Anasayfa » BLOG » Uçuşun Kısa Tarihi
Wrightflyer

Uçuşun Kısa Tarihi

Yazı: Asım Fahri Çelik Fotoğraf Koleksiyon: Halit Ömer Camcı

Uçma hayali insanlığın tarihiyle paraleldir desek yeridir. İnsanın kendisinin ve çevresinin farkına vardığı ilk zamanlarına kadar uzanan bu hayal, eski çağlarda Afrika’da Lesotho’da, İnkalarda, Asur’da, Hindistan’da, Girit’te uçan adam efsanelerinin doğmasına da yol açmıştır.

Önceleri kuşları gözlemleyen insan onların anatomik yapısını anlamaya, kanatlarıyla havayı itme gücünü çözmeye çalışmıştır. Ancak uçma özleminin önü sonu hesaplanabilir bir fikir haline gelebilmesi için daha zaman vardır. Efsanelerde, metinlerde dile getirilen bu hayalinin gerçekleşmesi; ayaklarının yerden kesilip insanoğlunun gökyüzüne kavuşabilmesi için yüzyıllar geçmesi gerekmiştir.

Uçma tutkusunun en eski hikayesi olarak Yunan Mitolojisinde geçen Daedalus ve oğlu İkarus’un başından geçenler sayılabilir. Efsaneye göre Kral Minos, baba Daedalus’u ve oğlunu Girit Adasına hapseder. Hapis hayatından sıkılan Daedalus’un aklına kaz tüylerinden kanatlar yapıp bunları kullanarak adadan kaçmak gelir. İşte böylece bilinen en eski efsanevi insanlı uçuşu gerçekleştirmiş olurlar.

Abbas İbn Firnas
Abbas İbn Firnas

Önce kanatları sonra balonları ve zeplinleri, ardından planörleri deneyerek uçmaya çalışan insan sonunda deneye yanıla ürettiği uçaklar sayesinde hedefine ulaşır. Ama bu uzun bir hikayedir.

Dokuzuncu yüzyılda, Armen Firman ve Abbas İbn Firnas adlı iki Mağribi ilk uçan planörlerin mucitleri olarak kayıtlara geçerler. Molmesbury’li Elmer’in de 1010 yılında benzer bir çaba içerisine girerek 200 metrenin üzerinde bir uçuş yaptığı söylenir.

Çin’de, insanlar devasa büyüklükteki uçurtmalarla havalanmayı denerler. Bunu Yaptığı Çin gezisinin ardından Marco Polo rüzgarın etkisiyle uçan ve insan taşıyan uçurtmalarla ilgili öykülerinde dile getirmiştir.

malesbury-daredevil-ucusun-kisa-tarihi

Marco Polo’nun anlattıklarından yaklaşık iki yüzyıl sonra, 15. yüzyıl başlarında, Leonardo da Vinci, birçok uçan makine planı yapar. Sanatçı olmasının yanı sıra bir filozof, bir mucit ve bilim adamı olan Da Vinci’nin bilim alanındaki en büyük hayallerinden biri, insanın gökyüzünde bir kuş gibi süzülmesiydi. Arkasında bıraktığı planların arasında yer alan kanatları açılıp kapanan ornitopter, helikopterin atası olarak kabul edilir. Yine, 20. yüzyılın sonlarında imal edilen planörün,  da Vinci’nin günümüze kadar ulaşan çizimlerine dayanılarak ve o dönemdeki malzemeler kullanılarak ortaya çıkarıldığı da biliniyor.

Bununla beraber, uçuş sanatındaki somut denilebilecek adımlar 18. yy. sonunda atılmıştır. 1782 ’de içindeki havayı kâğıt yakarak ısıttığı, taftadan bir balonu 12 m yüksekliğe çıkaran Joseph Montgolfier, kardeşi Etienne’ ile birlikte 4 Haziran 1783’te 500 m yükseklikte bir uçuş daha gerçekleştirmiştir. Yine aynı ülkede, aynı yılın 21 Ekiminde Pilâtre de Rozier, marki Arlandes’la birlikte Paris’i balonla geçmiştir.

Havadan daha ağır olana uygulanan aerodinamik” konusunda incelemeler yapan Sir George Cayley, “yönetilebilir paraşüt” adını verdiği bir planörün planlarını çizip bunu 1849’da uçurdu. Cayley’in araştırmaları izleyen William Samuel Henson ise, 28 Mart 1843’te, bir “buharlı uçan makine” brövesi aldı ve ortağı John Stringfellow’un ile birlikte, bu aracın bir maketini yaptı: Ariel adı verilen aygıtın çizimleri bütün dünya basınında yayımlandı. 1848 Nisanında Stringfellow, Arielin daha küçük bir modelini uçurmayı başardı.

  1. yüzyılın ikinci yarısı, havacılık alanında en yoğun araştırmanın yapıldığı zamanlardır. Bu araştırma ve geliştirme çalışmalarının başında, 1876 yılındaki iki pervaneli ve gizlenebilir iniş takımlı bir aygıtın brövesini alan Alphonse Penaud ile havacılığa uyarlanan kuş uçuşuyla ilgili araştırmalarından sonra sabit kanatlı aygıtlarla ilgilenen Louis Mouillard’ın çalışmaları sayılabilir.

Kendi topraklarımızda uçma hayalini gerçekleştirme çabalarına ilk örnek 11. yüzyılda El-Gevheri adlı bilim adamının, kendi yaptığı kanatları kollarına bağlayarak uçmayı denemesi olarak gösterilir. Gazneliler döneminde doğmuş, İlahiyat, Edebiyat, Fizik, Tabii Bilimler ve Matematikle ilgilenen İmam Ebu Nasır İsmail Cevheri, fen ile uğraştığı zamanlarda kuşların kanat çırpmalarını uçuşlarını sürekli izleyerek hesaplar yaptıktan sonra, kendi yaptığı kapı benzeri kanatları kollarına bağlayarak Nişabur Ulucamii üzerinden kendini boşluğa bırakmıştır.

9_641

Yine 1159 yılında, dönemin Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’un İstanbul’da konuk bulunan ikinci Kılıçaslan’ın onuruna, Atmeydanı’nda düzenlenen şölende Siraceddin Doğulu adlı bir Türk’ün uçma denemesi yapmak üzere kuleye çıktığı söylenir. Üzerindeki ince uzun ve geniş elbiseyle Rüzgara karşı kendini boşluğa bırakır, ancak başarıya ulaşamaz ve düşerek hayatını kaybetmiştir.

Lagari Hasan Çelebi ise bir aşka uçma hüneri gösteren Türk olarak kayıtlara geçer. 17. yüzyılda Sarayburnu’nda yapılan şenlikler sırasında Lagari Hasan Çelebi, Evliya Çelebi’nin söylemesine göre, kendi icadı olan, 50 okka barut macunu ile dolu yedi kollu bir fişeğe biner ve ateşlenen fişekle gökyüzüne doğru fırlatılır. Fişeğin barutu bitince de kendi yaptığı kanatları açarak Sinan Paşa Sarayı önünde yumuşakça denize inmeyi başarır. Çelebi’nin 250-300 metre havalandığı ve 20 saniye kadar havada kaldığı düşünülürse, onu roket çalışmalarının atası olarak kabul etmek de yanlış olmaz.

hezarfen-ahmet-çelebi-gezgin

Hezarfen Ahmet Çelebi ise, bir efsane olarak bugünlere kadar ulaşmış kişiliğiyle tarihimizin ilk ‘uçan insan’ı olarak kabul edilir. 17. yüzyılda ve IV. Murad zamanında yaşamış olan Ahmet Çelebi’ye ‘bin fenli’ anlamına gelen ‘hezarfen’ lâkabı halk tarafından verilmişti. Hezarfen Ahmet Çelebi, hava akımlarını ve kuşların uçuşunu inceleyerek birtakım sonuçlara varmış, tarihi uçuşundan önce, kanatlarının dayanıklılığını denemek amacıyla Okmeydanı’nda denemeler yapmıştı. Bir sabah, kıyılarda biriken halkın gözleri önünde Galata Kulesi’nden aşağıya atlamış ve rüzgârın etkisiyle uçarak Boğaz’ı aşmış, Üsküdar dolaylarına inmeyi başarmıştı. Ancak, ilk uçuş başarısına yenilerini ekleyememiştir.

türk tayyare cemiyeti istanbul şubesi

18.yüzyıldan itibaren teknik ve bilimsel olarak ele alınmaya başlayan havacılık Osmanlı’nın da ilgisini çekmiştir. 1785 yılının Mart ayında Sultan I. Abdülhamit’in de hazır bulunduğu bir törende Topkapı Sarayı ile Bursa arasında ilk balon uçuşunu gerçekleştirmeleri bu ilgilerinin bir kanıtı olarak kayıtlara geçmiştir. Daha sonra 1789 yılında Polonya elçisi İbrahim Paşa, Fransız pilot Blanchard ile balonla uçarak ilk uçan Türk devlet adamı unvanını almıştır. Söz konusu tarih balonun icadından sadece sekiz yıl sonradır.

On dokuzuncu yüzyılda ise Karadeniz’in Of kasabasında yaşayan medrese talebesi Veli Direko ve arkadaşı Ahmet Hocanın, birlikte yaptıkları planör benzeri bir aletle uçma girişimlerinde bulunduğu bilinmektedir. İstanbul’da ise Bebekli Atıf Bey’in icat ettiği söylenen ağaç ve ince saçtan yapılmış olan uçak ile yaptığı denemelerinden Recaizade Mahmud Ekrem Bey hatıralarında söz etmiştir.  O dönemde bunların dışında herhangi bir havacılık girişimine rastlanmamıştır.

1911 yılı Türk havacılığı açısından bir dönüm noktasıdır. Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın öncülüğünde 1911 yılı yazında Genelkurmay Başkanlığı Kıtaatı Fenniye ve Mevakii Müstahkeme Müfettişi Umumiliğinin 2.Şubesine bağlı “Tayyare Komisyonu” kurulmuş ve başına Kurmay Yarbay Süreyya Bey tayin edilmiştir.

tayyare

28 Haziran 1911 tarihinde yapılan sınav sonucunda başarı gösteren Yüzbaşı Fesa ve Teğmen Yusuf Kenan Bey, Temmuz ayında Fransa’da Beleriot uçuş okuluna gönderilmiş ve 1912 yılının Mart ayında Fransız hava kulübünün 780 ve 797 nolu pilot brövelerinin sahibi olarak Türkiye’nin ilk pilotları sıfatını almışlardır.

Namzet pilotlar Fesa ve Yusuf Kenan Beyler Fransa’da uçuş kursuna devam ederken 29 Eylül 1911 tarihinde İtalyanlar ve Osmanlı İmparatorluğu arasında Trablusgarp Savaşı patlak vermiş ve dünya havacılık tarihinde İtalyanlar ilk defa Trablusgarb’da harp sahasında uçağı kullanmıştır. 10 Eylül 1912 yılında Yüzbaşı Riccardo Moizo’nun kullandığı uçak yerden açılan ateş sonucu mecburi iniş yapmak zorunda kalmış, neticede Osmanlı Ordusu harp sahasında ilk uçak düşüren ordu sıfatını almıştır.

SONUÇ YERİNE

Resmi ilk uçuş olarak kayıtlara geçen 1903 yılındaki Wright kardeşlerin başarısının ardından havacılık alanındaki gelişmeler hızla birbirini takip etmeye başlamış ve hava aracı tasarımcıları da araçlarının daha hızlı olması, daha uzağa, daha yükseğe gidebilmesi ve daha kolay kontrol edilebilir olması için değişik arayışlara girmişlerdir.

Motorlar, buharlıdan pistonluya, sonra da jet ve roket moturuna doğru gelişirken malzeme olarak da hava araçları daha güvenli, daha dayanıklı ve hafif hâle gelmeye başlamıştır. Önceleri uçaklar, kanvas kumaştan ve tahtadan yapılıyordu. Daha sonra kanvasın yerini vernikli kumaş ve çelik borular aldı. II. Dünya Savaşı sırasında ise alüminyum monokok üretim yaygın duruma geldi. Günümüzde ise hava taşıtları, daha hafif, daha dayanıklı ve daha kolay şekillendirilebilir oldukları için özellikle karbon fiberden ve kompozit malzemelerden üretilmektedir.

Yazar : NURYA ÇAKIR

NURYA ÇAKIR
Yazar, hat sanatçısı, Gezgin Dergi editör...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir