfa » KÜLTÜR » Türkçe Olimpiyatları’nı İlk Gördüğümde ‘bu ne ya’ Oldum
gezgindergi-kultur-turkceolimpiyatlariniilk

Türkçe Olimpiyatları’nı İlk Gördüğümde ‘bu ne ya’ Oldum

Türk okullarında görev yapan öğretmenlerin önünde saygı ile eğildiğini ifade eden şarkıcı Yonca Evcimik, “Onların hakkı tabii zor ödenir. Bu işin para pulla alakası olamaz, gönül işidir. Ailelerinden, kilometrelerce uzakta eğitim için çalışıyorlar.” diyor.

Türkçe Olimpiyatları ilk olarak nasıl dikkatinizi çekti?

Televizyonda bir gün bir şey izledim. Türkçe Olimpiyatları, ‘bu ne ya’ oldum. Türkçe Olimpiyatları ne demek ben hayatımda ilk defa gördüm ve beşincisi düzenleniyordu. Bir izleyim dedim; dünyanın türlü taraflarından gelen çocuklar Türkçe konuşuyor, ne olur ya oldum. O zaman merak edip sordum, biri bana anlatsın, bana dünyanın her tarafında Türk okulları var dediler. Aa nasıl falan oldum, çok şaşırdım.

Sizi en çok hangi ülke heyecanlandırdı ya da duygulandırdı?

Sanırım sonlarda yakaladım bir-iki ülkeden sonra toplu kapanış olmuştu. Yani seçme fırsatım olamadı. Ama gördüklerim yetti açıkçası, eminim diğerleri de en az onlar kadar başarılıydılar.

Devlet kademesinin olimpiyatlara ilgi ve destek vermesini nasıl yorumluyorsunuz?

Ülkemiz adına yapılan her hareket beni umutlandırıyor. Devletin bu işlerin arkasında olması tabii ki güven veriyor.

Sizinle konuştuğumuzda olimpiyatlara bazı çevrelerin olumsuz baktığından söz etmiştiniz. Bundan söz eder misiniz?

Tabii ki farklı görüşler olacaktır. Demokrasi bu demek dediğimiz değil midir zaten.? Yapılanı doğru bulmuyor olabilirsiniz ama yargılayamazsınız. Herkesin birbirinin fikrine, emeğine saygı göstermesi lazım. Fethullah Gülen Bey’i politikacı olmasından öte bir insan olarak yaptıklarından, eğitime verdiği destek, dünyanın dört bir yanında açtığı okullarla yüzlerce kişiye sağladığı istihdamdan ötürü tebrik ediyorum.. Tabii ki bu okullarda Türkçe öğretiliyor olması da gurur verici.

Benim ülkemin dili dünyanın dört bir yanında konuşuluyor. Yabancı çocuklar Türk okulunda okuyorlar, hem bizim lisanımızı hem de İngilizce öğreniyorlar. Böyle bir şey var dünyanın dört bir yanında. Kültürümü, ailemi ve ülkemin insanını seven onun için bir şeyler yapmayı seven, bir insanım. Sanatçı kimliğimden önce bir vatandaşım. Ben böyle bir şey için gurur duydum memleketimin adı geçtiği ve lisanı konuşulduğu için takdir ettim.

Türkçe Olimpiyatları Türkiye’nin tanınmasına ve Türkçenin yaygınlaşmasına nasıl bir katkı sağlıyor?

Türkiye’nin tanınmasında ve Türkçenin yaygınlaşmasında eminim çok etkisi oluyordur.

Geçtiğimiz yıl 130’un üzerinde ülkeden öğrenci aynı sahneyi paylaştı. Birbirinden farklı düşüncelere sahip olan çocuklar aynı dili konuşmakla kalmadı sevgiyi ve mutluluğu paylaştılar. Sizce bu çocuklar, yarın büyüdüklerinde nasıl bir dünya kuracak? Türkçe Olimpiyatları dünya barışına nasıl bir katkısı olabilir?

Zaten yıllardan beri Atatürk’ün ülkemiz çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dünyanın dört bir tarafından gelen çocuklarla coşku ile kutlanıyor. Birbirlerinin dinini, dilini, etnik fikirlerini öğrenerek unutulmayacak dostluklar kazanıyorlar. Yıllar önce bir arkadaşım ‘Gün gelecek dünyada herkes Türkçe konuşacak.’ demişti, gülmüştüm. Ama şimdi bakıyorum da neden olmasın! Türkçe konuşmaları tabii ki çok etkileyici ama dünyayı gelecek nesillere “SEVGİ, MERHAMET ve VİCDAN” duygusu taşıyacak bana göre.

Türkçeyi binlerce kilometre uzağa taşıyan öğretmenler için ne düşüyorsunuz? Bu okullara gidip görmek ister misiniz?

Onların hakkı tabii zor ödenir. Bu işin para pulla alakası olamaz, gönül işidir diye düşünüyorum. Ailelerinden, memleketlerinden binlerce kilometre uzakta eğitim için çalışıyorlar. Saygı ile eğiliyorum önlerinde. Gidip görmek, neden olmasın? Bir gün yolum düşerse uğrarım zaten… Ben geldim derim “Tanrı misafiri” :)))

Türkçe Olimpiyatları barış için yapılmış dua gibi

Şarkıcı Çelik, Türkiye’nin tanıtılmasının sadece turistik bir faaliyet olmadığının altını çizerek Türk okulları sayesinde muhteşem Anadolu kültürünün tüm dünyaya yayıldığını vurguluyor.

Türkçe Olimpiyatları ilk olarak nasıl dikkatinizi çekti?

Türkçe Olimpiyatları’nı ilk olarak sanırım başladıktan bir süre sonra öğrendim. Yayınları her yerde duyulması sonrasında da seyrettim. Ben ilk izlediğimde heyecandan ziyade profesyonel anlamda izledim. Çünkü, doktora tezimdeki bölümlerden biri dil. O sebeple dil, benim için kültür demek, dilin yayılması ise kültürün yayılması ve tanıtılması demek. Bu anlamda ben dilin bir güç olduğunu düşünüyorum… Kendi ülkem adına sevindim, insan ayırmamayı da hak yolda bildiğim için, bu kültür ile tanışacak olanlar için de sevindim.

Türkçe Olimpiyatları, Türkiye’nin tanınmasına ve Türkçenin yaygınlaşmasına nasıl bir katkı sağlıyor?

Her şekilde bence iyi bir katkı sağlıyor. Türkiye’nin tanıtılması sadece turistik bir faaliyet değil. Aynı zamanda insanlarımızın, Anadolu’nun yoğrulmuş olan muhteşem kültürü, ruh hali de dilimiz ile birlikte yayılıyor. Bence bu yararlı bir çalıma.

Sizce bu çocuklar dünyaya nasıl bir barış mesajı gönderiyor?

Mesaj nettir… İnsanlığın özlediği bir dua, barış. Yani sulh, sulh ve salah dünya barışı, insanlık ve şahsen kendi açımızdan hayat damarımızdır. Barış ve selamet için insan için en uygun ve uygar yoldur. Kalbinde sevgi, selamet, huzur ve barış bulunan sevgi duyar. İçinden taşan bu sevgiyi de paylaşır. Bu anlamda ülkemin bu duygusunun paylaşılmasının mesajı çok nettir.

Atatürk’ün dile verdiği önem bakımından bakıldığında, olimpiyatlar ne ifade ediyor?

Bütün yüksek kültürler, bütün felsefeciler, büyük tefekkür alimleri, liderler ve imparatorluklar dil ne anlama gelir bunu bilir, bildiği için de bu konuya özel önem verir. Atatürk de bunu anlamış büyük bir önderdir. Bu bağlamda verilen hizmet çok değerlidir. Türk okullarının kalitesi takdir görüyor.

Ben bundan dolayı mutluluk duyarım. Vatana hizmet, insana hizmet, ilme hizmet değerlidir.. Bunun ödüllenmesi bazen spor faaliyetleri ile bazen bir Oscar ile bazen de bu tip eğitim çalışması ile ödüllendirilir. Sanırım şu şekilde özetleyebilirim: İnsana hizmet hakka hizmettir. Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi niyet etmiş ve var olan bu çalışmanın tamamı oluşmuş. Meydana çıkan eser ortada. Bize düşen ilme ve dile önem veren bir Türk vatandaşı olarak bunun mutluluğunu paylaşmak, alkışlamak.

Türkçe lehine her kıpırdanışın yanındayız

Türk Dil Kurumu’nun yeni başkanı Mustafa Kaçalin, Türkçe lehine her türlü kıpırdanışı olumlu görmek gerektiğinin altını çizerek, olimpiyatların Türkçe lehine netice verebilmesi için küllenmesine müsaade etmeden çalışmaların sürmesi gerektiğini söylüyor.

Olimpiyat heyecanı Türk milleti ile birlikte ilgili bütün kurum, kuruluşları da sarmış durumda. Olimpiyatların başından itibaren Türkçe sevdalısı çocukların yanında olan Türk Dil Kurumu (TDK), bu kurumlardan biri. 6 Mart 2012 tarihinden itibaren Türk Dil Kurumu Başkanlığı görevine atanan Prof. Dr. Mustafa Kaçalin de olimpiyatlarda dereceye girecek çocukları değerlendirmeye tutacak jüri ekibinin içinde bulunacak. Görevi gereği Türkçeyi en iyi bilen çocukları seçeceğini söyleyen Kaçalin, olimpiyatların Türkçeye katkıları ile ilgili fikirlerini paylaştı:

Olimpiyatların Türk diline katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkçe lehine her türlü kıpırdanışı elbette olumlu görmek gerekir. Kim olumsuz gözle bakabilir ki? Ben hep ilmî çıtada bir yarış akışını düşünmüştüm; ama yaşları küçük olunca konuşmayla sınırlı olabilir. Küçük yaşta olmaları, Türkçeyi bildikleri için Türkiye’yi tanımaları, tanıdıkları için ileride Türkiye ile ilmî veya ticarî bağlar kuracak olma ihtimalleri, bunların hepsi Türkçe kelimesinden türeyip bizim iyiliğimize sonuçlar çıkaracak hâllerdir.

Bu yıl 41 ile yayılacak olimpiyatlar. 15 gün boyunca Türkçe, Türkiye’nin gündeminde olacak…

Türkçe her zaman gündemimizde. Taze, canlı tutmak mühim. 15 gün konuşuluyor, sonra üstü küllenip bir sene sonra tekrar üzeri açılıyorsa, yaşlılar haftası gibi, tabii hoş değil. Benim şahsî beklentim hassas olmak. İki haftalık yoğunluk sonrası da bu hassasiyet devam ediyorsa o zaman başarıdır, umudum, temennim bu yöndedir. ‘Ben de güzel telaffuz edeyim, ben de yarışmaya katılayım, titiz olayım’ diye bir özendirme olacaksa bu iyi olur. Kalıcı olması gerekir.

Şimdiye kadar hep biz başka dillere özendik. Olimpiyatlarla başka ülkelerin Türkçe konuşmaya özendiğini görmüş olduk.

Kendi kanaatime göre, yurtdışında insanlar ikinci bir dili ya ilmi, sanayisi ileri veya tatil ve turizm noktasında ileri diye öğreniyorlar. ‘Ya iyi kazanırım ya iyi dinlenirim’ diyorlar. Türkiye ikisini de sunma kapasitesinde. Türkiye’yi tanıdıktan sonra bu insanlar başka ülkeyi tanıma gereği çok az duyarlar. Bu bakımı ile büyük fayda. Hiç haberi yok Türkiye’den, haritada belirli nokta seçiyor, bunu deneyeyim diyor. Ama Türkiye Türkçesini öğrenince birçok coğrafyaya ulaşabileceğini, Türkçe öğrenirken bilmiyorsa bile öğrendikten sonra ‘nerelerde de kullanılıyormuş’ dedirtiyor. Bu noktada da güzel tabii.

Türk folklorunu oynayan, Türkçe espri yapan çocuklar var. Dilin yanında kültürümüzü öğrenmeleri konusunda neler söylersiniz?

Her yerde halk oyunu var. Kültürümüze dâhil etme noktasında halk oyunları bir ölçü olmamalı. Her yerde halk oyunu var; ama her yerde insanlık yok. Bir simitçinin alacağı kâr ne bir simitten; ama ‘para verme sen misafirsin’ derse asıl o mühimdir. ‘Helal olsun, vermesen de olur’ demek güzeldir. Bunu görmeleri, bu değerle tanışıp benimsemeleri önemli.

Sizi etkileyen ne oldu, olimpiyatları seyrederken?

Tabii olan hafızada kalmıyor. Hepsi düzgündü. Küçük yaşta Hindistanlı çocuk vardı biraz bizi etkiledi; ama öğrenme yaşı zaten o yaşlar… Küçük vücudu ile temiz telaffuz insanı etkiliyor. Yaşın küçük olması, uzak mekândan gelmesi hatırda kalıyor.

Çocuklarla bu yıl daha yakından tanışacaksınız? Neler hissediyorsunuz?

“Dostluk dostluktur, peynir parayladır.” derler. ‘Çocuğun yüzü hoşuma gitti, memleketini sevdim’ bunlar geçerli olmaz. Beceri ve başarı esas olmalı. Hepsi yarışa girmiş ve hakkının kendisine verileceğini hesap ediyor. Bana kalan adil olabilmektir.

Türkçe öğrenen bir nesil yetişiyor. İleriki yıllarda nasıl katkısı olur bu çocukların Türkçeye, Türkiye’ye?

Dünyadaki mücadele, var oluş mücadelesi güç, ekonomi, para, hâkimiyet ile oluyor. Bu çocuklar bizde öğrenim görüp bizim sanayimizle iş gücü olup, ticaret hacmimizi geliştirirlerse bu güzel. Hissî olarak sazda sözde kalıp, elde, avuçta hiçbir şey kalmıyorsa bunun bir faydası yok. Fizikî ve fiilî güçlü olmak mühim. Bunlardan birisi güçlü olacak. Sonucun Türkiye menfaatine ne kadar sayfayı kabarttığına bakarım. His olarak, Türkçe konuşuyor, peki sonuç? Bana ne faydası var, kendisine ne faydası var? Bizi sevdi, biz onu sevdik; ama milletlerarası zeminde Türkiye için oy kullanma noktasına gelince o zaman göreceğiz.

Eurovision’a bile İngilizce şarkı ile gidiyoruz bizi anlamaları için. İleride Türkçe ile gideceğiz, çünkü anlayacaklar diye düşünmüyor musunuz?

Temennim Türkçe olmasından yana olabilir; ama yarın ne olacak onu bilemiyorum.

Türk okulları 20. yılına girdi. Gezip görme imkânı bulabildiniz mi bu okulları?

Ders verdiğim coğrafyada Türk büyükelçiliği, Türk okulu, Türkiye ile ilgili ne varsa nezaketen gezdim gördüm. Bu nezaketten sonra da gerekli ölçüde temasım oldu; çünkü eğitimci olduğum için temaslarım tabiidir. İçinde öğrencilerime rastladığım oldu. Bu sevindirici bir hâl. Türk okulları ayrı bir güç. Türkçenin ilmî tarafına değil de eğitim tarafına yönelik, Türkçe ders veren, eğitim veren okullar var, tasvip ediyorum, lakin tek tüfek… Başka başka okullar da olmalı, mukayese ve tercih edebilmeliyiz. Tek başına bir cesaret elbette tasvip edilir. Belki oranın bir gelir getirisi yok, aksine götürüsü var. Fedakârlıktır. Para kazanmak için gidenler yerine gönül kazanmak için gidenler demek lazım.

Türkçe Olimpiyatları’nı İlk Gördüğümde ‘bu ne ya’ Oldum

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir