Cumartesi , 21 Ekim 2017
Anasayfa » DÜNYA » Aşkla sanatın buluştuğu şehir FLORANSA

Aşkla sanatın buluştuğu şehir FLORANSA

Yazı : Esra Özcan – Fotoğraflar : Asiye Yılmaz, Ömer Önüt

Bir dönem İtalya Krallığı’na başkentlik yapmış, şimdiyse İtalya Toskana Bölgesi’nin başkenti ama hepsinden önemlisi Avrupa sanatının başkenti, Floransa’dayız. İlber Ortaylı’nın, Avrupa’nın temel kültür birikimini anlamak için görülmesi gerektiğini söylediği üç Avrupa şehrinden ilkindeyiz; görmek, hissetmekve anlamak üzere Floransa’yı.

“Mimari donmuş musikidir.” – Goethe

askla-sanatin-bulustugu-sehir-floransa-gezgindergi (16)

İtalyancası “Firenze” olan bu şehir dilimize İngilizcedeki söylemiyle Floransa olarak geçmiş olup, rönesansın beşiği olmasıyla, dünya sanatına yön vermiş onlarca sanatçıyı çıkarmasıyla bütün Avrupa kentleri arasında benzersiz oluşunun haklı ayrıcalığını yaşıyor. Mimar ve düşünce adamı merhum Turgut Cansever bir konferansında Floransa ile ilgili bir anısına yer vermişti: 1950’li yıllarda, modern mimarlığın kurucusu Le Corbusier Türkiye’yi ziyarete gelmiştir. Cansever’in programı dahilinde Bursa’ya gelir ve Bursa’da on gün ikamet eder. Daha sonra döndüğünde Cansever’e aynen şunu söyler:”Beyefendi ben dünyanın hemen tamamını gezdim, yeryüzünde yalnız iki tane şehir gördüm; bunlarda biri Floransa diğeri Bursa.” Cansever bu hatırasını anlattıktan sonra dinleyicilere “Floransa yerinde duruyor; oysa Bursa… Ne yazık ki şu an yeryüzünde tek bir şehir var o da Floransa ”. demişti. Evet Floransa geç gotik ve rönesanstan kalma yapılarıyla araç girmeyen sokaklarıyla tarihi kimliğine sıkı sıkıya sahip çıkan bir kent. Kent silüetine imzasını atan Brunelleschi’nin kubbesini geçecek yükseklikteki bir yapıya beş yüz yıldır müsaade edilmemesi ve halen buna uyuluyor olması “koruma”daki hassasiyetlerine hayran bıraktı beni. “Şehirli olma” bilinci böyle bir şey olsa gerek.

askla-sanatin-bulustugu-sehir-floransa-gezgindergi (15)

Bir şehri inşa eden medeniyet tasavvurunu anlamanın en iyi yolu o dönemin şartlarını, sancılarını ve dünya idrakini irdelemekten geçiyor. “İnsan ve imkan” faktörü bir araya gelmeden bir medeniyet inşa edilemiyor; marifetin tecellisi için iltifat elzem. Nasıl ki İmparatorluğun en parlak döneminde Kanuni Sultan Süleyman’la Sinan’ın yollarının kesişmesi tesadüf değilse, 13-17 y.y. arasında zengin ve güçlü Medici Ailesi’nin Floransa’da yaşamış olması da rastlantı olamaz. Ne var ki soylu bir aile değil. Soylu olmamalarının açığını sanat sayesinde kapatmayı seçerler ve Michalengelo’dan, Leonardo da Vinci’ye kadar bir çok sanatçıyı koruma altına alıp Onlara kendileri için saraylar, ofisler, heykeller inşa ettirerek Avrupa sanatına yön verecek yüklü bir miras bırakırlar. Dante de Orta çağın karanlığına, hayatın her alanını kuşatan Katolik Kilisesi hükümranlığına bu şehirde isyan etmişti ve nisyanını yaşadığı sürgünde yazdı başyapıtı İlahi Komedya’yı. “Ey buraya giren sen, tüm umutlarını arkanda bırak” diye başlarken eserinin Cehennem kapısına kendisi de doğduğu, yaşadığı Floransa’sından tüm ümitlerini geride bırakarak ayrılışını mı hatırlamıştı?.. Ondan iki yüz yıl sonra Machiavelli devlet düzeni ve politikaya ilişkin düşüncelerini sıraladığı Prens’i yazarken yine bu topraklarda kimbilir hangi iktidar çekişmelerinden ilham almıştı..

askla-sanatin-bulustugu-sehir-floransa-gezgindergi (5)

Floransa’ya adımımı attığım ilk andan itibaren ayrılana dek onlarca sanatçı, yazar ve mimara ilham veren bu şehri yoğun bir heyecan ve hayret duygusuyla dolaştım. Bir zaman Dante’nin, Boticelli’nin, Michalengelo’nun, Leonardo Da Vinci’nin ve daha nicesinin adımladığı sokaklardan, meydanlardan geçerken Onlarla aynı zemine bastığıma, gözlerimin aynı karelerde buluştuğuna inanamadım uzunca bir zaman. Belki de aynı detaylara takılıp kalmıştı gözlerimiz. Arno Nehri’nin kıyısından karşıya, büyüleyici Vecchio Köprüsü üzerinden hangi düşünceler eşliğinde geçtiler ve kaç kez dalıp gittiler bu efsunlu manzaraya kimbilir..

askla-sanatin-bulustugu-sehir-floransa-gezgindergi (14)

İlkin Floransa’nın kalbi olan Duomo’yla başladım şehri keşftemeye, başka türlü olsa Brunelleschi gönül koyacaktı sanki bana. Asıl adı Santa Maria del Fiore (1296-1436) olan katedrale kısaca “Duomo” deniyor: Bizdeki “Ulu Cami” gibi bir kavram, İtalyan şehirlerinde şehrin en büyük kilisesine verilen isim. Geç gotik ve rönesans üslubunda tasarlanmış katedralin yeşil, beyaz ve pembe tonlarında toscana mermeri kaplı, heykellerle ve ince motiflerle bezeli cephelerinden gözümü alamadım. Gelelim Floransa Katedrali’ni kentin ve şehir silüetinin odak noktası yapan hikayesine: Yapımı 1296’da başlayan katedralin kubbesi için 1418’de açılan yarışmayı Brunelleschi’nin tasarımı kazanır yalnız bir problem vardır. İnşaat ustaları o güne dek bu ölçekte; 42 m. çaplı açıklığı geçebilen dairesel bir kubbe inşa etmeyi başaramamıştı. Brunelleschi’nin, birbiriyle ilişkili, eğimli iki strüktürün birbirlerini destekleyeceği fizik yasasına dayanarak çözümlediği kubbe mühendislikte devrim yaratan bir başarı olarak kayıtlara geçer. Doumo’dan bağımsız duran zengin motiflerle bezeli, yine renkli toscana mermeriyle kaplı çan kulesinin tasarımı ise bir diğer önemli İtalyan sanatçı Giotto’ya ait.

askla-sanatin-bulustugu-sehir-floransa-gezgindergi (13)

Floransa’ya adımımı attığım ilk andan itibaren ayrılana dek onlarca sanatçı, yazar ve mimara ilham veren bu şehri yoğun bir heyecan ve hayret duygusuyla dolaştım. Bir zaman Dante’nin, Boticelli’nin, Michalengelo’nun, Leonardo Da Vinci’nin ve daha nicesinin adımladığı sokaklardan, meydanlardan geçerken Onlarla aynı zemine bastığıma, gözlerimin aynı karelerde buluştuğuna inanamadım uzunca bir zaman.

askla-sanatin-bulustugu-sehir-floransa-gezgindergi (12)

Doumo’nın giriş cephesinin hemen karşısında yer alan San Giovanni Vaftizhanesi (1059-1128) şehrin mazisine tanıklık eden en eski bina. İtalyan şair Dante Alighieri’nin de vaftiz edildiği yapının rölyef heykelli bronz kapılarının güzelliği Michelangelo’yu öyle etkilemiş olmalı ki onları “Cennetin Kapıları” olarak isimlendirmiş. Doumo’yu arkamda bırakarak yakınındaki, Michelangelo, Galileo, Machiavelli gibi sanatçıların mezarlarının bulunduğu Santa Croce Bazilikası’na doğru adımlıyorum. Floransa küçük bir şehir olduğu için yürüyerek keşfetmesi çok keyifli; sanat atölyeleriyle iç içe sokaklarında dolaşırken gördüklerinizden aldığınız haz ile ne kadar yürüdüğünüzü ve yorulduğunuzu anlamıyorsunuz bile, ta ki “Pizzeria” ‘ların birinde soluklanıp leziz margheritalarla buluşuncaya dek (şehrin merkezindeki Mercado de San Lorenzo da geziye mola vermek ve İtalyan mutfağını tatmak için ideal bir nokta). Gittiğim hiçbir şehirde yön kavramımı böylesine kaybetmedim ben; dönüp dolaşıp sonra kendimi tekrar aynı noktada bulduğum dahi oldu. Olsun, bir şey ararken ummadığınız başka bir şeyi bulmanın da keyfi ayrı. İstanbul’un ancak bir semti kadar olan bu şehirde kırktan fazla sanat müzesi var. Kaldı ki kendisi bir açık hava müzesi gibi olduğundan sanata fazlasıyla doyuyor gözünüz gönlünüz, ruhunuzda bir incelme hasıl oluyor.

askla-sanatin-bulustugu-sehir-floransa-gezgindergi (11)

Santa Croce demişken “Stendhal” sendromundan bahsetmeden geçmeyelim: Yüksek sanata maruz kalma sonucunda, bir tablonun, heykelin karşısında kalp atışlarının hızlanması, baş dönmesi ve hatta baygınlık geçirme şeklinde görülen belirtilerdir. Stendhal 1817’de Floransa’yı ziyareti sırasında, Michelangelo, Machiavelli ve Galileo’nun mezarlarının bulunduğu Santa Croce Bazilikası’nı gezmiş ve Giotto’nun freskleriyle bezeli bazilikayı gördükten sonra kalp çarpıntısı ve halsizlik hissi yaşadığını yazmıştı. Rahatsızlık bu yüzden Stendhal sendromu olarak anılıyor, ancak en sık rastlanan yerlerden birinin Floransa olması nedeniyle Floransa sendromu olarak da bilinir. En kötü sendromumuz sanattan olsun, deyip devam ettim ben kentin en güzel meydanı Signoria’ya doğru. Eğer size de bu yazı Stendhal’e benzer bir sendrom yaşatmadıysa gönül rahatlığıyla devam edebilirsiniz okumaya.

askla-sanatin-bulustugu-sehir-floransa-gezgindergi (10)

Signoria meydanı tarih boyunca şehrin siyasi ve kültürel merkezi olarak döneminin önemli düşünürlerinin konuşmalarına, tartışmalarına ve sanat gösterilerine tanıklık etmiş. O dönem burada herkes Boticelli’ye, genç Leonardo Da Vinci’ye, kendisine iş arayan Machiavelli’ye rastlayabilirmiş. Meydanı zenginleştiren en önemli unsur ise heykelleri: Ammanati’nin Neptün heykeli ve çeşmesi, Bandinelli’in Herkül ve Cacus’u, Michalengelo’nun Davud heykelinin kopyası (orjinali Galleria dell’Accademia’da) bunlardan bazıları.”Mermerin içindeki meleği gördüm ve onu serbest bırakıncaya kadar yontmaya devam ettim” diyerek yorumlar sanatını Michalengelo. Meydana bakan 13. y.y.’dan kalma Vecciho sarayı ise bugün şehrin yönetim merkezi olarak kullanılıyor. Dante de zamanında siyasi faaliyetlerini bu saraydaki kent konseyinde yürütmüş. Sarayın devamındaki Ufizzi müzesi dünyadaki en eski ve ünlü sanat müzelerinden biri. Medici Ailesi’nin mirası olan iki katlı müzede; Boticelli’den Raffaello’ya dünyaca ünlü ressamların eserleri sergileniyor.

askla-sanatin-bulustugu-sehir-floransa-gezgindergi (7)

Vecchio Köprüsü’ne doğru ilerlerken müzenin avlusundan Rönesans sanatçılarının ve düşünürlerinin heykellerinin arasından geçip gidiyorsunuz. Adeta açık hava müzesi ve sanat atölyesi gibi. Sol köşede bir sanatçı, Raffaello heykelinin altında oturmuş Onun ruhundan ilham alırcasına paletinde boyasını karıyor, az ileride başkası Floransa sokaklarını tuvaline resmediyor. Burası gezim boyunca beni en çok heyecanlandıran kısım oldu. Hiç bir yerde böylesi bir resim yapma arzusu ile dolmadı içim. Öyle doluyorsunuz ki kağıda, kaleme taşmak istiyorsunuz anın büyüsüne kapılarak.. Avlunun sonunda, Alman ordusu komutanının 2. Dünya Savaşı’nda bombalamaya kıyamadığı rno Nehri üzerindeki Vecchio Köprüsü uzaktan göz kırpıyor. Kıyılmayacak derecede güzel ve üzerindeki mütenasip dükkanlarıyla özel bir yapı gerçekten; seyrine doyum olmuyor (bir benzeri Bursa’daki Irgandı Köprüsü olmakla beraber buradaki daha estetik). Medici Ailesi’nin halkın arasına karışmamak için yaptırdığı arkaddan ilerleyip Vecchio Köprüsü’nün şık dükkanlarının arasından geçince Arno nehrinin güneyinde, kaba taş işçiliğiyle, tasarımı Brunelleschi’ye** ait bir diğer rönesans yapısı Pitti Sarayı karşılıyor sizi. Estetik aygıların arka planda kaldığı masif taş bloklarıyla kale yapısını andıran saray 1457’de Pitti Ailesi için inşa edilmiş olup daha sonra Medici Ailesine de ev sahipliği yapmış. Günümüzde ise Pitti Sarayı, zengin içeriğiyle değerli sanat eserlerinin sergilendiği galerileri barındırıyor.

askla-sanatin-bulustugu-sehir-floransa-gezgindergi (6)

Güneş son ışınlarını çekmek üzere Floransa’nın üzerinden. Ben de sarayın hemen yukarısında kalan Michalengelo Tepesi’ne doğru yol alıyorum günü noktalamak üzere. Yine bir Davud heykelinin kopyası karşılıyor ulaşınca tepeye. Yüzü, özenle korunmuş bu şehrin şiirsel silüetine dönük. Usulca oturup merdivenlere aynı yöne bakıyorum onunla. Üzerimde tatlı bir yorgunluk, ruhumda dinginlik ve karşımda tüm güzelliğiyle Floransa var. Arka sıralardan hoş bir müzik sesi geliyor kulağıma; bir genç gitarıyla eşlik ediyor an’a. “Floransa’ya bak! Aşka davet ediyor” der gibi sanki notalar..

askla-sanatin-bulustugu-sehir-floransa-gezgindergi (4)

* “Stendhal” mahlasıyla yazmış, asıl adı Henri-Marie Beyle olan Fransız yazar.

** Yapımının Brunelleschi’nin vefatından on iki yıl sonra başlamış olması ve stil farklılıları yapının mimarını şaibeli kılıyor.

Aşkla sanatın buluştuğu şehir FLORANSA – Bu yazı 2015 yılının Mayıs ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 99. sayısından alınmıştır.

Yazar : ESRA ÖZCAN

ESRA ÖZCAN
Architect / travelling&books 'Travelling; it leaves you speechless then turns you into a storyteller.' ~Ibn Battuta~

2 Yorumlar

  1. Çok güzel bir yazı çok beğendim ve floransayı gidip gezmek için can atıyorum… Esra Hanım’a bu güzel yazısı için teşekkürler ayrıca…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir