Anasayfa » KÜLTÜR » Yağlı Güreş
gezgindergi_kultur_yagli_gures_kirkpinar (16)

Yağlı Güreş

Yazı: Olgun Temiz Fotoğraf: Şefkat Çelebi

Allah Allah İllallah
Erler çıktı meydana,
Biri birinden merdane,
Biri ak, biri kara
Mevlam her birine kuvvet vere.
Bu meydan er meydanıdır,
Nice koç Yiğitler bu meydandan geçti,
Acı tatlı suyun içip göçtü
Atlar gibi tepişin,
Aslanlar gibi kapışın
Ya Muhammed, Ya Ali

Pehlivanların piri Hazret-i Hamza Veli,
Dellal çıksın aradan,
Hepsine kuvvet versin yaradan,
Pehlivan, pehlivan
İşte meydan, işte pehlivan

Güreş edenlere yardım eder Hazret-i Yaradan
Hani Ali, Hani Veli

Pirimiz, üstadımız Hazret-i Hamzadır belli
Karşıdan gelir kır at,kanatları kat kat,
Gönderelim Hazret-i Muhammed’e Salavat.

Fotoğraf: Murat Aydın
Fotoğraf: Murat Aydın

BUNA “ER MEYDANI” DERLER…

Er Meydanı derler bir alanda yiğitler cemi cümlesi baştan ayağa yağlanmış meydan dilerler. İşte bu adıyla sanıyla yağlı güreştir. Güreşçilerin vücutlarının tamamını yağladıklarından kavranması zor olur. Bu sebeple rakibi alt etmek için kuvvetin yanında ustalık ve hüner bilmek gerekir.

Fotoğraf: Mehmet Demirci / Yağlı güreş güç kuvvetten çok, özgüven ve duruştan ibarettir
Fotoğraf: Mehmet Demirci / Yağlı güreş güç kuvvetten çok, özgüven ve duruştan ibarettir

Kültür ve medeniyete dair ne varsa bunların temellerini Antik Yunan’a dayama alışkanlığı öteden beri Avrupalıların vazgeçemedikleri fodulluklarındandır. Sonra sonra bu itiyat bizde de bir takım kimselere geçmiş. Lakin bu başka bir bahis. Ötekiler de bizimkiler de derler ki güreş denilen bu kapışma bize Yunan’dan mirastır. Hani onlar da Anadolu’da yaşamışlar ya ondan böyle ısrar ederler. Homer’in llyada ve Oduseus’ünden bellediğimize göre elbette bir çok kavim gibi Yunanlılar da güreşirdi. Lakin O’nun demesi; güreşler hep kum üzerinde cereyan ederdi.

Fotoğraf: Mehmet Demirci / İnsana birlikte olma etiğini öğretir.
Fotoğraf: Mehmet Demirci / İnsana birlikte olma etiğini öğretir.

Türklerin ise M. Ö. Dördüncü yüzyıldan beri güreşip durduklarını görürüz. Hele de İlkbahar aylarında tabiatın uyanışını kutlamak, evlenenleri eğlendirmek ya da zafer şölenleri vesilesiyle güreş müsabakaları yapmak bulunmaz fırsatlardı onlar için. Ve bizim güreşimiz bizcedir ve bizdendir. Bir kere antik olimpiyat oyunlarında meydana çıkan güreşçiler, çırılçıplak mücadele ederlerdi. Bizde yok böyle bir şey. Pehlivanların diz kapağı ile göbek arası dinin erkeğe tanıdığı örtünmedeki sınır gereği kısbetle kapalıdır. Cazgır, Allah Allah illallah” diye güreş açarken, davul-zurna cenk havalarını vurur. Velhasıl pehlivanların helalleşmelerinden, birbirlerine başarı dilemelerine kadar her şeyiyle bize atadan yadigar bir spordur güreş.

gezgindergi_kultur_yagli_gures_kirkpinar (13)

Ama güreşin “yağlı” dedikleri türü ise esasen Mısır kaynaklıdır. Yağı bol bulan Mısırlılar üstlerine başlarına sürüp sürüştürdükten sonra bir de üstüne güreş tutarlarmış. Ondan sonra da yağlı güreş çıkmış ortaya. Sonraları Deniz ticaretiyle Avrupa’ya, Balkanlar’a da sıçradığı söylenir. Özellikle düğünlere, güreşçilerin büyük toprak sahipleri tarafından davet edilmeleri epeyce yaygın bir spor ve eğlence biçimi haline getirir güreşi. Öyle de devam eder.

gezgindergi_kultur_yagli_gures_kirkpinar (7)

Osmanlı Devleti’nde karakucak ve yağlı güreşler yaygın olarak ve devletin kontrol ve himayesinde yapılırdı. Saray dışında yapılan güreş müsabakaları;panayırlarda, düğünlerde, bir hayır kurumu yararına veya bu işi meslek edinmiş kişilerin özel mekanlarında yapılırdı. Bunların yanında düğün ve Ramazan güreşleri adı altında tertiplenen bu tip etkinliklerin sayısı hiç de az değildi. Günümüzde de bu geleneğin bir uzantısı olarak organize edilen güreş etkinliklerinde, ağalık sistemi ile masrafları karşılayan bir kişi bulunur. Bu kişiler genellikle yörenin tanınmış ve varlıklı kişileridir.

Bu pehlivanlardan biri kazanacak
Bu pehlivanlardan biri kazanacak

Memalik-i Osmani’nin muhtelif köşelerinde Pehlivanlar Tekkesi kurup başına Şeyh olarak da eski ünlü pehlivanların atanması da yaygın uygulamalardandı. Osmanlı padişahlarından bizzat güreş yaparak bu spora destek olan Sultan 4. Murad ve Sultan Abdülazizdir yaman birer pehlivan olmakla meşhurlardı.

Pehlivan deyince bu sözcüğü de biraz deşelemek lazım. Farsça olan bu kelimenin aslına Burhan-ı Katı adlı eserde rastlıyoruz. Anlamı; yürekli, cesur (şeci), yiğit (deli) olmakla beraber; zabit, vali, iri vücutlu ve doğru sözlü kimseye de pehlivan denildiği olmuştur.

Herkes şimdilik o kişinin kendisi olacağına inanıyor.
Herkes şimdilik o kişinin kendisi olacağına inanıyor.

Selçuklu vaktinde kahramanlık gösteren savaşçıların yanında üstün başarı kazanan atıcı, güreşçi, gürzcülere de pehlivan denilirdi. 16. yy. başlarında ise sporcular için kullanılan pehlivan tabirinin sadece güreşenler için kullanılmaya başlanması Sultan II. Mahmut devrine denk düşer.

Ufukta bir pehlivan gözüküyor.
Ufukta bir pehlivan gözüküyor.

Eriyle evdeşiyle kadınıyla kızanıyla derunundaki savaşçı duyguların tesiriyle Türkler öteden beri aziz tutmuştur pehlivanları. Zaten pehlivan dediğin saygıyı hak eder bir kişidir. Güreş tutmaya layık görmüşlerse adamı adamı içini doldurmalıdır bu vasfın. Öyle kısbet zembilini eline alıp yola çıkan her kişiye denmez pehlivan. Adı üstünde er kişiye denir. Pehlivan dediğin kuvvetli pazuludur. Sıhhati damla damla yüzünden akandır.Öte yandan da kahramandır, yiğittir, merttir. Ve illaki “eline beline ve diline sahip olandır.

Coşku veren bir davulcu her zaman lazım
Coşku veren bir davulcu her zaman lazım

Yağlı güreş tutanın müsabakadaki – tabiri caizse- kostümü “kısbet” olarak geçer güreş jargonunda. Dana, malak veya manda derisinden yapılır. Bel kısmı hemen hemen dört parmak genişliğinde ve kalındır. İç bölümü pehlivanların tercihine göre kalınlaştırılabilir. İçinden uçkur yerine kalıp ip geçirilir ki bu bölüm “kasnak” diye söylenir. Kısbetin diz kapağının altına gelen bölümüne ise “paça” denilir. Paça ile etin arasına “paçabend” tabir edilen keçe konur, deri keçenin üzerine çekilir. Bunun da üzeri sicimle sıkı sıkıya bağlanır. Sıkı bağlanması “paçayı kaptırmamak” içindir. Zira bu kısımdan çokça oyun çıkar. Rakibin parmaklarının paçaya geçmemesi gerek.

Bazen güreş bitmesi istenmeyen bir sohbet gibidir
Bazen güreş bitmesi istenmeyen bir sohbet gibidir

Bir de mayo bölümü deriden, paçaları branda bezinden yapılmış bir tür kısbet vardır ki, bu da “pırpıt” diye tesmiye olunur. Okkasız pehlivanlar hafif çektiklerinden onlar daha çok keçi derisinden yapılma “pırpıtı” tercih ederler.

Eskiden bir pehlivanın ilk kısbetini giymesi özel törenlerle olurdu. Pişmemiş pehlivan kısbeti de hak etmemiş demektir. Bunu tespit edecek olan da o genç pehlivanın ustasıdır her zaman. Kısbet giyme törenlerinde genelde eski pehlivanlar, seyirciler, pehlivanın hısım akrabası hazır bulunurdu. Büyüklerin elleri öpüldükten sonra bir akranıyla güreş tutulurdu gösteri mahiyetinde. Töredir, kısbet giyilmeden evvel iki rekat namaz kılmak gerekir zinhar unutulmamalıdır. Ve yine unutulmamalıdır pehlivanların piri Hazreti Hamza’nın ruhuna “fatiha” illaki okunmalıdır. Kısbeti giyerken besmele çekmek, kısbetin kasnak tarafını öpüp alna koymak, önce sağ, sonra sol paçadan kısbeti ayağa geçirmek bu törenlerdeki diğer önemli esaslardandır. Bu törenlerde yağ kazanının veya ibriğinin içine bir miktar gülsuyu dökmek de adettendir.

Pehlivanlar bazen bir dağı andırıyorlar.
Pehlivanlar bazen bir dağı andırıyorlar.

Kısbet “zembil” denen sazdan örülü bir tür torba içinde muhafaza edilir. Elde zembil beldeden beldeye diyardan diyara güreş kovalamakta olduğunu veya bir güreşten geldiğini bir pehlivan böyle anlatırdı .. “Zembili duvara asmak” diye bir tabir de var ki anlamı güreşe veda ettim demektir.

“Bazen yenişmek çok zordur.”
“Bazen yenişmek çok zordur.”

Gelelim yağlı güreşte yağlanma usulüne .. Er meydanına soyunmuş pehlivan içleri su ve yağla dolu kazanlara yanaşır. Önce sağ elle yağı alı sol omuza ve göğse kola sonra da kısbete sürer. Sonra aynı işlemi sol elle tekrarlar. Pehlivanlar aynı zamanda birbirlerinin sırtlarını yağlarlar. Kapışma sırasında yağı kuruyanlar. Meydanda ibrikle dolaşan “yağcı” dan yağ da isteyebilirler.

Isınma haraketleri bazen şova dönüşüyor.
Isınma haraketleri bazen şova dönüşüyor.

Yağlı güreşlerde yenme yenilmeyi belli başlılarını şöyle sıralayabiliriz.Göbek yıldız görünce yani göbeğin açılması halinde, Sırt üstü düşerken tek dirseğin yere değerse,iki elle oturursan yani oturuma gömüldüğünde buna payanda pozisyonu da denir. Tek elle dönerken diğer ele geçersen, ayak bağı olmadan kucaklanıp bulunan yerde bir daire içinde çevrilirsen veya kucakta üç adım taşınırsan, sırt üstü yere temas yani tuş olursan yenilsin demektir yerinmeyesin. Bu oyunları rakibime ettim deyip de sevinmeyesin. Zira buna er meydanı derler bu gün ayakta olan yarın baş da olabilir. Bu gün dikilen yarın eğilebilir.

Güreş, zor bir spor.
Güreş, zor bir spor.
Güreşçiler peşrev yaparken çok üst bir konsantrasyona ulaşırlar.
Güreşçiler peşrev yaparken çok üst bir konsantrasyona ulaşırlar.

İşte bu töresiyle teşkilatıyla yüzlerce yıllık spor geleneğimizi yaşatmaya çalışan yörelerimizden birisi de Erzurumdur. Temmuz’un son günlerine bir güreş şenliği koymuşlar Erzurumlular. Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin dördüncüsünü organize ettiği Kaleiçi Karakucak ve Yağlı güreşleri on asırlık bir geleneğin devamı olarak yeniden canlandırılmaya çalışılıyor.

“Her ikimiz de kazandık.”
“Her ikimiz de kazandık.”

Zamanında Önemli güreşçiler yetiştirmiş bir şehrimizdir Erzurum. Mazisinde ötedenberi bir çok başarı barındıran bu kahramanlar diyarının güreşteki geçmişi de önünde saygıyla eğilmeye layıktır. Uzun yıllar birçok Avrupa şampiyonu, Dünya üçüncüsü ve dördüncüleri, Ordular arası Dünya şampiyonları, Akdeniz Oyunları şampiyonları, Balkan şampiyonları çıkaran, yurt içi ve yurt dışına güreşçi ihraç eden ve milli takıma her dönem mutlaka beş- altı sporcu veren bir ildir. Yeni kurulan Güreş takımı ile bu unvanını devam ettirmek istiyorlar Erzurumlular. Buradaki güreşleri de bir nevi Kırkpınar’ın rövanşı olarak görüyorlar. Er meydanından olimpiyatlara geçmeyi düşünenler bile var. Dünya Şampiyonları çıkarma beklentileri öyle pek hayale benzemiyor. Güreşçilerimiz yaptıkları işin hakkını fazlasıyla veriyorlar.

Güreşçiler peşrev yaparken çok üst bir konsantrasyona ulaşırlar.
Güreşçiler peşrev yaparken çok üst bir konsantrasyona ulaşırlar.
Yağlı güreşte kaybeden olmaz ...
Yağlı güreşte kaybeden olmaz …
Gözlere akan yağ güreşin belkide en zor kısmı.
Gözlere akan yağ güreşin belkide en zor kısmı.

gezgindergi_kultur_yagli_gures_kirkpinar (17)

Yağlı Güreş –  Bu yazı 2007 yılının Ekim ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 9. sayısından alınmıştır.

Yazar : GEZGİN YAZAR

GEZGİN YAZAR
Türkiye'nin Gezi, Seyahat ve Fotoğraf Dergisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir