Salı , 24 Ekim 2017
Anasayfa » TÜRKİYE » Uygarlıklar ve Tatlar Karması: Hatay

Uygarlıklar ve Tatlar Karması: Hatay

Hitit, Asur, Babil, Pers, Makedon ve Türklerin egemenliği altına giren Hatay, uzun dönemler boyunca kültürel ve dinsel hüviyetini korumuş ve çeşitli kültürlerden ve dinlerden olan insanların barış içinde yaşadığı örnek bir bölge olarak bilinmiştir.

Yazı : Serkan Doğan Fotoğraflar: Zeynep Yörük, Serkan Doğan, Fatih Güldal

HARBİYE

Merkezden kalkan minibüslerle kısa sürede ulaşabileceğiniz Harbiye’de (Defne) pek çok şelale üzerinde suyun kesintiye uğratılarak yapıldığı tesislerin de olduğu bir tür mesire yeri bulunuyor. Ama maalesef son derece bakımsız kalmış. Böyle bir yeşil alan ve doğa armağanı, bu kadar kötü değerlendirilebilirdi ancak dedirtiyor insana. Etrafta bölük pörçük hediyelik basit eşyalar satan açık dükkânlar mevcut. İçine girince hemen solda Mimoza restoranda güzel bir Antakya kahvaltısı edebilirsiniz. Kömbe, humus, zahter salatası, oruk, cevizli biberini özellikle sevdim. Gelmek için bu lezzet ve deneyim yetecektir.

Harbiye yolu üzerinde Aşiyan tandır işletmesinin sahibi Semire adında girişimci bir hanım keşfettik. Ekmek, katık, peynir, zeytin, salça ve turşu gibi köy ürünlerini kendi tandırında ve ufak imalathanesinde üretiyor ve hem yerel halkın ve hem de şehre dışarıdan gelenlerin beğenisine sunuyor. Burada yediklerimi pek beğendim. Kendisi geçimini sağlamakla kalmıyor, yanında çalışan kadınlara da iş ve aş imkânı veriyor. Anlattığına göre, bu teşebbüsü sayesinde mikro kredi almış ve birkaç televizyon kanalında konu olmuş. Ayrıca, yine Harbiye’de hakiki ve otantik ipek dokumacılığı ürünlerini ve defne sabunlarını uygun fiyatlarla bulabilirsiniz.

YAŞAYAN TEK ERMENİ KÖYÜ; VAKIFLI

Vakıflı, 35 haneye ve 160 kişilik nüfusa ve şirin bir kiliseye sahip, tertemiz, özenli ve gösterişsiz bir Ermeni köyü. Türünün son temsilcisi Vakıflı köyü yolu üzerinde Hıdır köyü ve Musa ağacına uğruyoruz. Ab-ı hayat çeşmesinden su içiyoruz. Meşhur kekik çayından içerek dinlenmek, insanı yeniliyor. Harbiye’ye göre gayet sıcak ve sevimli bir atmosferi var bu alanın. Ufak bir dere, üzerinde köprüler ve etrafında düzenlenmiş hediyelik eşya satan alanlar göze çarpıyor. Samandağ ilçesinde bizi, hiç beklemediğim uzunlukta ve güzellikte bir sahil şeridi karşılıyor. Hemen karşıdaki Çevlik limanı şu an kısmen atıl kalsa da, zamanında İskenderiye’nin ardından Akdeniz’in en büyük ve işlek ikinci limanı olma özelliği taşıyormuş. Buraya kadar gelmişken Titus tüneline uğramamak olmazdı. 7 metre yüksekliğinde ve 6 metre genişliğinde olan tünelin az ilerisinde kaya mezarları bulunuyor. “Beşikli Mağara” olarak bilenen bu sahanın etrafında tapınak kalıntıları da bulunmuş. Bölge açık müze mahiyetinde olduğundan, Müzekart ile giriş mümkün.

ARKEOLOJİ MÜZESİ, UZUN ÇARŞI, ULU CAMİİ, HABİB-İ NECCAR CAMİİ, ST. PİERRE KİLİSESİ VE ST. SİMON MANASTIRI

Ziyaretimiz sırasında arkeoloji müzesinin büyük kısmı kapalıydı ve taşınma aşamasındaydı. Yörede kazılarda bulunan pek çok eser sergileniyor müzede. Biraz ötesinde uzanmaya başlayan Uzun Çarşı’da her türlü dükkânı görmek mümkün, İstanbul’daki Kapalı Çarşı ile benzeşiyor. Belki daha az kalabalık ve daha az renkli olanı. Burada alışveriş yapabilir ve şehre özgü yemeklerden tadabilirsiniz. Memluklar döneminden kalan ve inşa tarihi 1271 olarak belirtilen Ulu Camii görülmeye değer. Genişçe avlusu taş döşemeli camii, çokgen planlı ve gövdesi kesme taşlarla yapılmış görkemli bir minareye sahip. Şehir, Hz. Ömer’in komutanlarından Ebu Ubeyde Bin Cerrah tarafından 635 yılında fethedilir. Habib-i Neccar Camii Hz. İsa’nın iki havarisi ve ona ilk iman eden kişi adına yaptırılır. En önemli özelliği ise, İsa’nın havarilerinden Yahya (Yuhanna) ve Yunus (Pavlos) ile onlara ilk inanan ve şehit edilen ilk kişi olan ve Kuran’da da bahsi geçen Antakyalı Habib-i Neccar’ın türbesinin bulunmasıdır.

Yani, köken olarak başka bir dine mensup olduğu halde mezarının barındırıldığı tek camii burası. Roma dönemine ait bir pagan tapınağı üzerine inşa edilmiş. Bu da bana tarihin değişik devirlerinde her inanç tarafından kullanılagelen ve kutsal kabul edilen Yuşa türbesini hatırlatıyor. Antakya Haçlılar tarafından ele geçirilip prensliğe dönüştürüldükten sonra Memluk Sultanı Baybars tarafından tekrar fethedilince, camii de yeniden inşa edilir. Camiinin medrese duvarında Baybars’ın adını taşıyan kitabeyi görebilirsiniz.

Restorasyonu süren St. Pierre Kilisesi Stauris Dağı’nın batısında kayalara oyulmuş 13 metre derinliğinde, 9,5 metre genişliğinde ve 7 metre yüksekliğinde bir mağaradan oluşuyor. Antakya’daki ilk Hıristiyanların gizli toplantıları için kullandıkları bu mağara, Hıristiyanlığın en eski kiliselerinden biri olarak kabul edilir. İncil’de Barnabas’ın Tarsus’a giderek Pavlos’u Antakya’ya getirdiği, Antakya’da bir yıl birlikte çalışarak Hıristiyanlığı yaydıkları ve bu dine inananlara ‘Hıristiyan’ adının verilmesinin Antakya’da gerçekleştiği anlatılır. M.S. 6. yüzyılda yapılmış olan St. Simone Manastırı Antakyalı St. Simone’un bir sütun üzerinde 40 yıl kadar yaşadığı yer olarak ün yapmıştır. Antakya-Samandağ arasında bir dağ üzerinde bulunuyor. Ne yazık ki bu manastır da ziyarete kapalıydı.

Şehirde son zamanlarda yaşanan trajik hadiselerin, yoğun ve kontrolsüz mülteci akışının halk arasında çok ciddi bir huzursuzluğa yol açtığını söylemem gerekiyor. Kardeşlik duygusu ve mozaik kültürü ağır yara almış. Bununla beraber, insanlar bu gelişmeleri unutmaya ve dışarıdan gelenlere yansıtmamaya gayret ediyorlar.

Trafiğe kapalı Saray Caddesi buranın yegâne yaya caddesi. Akşamları daha hareketli olan bu cadde üzerinde başta defne sabunu, şal, salça, biber, zahter, nar ekşisi ve yöresel peynirler ve zeytinler vs. satan çeşitli hediyelik dükkânları ve restoran ve kafeler bulabilirsiniz. Kentin simgelerinden biri Asi nehri, mavi ışıklarıyla gece ayrı bir güzel görünüyor doğrusu. Yaklaşık 30 dakika uzaklıktaki havalimanı daha iki sene önce hizmete açıldığı için, çok şey beklemeyin. Farklı bir kültür görmek ve farklı bir mutfak tatmak için 1 veya 2 gününüzü Hatay’a ayırmakta tereddüt etmeyin…

Bu yazı 2013 yılının Aralık ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 82. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir