Anasayfa » KÜLTÜR » Roma’ya kök söktüren şehir: Kartaca
gezign-kultur-roma

Roma’ya kök söktüren şehir: Kartaca

Roma, tarihin en muhteşem kurumsal yapılarından birini oluşturmuş ve asırlarca Akdeniz havzasına hakim olmuştur. Gerek Akdeniz havzasının doğusunda ve gerekse de batısında kurulan pek çok devlet, Roma’yı örnek almış, onun devamı olma iddiasında bulunmuştur. Roma başlangıçta Etrüsk kökenli krallar tarafından idare edilen bir monarşi olarak tarih sahnesine çıkmış olsa da sonradan bu yabancı kralların partici denilen soylu yerel halk tarafından şehirden kovulması neticesinde hızla aristokrat bir cumhuriyete evrilmiştir. Yurttaşlarından oluşan disiplinli ordusu ve idari sistemi düzenleyen başarılı örgütsel yapısıyla ilkçağın hiç şüphesiz en mükemmel devletlerinden biri olmuştur. Ancak tüm bunlara rağmen Roma’ya cumhuriyet döneminde en büyük tehdit Akdeniz’in karşı sahilinden, Tunus’taki Kartaca şehrinden gelecektir.

Yazı: Önder Kaya Fotoğraflar: Halit Ömer Camcı

Kartaca, Lübnan sahiline egemen olan ve MÖ. 8. yüzyılda Fenikeliler tarafından temelleri atılmış bir şehirdi. Fenikeliler, vatanlarının doğusunda kalan Lübnan dağlarının iç kesimlere ulaşımı zorlaştırmasından dolayı denizciliğe yönelmişler, yaptıkları seferlerle Fas ve İspanya’ya kadar uzanmışlardır. Buralarda tesis ettikleri kolonileri vasıtasıyla iç kesimlerdeki hammaddeleri sahile ve oradan da ticari pazarlara taşıyarak Akdeniz ticaretine damgalarını vurmuşlardır. Antik devirde Akdeniz’in kuzeyi ve Karadeniz daha çok Helenler tarafından kolonize edilirken, Akdeniz’in güney kesimine Fenikeliler hakim olmuştur. Koloniler, dinsel ve idari anlamda ana kara ile bağlantılarını sürdürüyor olsalar da zaman içinde bazıları ana karadaki şehir devletlerinden daha da önemli bir konuma gelebilmekte ve güçleri ile sivrilebilmekteydiler ki Kartaca da bunlardan biridir.

Kartaca’nın idari yapısı da Roma’ya oldukça benzemekteydi. Nitekim Roma’da iktidar soylu partici sınıfının elindeyken, Kartaca’da da idari yapıda rol almanın yolu soyluluktan geçiyordu. Roma gibi Kartaca’da da senatus ve halk meclis vardı. Üst düzey idareciler belli bir süreliğine seçiliyorlardı. Kartaca’nın Roma’dan en bariz farkı ise Roma siyasi açıdan karada yaptığı savaşlarla sınırlarını genişletirken, Kartaca denizlerdeki üstünlüğünü devreye sokarak yeni koloniler kurma ve ticari pazarlar elde etme peşindeydi. Bu nedenle Kartaca devletinin sınırları dağınık bir görünüm arz eder. Toprakların bir kısmı kuzey Afrika’da bir kısmı İspanya, Sicilya, Korsika, Sardunya ve İtalya’da idi. Kartacalılar çok erken denilebilecek bir zamanda İtalya ile ilgilenmeye başlamışlardır. Bunun iki nedeni olduğu söylenebilir. İlki, bölgenin Kartaca açısından önemli bir Pazar oluşu, ikincisi ise Kartacalıların en büyük rakibi olan Helenlerin bilhassa Sicilya ile İtalya’nın güneyine hakim olmalarıdır. Bu nedenle Helen kültür sahasının içinde yer alan İyon kentlerinden biri olan Foçalılar’ın bölgede etkinliğini arttırmaya çalışması karşısında MÖ. 6. yy’da orta İtalya’yı kontrol altında tutan Etrüsklerle birleşme yoluna gitmişler ve Foçalıları mağlup ederek bölgeden uzaklaştırmışlardır. Sonraki yıllarda da Kartacalılar, ilkçağın en büyük mücadelelerinden biri olan Pers-Yunan savaşlarında, Perslerle ortak hareket ederek Sicilya’daki Helen şehirlerine saldırmışlardır. Görüldüğü üzere Kartacalılar varlık nedenleri olan ticareti tehdit eden kim olursa olsun bu devlete karşı harekete geçmekte tereddüt etmemektedirler. Nitekim Kartacalılar, MÖ. 4. ve 3. yüzyılda da bu sefer güney İtalya ve Sicilya’daki Helen kolonilerine karşı Romalılarla anlaşma yoluna gitmişlerdi. Bu anlaşma aynı zamanda iki büyük güç arasındaki çatışmanın da ilk tohumu olarak kabul edilebilir. Zira bu uzlaşma Roma’nın işini kolaylaştırmış ve güney İtalya’daki Helen kolonileri Roma’nın egemenliği altına girmiştir. Nitekim iki devlet arasında MÖ. 264 ve MÖ. 146 yılları arasında yaşanacak olan ve Kartaca’nın haritadan silinmesi ile nihayetlenen mücadeleler silsilesi de bu suretle başlayacaktır.

MÖ. 264’de Sicilya’daki egemen güçlerin kendi aralarında başladıkları savaş, taraflardan birinin bölgeye Kartaca’yı, diğerinin de Roma’yı davet etmesi üzerine şekil değiştirir. Kısa bir süre sonra çatışma, bir Roma-Kartaca savaşına döner. Kartacalıların denizlerdeki üstünlüğüne karşı Romalılar da disiplinli kara ordularına güvenmektedirler. Ancak savaşın sonucunu belirleyecek olan yine de deniz savaşlarıdır. Kartaca donanması etkisiz hale getirilmeden savaşın sona ermesi mümkün gözükmemektedir. Bunun için Romalılar kolları sıvar ve kısa sürede deniz savaşlarını da kendilerine uyarlarlar. Kartacalılar, genellikle rakiplerinin gemilerinde teknelerinin burnunu kullanmak suretiyle batırırlar ya da düşman gemisinde oluşan panik ortamından istifade ederek sonuca giderlerdi. Romalılar ise usta denizciler değillerdi. Ancak karada yaman savaşçılardı. Lejyon adı verilen ağır piyadelerinin bileğini büken ordu yoktu. Bu nedenle Romalılar yeni bir taktik geliştirdiler. Bu taktik gereği Kartaca gemileri kendilerine yanaştığında, Romalılar büyük kancalar atarak bu gemiyi kendilerine çekiyorlar ve sonrasında da köprülerle karşı gemiye geçip lejyonerler vasıtasıyla rakiplerini umutsuz bir savaşa zorluyorlardı. Bu taktiğin sonuçları kısa sürede alındı.

Ardı ardına kazanılan birkaç zaferin ardından Roma, rakibini barışa zorlamak için mücadeleyi kuzey Afrika’ya taşımaya karar verdi. Kartacalılar kuzey Afrika sahillerine çıkan ve şehirleri üzerine yürüyen ordu karşısında dehşete kapılarak barış istedilerse de Roma hesabı kapatmaya kararlı görünüyordu. Sonuçta Kartacalılar paralı askerlerden oluşan ve Spartalı bir general tarafından eğitilen birlikleri sayesinde Romalıları ana karalarından çıkarmayı başardılar. Bunun sonrasında sahneye Kartaca’nın yetiştirdiği en değerli komutanlardan biri olan Hamilkar Barka çıktı. Ancak Hamilkar’ın en büyük talihsizliği Hanibal gibi bir kumandanın babası olmasıdır. Zira oğlunun gölgesinde kalacaktır. Hamilkar savaşı yeniden Sicilya’ya taşıdı. Roma’yı ciddi zararlara uğrattı. Roma senatusu barışı düşündüğü bir sırada MÖ. 241’de Kartacalıların “Büyük” lakabı ile tanınan amiralleri Hano idaresindeki Kartaca donanması Romalılarca yok edildi. Böylece savaşın seyri değişti ve Hamilkar’ın elde ettiği tüm kazanımlar boşa çıktı. Kolonilerini ve ana karasını savunmak için gerekli donanma gücünden yoksun kalan Kartaca, 23 yıldan beri devam eden bu savaş sonrasında ağır şartlarla anlaşma imzalamak zorunda kaldı. Buna göre Roma’ya yüklü bir vergi verilecek, Kartaca Sicilya’nın yanı sıra buraya yakın bazı adaları da boşaltacaktı. Kartaca’nın içine düştüğü sıkıntı bununla da bitmez. Alınan yenilgilerin akabinde Roma, Kartaca’ya ait Sardunya ve Korsika adalarını da ele geçirir. Böylece Kartaca Roma ile yaptığı ilk savaş sonrasında ticari açıdan son derece değerli üç adayı kaybetmiş oluyordu.

Kartaca’nın yardımına Roma’nın dikkatini yeni fetih alanlarına çevirmesi ve Hamilkar’ın ustaca takip ettiği politikalar yetişti. Roma, yayılım sahası olarak kendine kuzey İtalya ve İlirya sahillerini alınca, Hamilkar da İspanya’daki bakır madenlerine el attı ve İber yarımadasında yayılmaya başladı. Kısa bir süre içinde Kartaca, bölgede elde ettiği kazanımlarla Roma’ya olan savaş tazminatı borcunu ödedi. Bu durum Roma’nın dikkatinden kaçmadıysa da Hamilkar, Romalıları teskin etmesini bildi. Hamilkar öldükten sonra yerine Kartaca senatosu tarafından damadı Hasdrubal seçildi. O da 8 sene süren görevi süresince çeşitli başarılara imza atarak Kartaca’yı toparladı. Ancak yerel kabilelerle yaptığı bir savaşta ölmesi ile Roma harekete geçmeye karar verdi. Bunda Kartaca’nın henüz 25 yaşında olan Hamilkar’ın oğlu Hanibal gibi tecrübesiz bir soyluyu İspanya’ya tayin etmesinin de rolü olduğu rahatlıkla söylenebilir. Ancak Roma yanılıyordu.

Hanibal göreve gelir gelmez Kartaca açısından bir tehdit olarak gördüğü İspanya’daki Sagantum şehrini kuşatır. Bir savaş bahanesi arayan Roma, bunun üzerine Sagantum’u koruması altına aldığını ilan eder. Hanibal’in bunu diplomasi kurallarına aykırı olduğu gerekçesi ile reddetmesi ve kente saldırması üzerine Roma bu sefer Kartaca’ya elçi yollayarak Hanibal’in teslimini ister. Bu teklifin reddi üzerine de MÖ. 218 ve MÖ. 201 yılları arasında sürecek olan 2. Kartaca savaşı patlak verir. Bu savaş Hanibal savaşları olarak da bilinir ve Roma’nın sona en çok yaklaştığı mücadele olarak tarihe geçmiştir.

Son derece usta bir taktisyen olan Hanibal, daha önceki mücadelelerin ışığında savaşın olası ihtimallerini hesaplamıştır. O dönemde Kartaca denizlerdeki mutlak üstünlüğünü artık Roma’ya kaptırmıştı. Bu nedenle savunma savaşını kabul etmek demek, askeri açıdan üstün olan Roma’nın mutlak zaferini kabullenmek anlamına geliyordu. Yani bir saldırı savaşı zorunluydu. Bununla birlikte bu saldırı ancak bir sürpriz şeklinde olursa sonuç verebilirdi. Bu sebeple Hanibal, kendi adamlarının dahi şiddetle karşı olduğu bir planı devreye sokarak Pireneleri aşıp İtalya’ya kuzeyden girmeye karar verdi. Fillerle desteklenmiş ordusunu büyük bir başarıyla İtalya’ya taşıdı. Bu suretle Romalıların taktiğini de bozdu. Zira Roma da boş durmayarak bir saldırı savaşı planlamış ve iki büyük ordu hazırlamıştı. Bunlardan ilki deniz yoluyla İspanya’ya diğeri ise Kuzey Afrika’ya saldıracak ve savaş daha başlamadan bitmiş olacaktı. Ancak Hanibal’in MÖ. 218’de kuzey İtalya’da görülmesi bütün planları alt üst etti. İspanya için hazırlanan ordunun başında bulunan Cornelius Scipo, Hanibal’i karşıladı. Yapılan mücadeleyi Romalı general hem kaybetti hem de yaralandı. Onu mutlak bir ölümden gelecekte Hanibal’i yenen adam olarak tarihe geçen ve Kartacalılar karşısında kazandığı başarılardan dolayı da “Afrikalı” denilen oğlu genç Scipo kurtaracaktır. Hanibal bundan sonra karşısına çıkan ve konsüller tarafından idare edilen orduları ardı ardına yenecek, hatta bu savaşlarda senatus tarafından Roma’yı bir yıllığına yönetmeleri için seçilen konsüllerden bazıları da ölecektir. Bunun üzerine Roma, olağanüstü durumlarda yaptığı gibi bir “diktatör” seçme yoluna gidecektir. Diktatörler senatus tarafından altı aylığına geniş yetkilerle donatılan idarecilerdi. Diktatörlüğe getirilen Fabius Maksimus, Hanibal’e karşı temkinli bir politika izlemişse de görev süresinin dolması ile konsüllüğe seçilen Paulus ve Varro, Hanibal ile karşılaşmaya karar verirler. İlkçağın en büyük meydan savaşlarından biri olan ve İtalya’nın güneydoğusunda cereyan eden Cannae savaşında Hanibal kendisinden iki kat daha kalabalık olan ve 70 bin piyade ile 6 bin süvariden oluşan Roma ordusunu imha ederek adını tarihe “Roma’yı yıkımın eşiğine getiren adam” olarak yazdırdı.

Ancak tam da bundan sonra savaş Kartaca’nın aleyhine döner. Hanibal ardı ardına büyük başarılar kazanmış ancak ordusu da çok yıpranmıştır. Bu nedenle Roma’ya son darbeyi vurmak için Kartaca’dan yardım ister. Bir takım politik oyunlar neticesinde rakiplerinin devreye girmesiyle Hanibal’e beklediği yardım hiçbir zaman gelmez ve bu ünlü kumandan İtalya’da kitlenir kalır. Bu arada Romalılar toparlanmış ve Hanibal’le sonu gelmeyen mücadelelere devam etmek yerine, savaşı Kartaca topraklarına taşımaya karar vermişlerdir. İspanya’ya saldıran Romalılar, zorlu bir mücadeleden sonra henüz 20’li yaşlarını sürmekte olan genç komutan Afrikalı Scipio sayesinde başarıya ulaşırlar. Scipio, Hanibal’in Roma’ya yaptığını Kartaca’ya yapmaya karar vererek Afrika’ya çıkar. Bunun üzerine zaten İtalya’da sıkışmış olan ve Kartaca senatosu tarafından geri çağrılan Hanibal, İtalya’yı terk eder. İki taraf kozlarını son kez MÖ. 202’de Zama’da paylaşır. Hanibal üst üste zaferler kazandığı Roma karşısında bu sefer mağlup olur ve savaş alanından kaçmak zorunda kalır. Sonuç Kartaca açısından tam anlamıyla bir felakettir. Varılan anlaşmaya göre Kartaca, Afrika’daki topraklarının dışında geri kalan tüm kolonilerinden çekiliyor ve Roma’ya 50 yıl boyunca ağır tazminat ödemeye mahkum ediliyordu. Kartaca donanması 10 gemi ile sınırlandırılıyor ve daha da önemlisi Kartaca’nın ne Afrika’da ne de Afrika dışında Roma’nın onayı olmadan savaşamayacağı karara bağlanıyordu. Tüm bunlara rağmen Roma’nın Afrika’dan çekilmesinden sonra Hanibal, Kartaca senatosu tarafından MÖ. 196’da liderliğe getirildi. Ancak Romalıların baskısı karşısında önce Suriye’ye, oradan da Girit ve Bitinya’ya kaçtı. Bu son bölgede bugünkü Gebze yakınlarında saklanırken MÖ. 183’de Romalılar’a ihbar edilmiş ve kendisini teslim almaya gelen Romalıların eline geçmemek için de parmağındaki yüzüğün taşına sakladığı zehirle intihar etmiştir.

Kartaca da uzun süre yaşamayacaktır. Yetiştirdiği en büyük komutanın ölümü üzerinden yarım asır geçmeden Roma’nın öfkesini tadacaktır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere 2. Kartaca savaşı sonrasında kent, Roma’nın izni olmadan herhangi bir savaşa girmemeyi taahhüt etmişti. Ancak Roma, tıpkı 1. Kartaca savaşı sonrasında olduğu gibi kentin güçlenmesinden ve yeni müttefikler bularak Roma’ya saldırmasından çekiniyordu. Zira Hanibal, iktidarının son dönemlerinde doğudaki Helenistik krallıklarla temas kurmuş ve onlardan olumlu yanıt da almıştı. Bu nedenle Kartaca’nın bir vesile ile ortadan kaldırılması, hatta tarihten silinmesi bazı senatörler tarafından elzem görülüyordu. Roma, kuzey Afrika’da kendisine bağlı olan Numidya krallığını, komşusu Kartaca’ya karşı kışkırtacaktır. Numidyalıların topraklarına sayısız tecavüzü karşısında Kartacalıların Roma senatusuna yaptıkları başvurular yanıtsız bırakılınca kent, kendi başının çaresine bakmaya karar verir. Kartaca’nın, Numidya’ya savaş ilanı, sonunu da getirir. Roma, anlaşma kurallarının çiğnendiği gerekçesi ile Kartaca’ya savaş açar. Kartacalıların barış için çabalamaları sonuç vermez. MÖ. 149-MÖ. 146 yılları arasında gerçekleşen 3. ve son Kartaca savaşı sonrasında Roma, kenti ele geçirir. Şehir halkı yok edilir. Kartaca’nın bir daha kurulamaması için de toprakları sürülerek tarla haline getirilir. Başka bir rivayete göre de topraklarında herhangi bir ürün yetişmemesi için araziye kireç dökülerek buradaki yaşam ilelebet silinmek istenir.

Hasılı Kartaca, Roma emperyalizminin, rakiplerine verdiği gözdağının en somutlaşmış örneği gibidir. Ama siz yine de yolunuzu Kartaca’ya düşürmeye bakın. Kıyıdan esen rüzgarın Hanibal devrinin görkemini kulaklarınıza fısıldadığını duyacaksınız.

Bu yazı, Gezgin dergisinin 2009 yılının Temmuz sayısında yayımlanmıştır.

Yazar : ÖNDER KAYA

ÖNDER KAYA
1974'te İstanbul doğumlu. Öğretmen, araştırmacı-yazar ve tarihçi. Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü'nden mezun olan Kaya, aynı yıl Marmara Üniversitesinde yüksek lisansını yaptı. Öğretmenlik hayatına Robert Koleji'nde devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir