Çarşamba , 1 Nisan 2020
Anasayfa » DÜNYA » HOLA BARSELONA !

HOLA BARSELONA !

Yazı ve Fotoğraflar : Asiye Yılmaz

Her yolculuk kendi hikâyesini kurar ben de kafamda kendi filmimi. Şimdi uçağın camından gördüğüm bembeyaz bulutlar yaşanacak yeni heyecanların habercisi. 4 saatlik uçak yolculuğunun ardından Barselona’dayız… Artık tecrübeli birer gezgin olduğunuzdan mı yoksa Barselona havalimanının düzeninden mi bilmem kolay bir şekilde bizi merkeze ulaştıracak Aerobusların içindeyiz. Air bnb sitesinden bulduğu muz 5 gün kalacağımız eve ulaşmak için Universiat metro durağında iniyoruz. Elimizde bir harita Urgell caddesi üzerinde 10 dakikalık kısa yürüyüşten sonra kırmızı çatılı çok estetik değişik bir pazarın karşısına çıkıyoruz. Daha sonra evi bulup, içine yerleşince, bu meşhur Sant Antoni Marketin evimizin balkon manzarası olduğunu görüyoruz. Heyecanla hemen eşyaları bırakıp vakit kaybetmeden kendimizi sokaklara atıyoruz.

gezgindergi-dunya-hola-barselona (26)

Barselona’nın en meşhur ve merkezi caddesi olan La Rambla’nın evden yürüyüşle 15 dakika sürdüğünü öğrenmiştik o yüzden La Rambla tabelalarını takiple yürüyüş yolundayız. La Rambla ‘ya yürüyüş yolumuz El Raval bölgesinden geçiyor. Genellikle Asya kökenli vatandaşların yaşadığı bu bölge sağlı sollu etnik restoranlar ve indirimli ürünler satan dükkânlarla dolu. Sanki İspanya da değil de başka bir ülkedeymişiz gibi hissettiren bu cadde üzerinde ilk olarak Teatre de Raval sonra da günümüzde eğitim ve kültürel organizasyonlar için kullanılan antik hastane kompleksi (Antic Hospital de la Santa Creu) karşımıza çıkıyor.El Raval sokaklarında yürüyüşün ardından girdiğimiz bir ara sokak bizi bir pazarın içine çıkarıyor. Kısa bir gezintiden sonra Barcelona’nın en meşhur ve en büyük pazarı La Boqueria ‘nın içinde olduğumuzu anlıyoruz. La Boqueria bizim Mısır çarşısını anımsatan sebzenin, meyvenin en tazesini, peynirin, dondurmanın, çikolatanın, şekerin de en çeşitlisini bulabileceğiniz bir pazar. Bizim gözümüz bu sıcak havada hemen renk renk duran soğuk meyve bardaklarına gidiyor. Çeşit çeşit meyvelerle dolu meyve bardaklarımız elimizde kendimizi meşhur La Rambla caddesinde buluyoruz.

gezgindergi-dunya-hola-barselona (29)

La Rambla

La Rambla sağlı sollu ağaçlarla çevrelenmiş geniş bir cadde. Havalimanına indiğimiz andan itibaren geçtiğimiz tüm sokaklar bize ne kadar tenha galiba siesta vaktindeler diye düşündürmüştü ama bu cadde tam tersini söylüyor her yer cıvıl cıvıl insan kaynıyor. Bir ucu Kolomb heykeliyle beraber denize bir ucu da Katalunya meydanına açılan La Rambla caddesinin ortası yayalara her iki yanı da araç trafiğine ayrılmış. Caddenin yayalara ayrılmış olan bölümü sağlı sollu çiçekçi dükkânları ve hediyelik eşyacılarla dolu. Cadde de meyvelerimizi yemek için kısa bir mola ve sonra Picasso müzesi ilk hedef olmak üzere kendimizi Gotik mahallenin dar sokaklarına atıyoruz. Birbirini kesen dar sokaklar ve duvarlara çizilen güzel resimlerle hatırlatacağım bu büyüleyici sokakta elimizde harita müzeyi ararken kayboluyoruz. Uzaktan görünen bir kilise merkezi bir yeri işaret ediyor. Picasso müzesini ararken Santa Maria Kilisesinin önüne çıkıyoruz . Gelmişken kilisenin içine girip hem dinleniyoruz hem de ihtişamlı yapının içini inceliyoruz. Sonra yola devam saat 6 gibi Picasso müzesinin önündeyiz ve gişelerin kapandığını öğrenip önce keyfimiz kaçıyor sonra müzeyi ararken gördüğümüz sokakları yanımıza kar sayıp başka bir hedefe doğru yola koyuluyoruz. Bir sonraki hedef haritada yakın gibi duran Arc de Triomf Kapısı.

gezgindergi-dunya-hola-barselona (35)

Arc de Triomf

Zafer kapısı da denilen kırmızı tuğlalardan yapılmış, bu kapı bütün ihtişamıyla karşımızda dikiliyor. Üzerinde çeşitli heykellerin yer aldığı İspanya da ilk defa 1888 yılında düzenlenen evrensel serginin giriş kapısı olarak inşaa edilen bu kapı ; etrafı ağaçlarla kaplı geniş bir meydana açılıyor. Günün her saati insanların çeşitli aktiviteler yapmak için buluşma noktası olan bu meydan da gün batmak üzereyken bizi dans eden gençler, köpüklerden balon yapan amcalar ve peşinde koşturan çocuklar karşılıyor. Güneşi bu meydanda batırıp hemen yakınlarda ki Katalunya meydanı yollarına düşüyoruz. Katalunya meydanı yolları bizi tekrar pek sevdiğim Gotik mahallenin dar sokaklarına düşürüyor. Dar bir sokaktan geçerken derinlerden duyduğumuz güzel müzik sesi bizi kendisine doğru çağırıyor. Geniş bir meydan ve ortasında gece mavisi gökyüzünde daha da güzelleşen bir kilise bizi karşılıyor.Meydanda yürümeye başlıyoruz. Müzik kilisenin merdivenlerinin yanında gitar çalan hoş bir amcadan geliyor. Merdivenler onu dinleyip anın tadını çıkaran insanlarla dolu. Bizde hemen onlara katılıyoruz. Otururken hemen bize bu güzel anı yaşatan kilisenin ismini öğrenme çalışmaları başlıyor.

gezgindergi-dunya-hola-barselona (1)

Meşhur Barselona katedralindeymişiz. İçine girmediğimiz bu meşhur katedralden günü bitirmek üzere Katalunya meydanına doğru yola koyuluyoruz.Geniş bir caddeyi geçip Katalunya meydanına ulaşıyoruz. Barselonalıların buluşma , oturup etrafı izleme , mola yeri olan meydan ortadaki fıskiyesi, çiçekleri, heykelleri ve kendisini çevreleyen binalarıyla Katalunya Meydanı, günü bitirmek için güzel bir nokta oluyor.

gezgindergi-dunya-hola-barselona (16)

Barselona’da ki ikinci günümüzde uyanır uyanmaz balkona koşuyorum. Gri, bulutlu bir günde beni karşılayan manzara yeni günü farklı bir ülkede karşıladığımı bana hemen hatırlatıyor. Havanın kasvetinden mi bilinmez tahmin ettiğimizden daha geç bir saatte yollara düşüyoruz. Hedef Gaudi’yle  tanışma. Casa Battlo’ ya ulaşmak için metrodayız. Metrodan Gracia Caddesine çıkıyoruz. Kısa bir yürüyüşün sonunda internetten okuyup gözümüzü korkutan meşhur Casa Battlo’ nun giriş kuyruğuyla karşılaşıyoruz. Kuyruğa yaklaştıkça sıra sıra dizilmiş binaların arasında iki tane farklı bina bize göz kırpıyor. Biri çatısını çok beğenip mutlaka görmeliyiz dediğim Casa Amattler diğeri de Gaudi’nin meşhur evi meşhur Casa Battlo.

Casa Battlo

Zaman kaybetmeden hemen kuyruğa girip başlıyoruz meşhur yapıyı incelemeye. Gaudi’nin 1904-1906 yılları arasında yaptığı, kırılmış renkli seramiklerin ön cephesini oluşturduğu bu ev Aziz Jordi efsanesine ait bir sahneyi anlatıyormuş. Evin çatısı ejderhanın sırtını temsil ediyormuş. Karnaval maskeleri biçiminde yapılmış, balkonlar da ejderhanın kurbanlarına ait kemikleri ifade ediyormuş ve bu nedenle bu yapıya Kemikler evi de denmiş. Saatlerce sürmesinden korktuğumuz kuyruk sırası biz bu iki güzel binanın dışını inceleyip yorumlar yaparken bitiyor. 40 dakikalık bir beklemenin sonunda içerdeyiz. Adımımızı atar atmaz bizi karşılayan merdiven masal diyarlarını andıran bir evin içinde olduğumuzu bize hemen hissettiriyor. Her biri ayrı bir masal diyarından çıkmış olan odaları inceleyerek yavaş yavaş katları tırmanıyoruz. Geziyi ilginç mozaiklerle süslü ejderhanın sırtının tasvir edildiği teras bölümünde sonlandırıp Gaudi’nin bir diğer evi Casa Mila’ ya doğru yola koyuluyoruz. Aynı cadde üzerinde bulunan iki ev arasında ki mesafe yaklaşık 500 metre ve araç trafiğine açık bu geniş cadde de ki sokak lambaları da Gaudi tasarımıymış.

gezgindergi-dunya-hola-barselona (4)

Casa Mila

Uzaktan gördüğümüz Casa Mila bizi biraz hayal kırıklığına uğratıyor. Çünkü dış cephesi restorasyon sebebiyle tamamen kapalı . Casa Mila’ nın diğer adıyla La Pedrera’nın (Taş Ocağı) dalgalı taş ve eğilip bükülen demir balkonları ile farklı bir mimarisi var. Casa Mila ile ilgili en merak ettiğim bölümü meşhur masalsı çatısı. Restorasyondan kapanmayan tek yer de çatıdaki ilginç figürler oluyor. Çatıdaki bacalar sanki gözleri olan ve etrafı kollayan taş heykeller gibi duruyor.Bu bacalarla ilgili ilginçte bir hikaye var. George Lucas bu binanın bacalarından etkilenerek Star Warsta ki Darth Vader karakterini ortaya çıkardığı söyleniyor.Dikkatli bakınca gerçekten de benziyor. Saatin ilerlediğini ve havanın fotoğraf açısından pek uygun olmadığını düşünüp bir anda Casa Mila’ ya girmekten vazgeçiyoruz. Şimdi bu yazıyı okurken “Oraya kadar gelip girmeden dönmek hiç olur mu?” dediğinizi duyar gibiyim ama bazen gezi, kendi rotasına yeni yollar eklediği gibi rotasından bazı yolları da siliyor ve planlanan zamanlar mutlaka şaşıyor. Bu gezimizde de Casa Mila plandan çıkan yerler arasına giriyor.

gezgindergi-dunya-hola-barselona (11)

İspanyol Meydanı

Casa Mila’ ya girmeyince hemen yeni bir plan yapıp yakınımızda olan İspanyol meydanına ulaşmak için metroya biniyoruz. Metrodan ortasında kocaman bir çeşme olan bir caddeye çıkıyoruz. Çeşmenin tam karşısında Venedikte ki saat kulesinden esinlenen iki kule bizi karşılıyor. İspanyol meydanı Montjuic tepesinin eteklerine kurulmuş. Saat kulelerinin tam karşısında ışıklı , su gösterilerinin yapıldığı Magic Fountains (Büyülü Çeşme ) ve onun tam arkasında da bütün ihtişamıyla Museu Nacional D’Art de Catalunya (MNAC), Görsel Sanatlar Müzesi bulunuyor.

Sagrada familia

Barselonada ki üçüncü günümüz Gaudi’nin en meşhur eseri Barselona’nın simgesi, bitmeyen kilise olarak bilinen Sagrada Familia yollarına düşerek başlıyor. Metrodan küçük bir parkın içine çıkıyoruz. Parkın tam karşısında bütün ihtişamıyla daha önce gördüğüm hiç bir yapıya benzemeyen Sagrada Familia duruyor. Koyu Katolik olan Gaudi’nin ölene kadar tüm enerjisini verdiği , son yıllarında tek uğraştığı yapı olan Sagrada Familia peri bacalarına benzeyen kuleleriyle görür görmez hepimizi etkiliyor.

Sagrada Familia’nın yapımı 1880’lerde başlamış fakat 1926’da Gaudi’nin ölmesi ve sonrasında ispanyol iç savaşı çıkması nedeniyle uzun süre yarım kalmış. 1956 da toplanan bağışlarla tekrar yapımına başlanan yapı halen inşaatı devam eden bir şantiye görüntüsünde. Tüm planları çizimleri Gaudi tarafından tamamlanmış ve çizimlerine uygun olarak devam eden inşaatın Gaudi’nin 100. ölüm yıldönümü olan 2026 tarihinde bitirilmesi planlanmaktaymış.

gezgindergi-dunya-hola-barselona (12)

Sagrada familia’ ya belirli giriş saatlerinde belirli sayıda kişi alınıyor dolayısıyla saatler öncesinde kapısında kuyruk oluşuyor. Bizim gittiğimiz vakitte tam ara bir vakit olduğu için içeri girebilmek için saatlerce kuyrukta beklememiz gerekiyordu . Vakit darlığından bu ihtişamlı binanın keyifle dışını seyretmek için parka oturuyoruz.Bu seyir anına o saatte kadar kendini bir türlü göstermeyen güneşte eşlik edince keyifli an güzel fotoğraf karelerinde yerini alıyor. Hazır güneşte çıkmışken vakit kaybetmeden Park Guell yollarına düşmek için hareketleniyoruz. Metroyu ararken Sagrada Familia’ nın arka tarafını dolanıyoruz. O an asıl kalabalığın ve giriş kapısının orası olduğunu bir saattir arka tarafını izlediğimizi fark ediyoruz bu kapı daha ihtişamlı değişik figürlerle dolu Meşhur ana kapıyı inceleyip Park Guell için metrodayız. Metro çıkışından sonra gelmeden once yaptığımız araştırmalardan da bildiğimiz gibi bizi yalaşık 20 -25 dakikalık bir yürüyüş yolu bekliyor. Yolun son kısmı biraz yokuş olduğu için biraz yorgun bir halde Park Guell’in içindeyiz.

İspanyol Köyü

İspanyol meydanını geçip saatin ilerlediğini ve kapanma ihtimali düşünerek hızlı adımlarla İspanyol köyüne doğru yola koyuluyoruz. İspanyol köyü 1929 yılında Barselona Uluslararası Sergisi için tasarlanmış Barselona’nın tüm bölgelerinin mimari örneklerinden oluşan küçük bir İspanyol köyü modeli. 42.000 metre karelik bir alan üstüne kurulan içerisinde 117 tane bina bulunan bu köy, açık hava mimari müzesini andırıyor.İspanyol köyü sağlı sollu hediyelik eşya dükkanlarıyla dolu sokakları ve bir birinden güzel binalarıyla yapay da olsa güzel vakit geçirdiğimiz hoş fotoğraf kareleriyle ayrıldığımız bir yer oluyor. Hava kararmak üzere İspanyol köyünün kapanma saati de yaklaştığı için ordan ayrılıp Büyülü Çeşmeye doğru yürüyoruz. Meydana geldiğimizde ışık ve su gösterilerinin yapıldığı Büyülü Çeşmede pek bir hareketlilik yok belki daha zamanı

gezgindergi-dunya-hola-barselona (15)

vardır diye yürüyen merdivenlerle MNAC ‘ın önüne çıkıyoruz. İspanyol meydanını tepeden gören merdivenlere oturuyoruz.Çevremizle ufak bir iletişimden sonra Büyülü Çeşme ışık gösterilerinin Perşembe ve Cumartesi günleri olduğunu öğreniyoruz.Biraz hayal kırıklığına uğramış bir şekilde günü İspanyol meydanını izleyerek sonlandırıyoruz.

Park Guell

Park Guell Gaudi’nin Sagrada familia dan sonra en meşhur eseri Barselona siluetinin değişmez parçası. Kocaman ağaçlarla kaplı bir parkın ortasına çıkıyoruz. Parkta ilerledikçe kalabalık giderek artıyor. Önümüzde tüm şehri ve denizi gören bir teras çıkıyor.

Terasın kenarları dünyanın en uzun oturma bankı olduğu söylenen kıvrım kıvrım uzanan 152 m.lik Gaudi bankıyla çevrelenmiş. Seramik parçalarının renklendirdiği banklar insanların dinlenme ve manzarayı izleme noktası olmuş.

Gaudi arkadaşı Eusebi Guell’in isteği üzerine bom boş kurak bir arazi üzerine 1900-1914 yılları arasında bu parkı kuruyor. Parkın en renkli ve en hareketli yeri terasın tam altına denk gelen masallardan fırlamış gibi görünen iki sevimli evin , ilerlemek için tırmanılması gereken simetrik merdivenlerin, yem yeşil setlerin, seramik parçaları ile kaplanmış Gaudi’nin simgesi, meşhur kertenkele heykelinin bulunduğu bölüm oluyor. Masallar diyarına Gaudi’nin tasarladığı pavillionlarla kaplı yoldan geçerek devam ediyoruz. Yem yeşil ağaçların arasında yol boyunca bize eşlik eden sokak müzisyenleriyle de beraber parkın masalsı hali daha da pekişiyor. Parkın içinde ki diğer ilginç yapıda ki binaları geze geze parkın en tepedeki seyir noktasına geliyoruz. Küçük bir tepenin üzerinde taşlardan yapılmış haç işareti olan bu nokta, parkın en tepe noktası ve tüm Barselona’ yı ayaklar altına alıyor. Haç işaretinin önündeki taşlara oturup ayaklarımızı uzatıp şehirde gezdiğimiz tüm yerleri bulmaya çalışıyoruz. “Burası La Rambla ,şurası Sagrada Familia , kaldığımız ev şura da olmalı diyerek uzaktan küçük çaplı bir Barselona keşfi yapıyoruz. Hafiften gökyüzü kızıla çalmaya başlamış günü Büyülü Çeşmede ki ışık ve gösterisiyle bitirmeyi istediğimizden yavaştan iniş yoluna geçiyoruz.

gezgindergi-dunya-hola-barselona (19)

Gezilerden öğrendiğim bir şey burada da beni buluyor. Bazen planda olmayan sizin çok beğendiğiniz bir yerde saatlerinizi geçirebiliyorsunuz. Park Guell de de inerken karşımıza çıkan yeşilliklerin arasında ki ince yürüyüş yolu çok eğlendiğimiz, birbirinden keyifli fotoğraf karelerini çektiğimiz, vaktin nasıl geçtiğini anlamadığımız bir yer oluyor bizim için. Burada kaybettiğimiz vakit (hiç pişman değiliz) , gösteriye yetişmek için hafiften koşturmaca olarak bize geri dönüyor. Metrodan İspanyol meydanında iniyoruz. Daha önce geldiğimiz meydan bu sefer kalabalıktan tanınmaz halde. Her yer sokak satıcıları ve insanlarla dolu. Büyülü çeşmeye yaklaştıkça kalabalık daha da artıyor. Uzaktan gösteriye özel ışıklandırılmış MNAC tüm güzelliğiyle görünüyor. Kalabalığı yararak meydana ulaşıyoruz. Gösteri çoktan başlamış bile. İnsanlar saatler öncesinden gelip yerlerini ayarlamışlar. Biz kalabalıktan daha fazla ilerleyemeyeceğimizi anlayıp gösteriyi izleyebileceğimiz bir duvarın üzerine oturuyoruz. 45 dakika boyunca müzik eşliğinde suyun ışıkla oyunlarını izlediğimiz anlar Barselona da yaşadığımız unutulmaz anların arasına giriyor ve 3. günü de Büyülü çeşmede büyülü anlarla sonlandırıyoruz.

gezgindergi-dunya-hola-barselona (20)

Barselonada son gün.. Son günümüzü Barselonayı diğer şehirlerden farklı kılan meşhur sahil kesimine ayırıyoruz. Akşam Madrid trenine yetişeceğimiz için evden esyalarımızı toparlayıp öyle çıkıyoruz. Diğer günlerin aksine daha rahat koşuşturmacadan uzağız. Barselonadan geçirdiğimiz her gün gezilerimize La Rambladan başladık bugün de gelenek bozulmuyor ilk olarak La Rambladayız. Şansımıza bugün berrak bir hava , parlayan güneş bize eşlik ediyor.Tam da sahil havası. Daha önceden bahsetmiştim La ramblanın bir ucu Katalunya meydanına bir ucu da denize açılıyor. La ramblanın bu sefer denize açılan kapısına doğru yürüyoruz.Yol üstünde mutlaka uğramalıyız diye not düştüğümüz Plaça Reial meydanına uğruyoruz. Ortasında çeşme bulunan, palmiye ağaçlarıyla kaplı ve birbirinden şık restoranlarla çevrelenmiş meydan La Rambla’ nın karmaşasından uzak insanlara bir dinlenme alanı sunmuş. Biz de biraz vakit geçirdikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Denize yaklaştıkça sokak ressamları ve masallardan fırlamış değişik kostümlü hareketsiz duran modeller bizi karşılıyor. Keyifle her birinin fotoğrafını çekerek; Amerika’yı keşfinden sonra İspanya’ya dönen Kolomb’un anısı üzerine 1888’de yapılan Kristof Kolomb heykeline ulaşıyoruz. Heykeli gectikten sonra yolun tam karşısı Akdeniz. Deniz havası ortamı bir anda değiştiriyor .Marinanın bulunduğu bu bölgeye Port Vell deniyor.Port Vell bölgesi ahşap parkelerle kaplanmış ve herkesin ayaklarını uzatıp dinlendiği güneşin tadını çıkardığı bir yer olmuş. Bizde deniz üstünde ki küçük köprüden geçip Maremagnum alışveriş merkezinin olduğu bölüme geçiyoruz.Alışveriş merkezinin aynalarla kaplı dış cephesiyle değişik fotoğraf denemeleri yapıp vakit geçiriyoruz .Güzel fotoğraf karelerinden sonra şimdi anın tadını çıkarma zamanı..

gezgindergi-dunya-hola-barselona (24)

Deniz kıyısında ayaklarımızı uzatıp martı sesleri eşliğinde güneş içimize işlerken fonda Bebe–Siempre (her gezimi hatırlatacak bir şarkı mutlaka belirlerim ve gezi boyunca ara ara dinlerim bu gezinin şarkısı da bu oluyor.) şarkısını söylerken unutulmaz anlarla dolu tekrar gelinmeyi mutlaka hak eden Barselona gezimizi sonlandırıyoruz.

Hola Barselona ! : 95. Sayı – Bu yazı 2015 yılının Ocak ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 95. sayısından alınmıştır.

gezgindergi-dunya-hola-barselona-12

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir