Perşembe , 13 Haziran 2019
Anasayfa » DÜNYA » Srilanka

Srilanka

Siz de kendinize okyanus ortasında egzotik ve bir o kadar dingin bir sığınak mı arıyorsunuz? Çok uzakta, Hint Okyanusunda.

Yazı: Serkan Doğan Fotoğraflar : Sinan Aydın

Gizemli Topraklar

Gitmeden önce, görmeden önce, Hindistan’a benzettiğim. Durgun bir suda kendi yansımamı görmek gibiydi, bu sakin adaya yönelmek. O mu geldi bana, ben mi ona gittim, bilemedim…

Sinbad’ın Ülkesi

Haritada Hindistan’ın yavru vatanı izlenimi veren Sri Lanka, aslında pek çok yönüyle bambaşka bir yerleşim alanıdır. Sri Lankalılar Hintlilere nazaran kesinlikle daha cana yakın, sevimli, sempatik ve daha özgür ruhlu bireyler. Dolayısıyla, insanları da onların durmak bilmeden Hintlilere benzetilmelerinden oldukça rahatsızlar doğal olarak. Mukayese yapmak gerekirse, coğrafi kafa karışıklığı açısından, Türkler ile Yunanlılar gibi bir durumları söz konusu. Hakeza, Türkiye’nin yerinden habersizler. Biraz bilgi sahibi olanlar ise, bizi hemen Ruslar, Yunanlılar veya Araplar ile karıştırmaya yatkınlar. Nitekim yine pek çok bakımdan, Tamil sorunu ile bizim ülkemizle önemli ölçüde benzeşiyor Sri Lanka. Ülkenin temel etnik çoğunluk ve azınlık halklarını oluşturan Sinhala ve Tamillerin kardeşçe yaşadıklarından söz etmek güç artık…

Âdem Tepesi denilen yüksek konik dağ, Müslümanlar, Budistler ve Hindular tarafından kutsal kabul ediliyor. Zira bu tepede değişik dinlerin mensupları tarafından Âdem’in, Budha’nın veya Şiva’nın ayak izi bulunduğuna inanılıyor. Yani, aynen, Yuşa tepesinin sırasıyla paganlar, Hıristiyanlar ve Müslümanlar tarafından kutsal bir bölge olarak kabul edilmesi gibi bir durum söz konusu…

Tarih boyunca, Araplar Serendip, Portekizliler Sri Lanka ve en son İngilizler Ceylon (Seylan) demişler bu kendi halinde ve sevimli adaya. En son efendileri olan İngilizler adaya kriket getirmişler, çaylarını almışlar. Fikrin ve bitkinin işlenmesinin ardından, İngiliz çay keyfi denilen törensel gelenek çıkmış ortaya.

Buddha

Burası aynı zamanda İsa’dan önce Asya kıtasında bir kraliçe (Anula) tarafından yönetilen ilk ülke ve modern dünyanın ilk kadın başbakanına (Sirimavo Bandaranaike) sahip ülke özelliğini taşıyor. “Gökyüzündeki Kale” veya “Aslan Kayası” diye de anılan Sigiriya Sarayı ile medeniyetinin zirvesini yaşamış adeta. Sigiriya bahçeleri, freskleri, göğe doğru uzayan spiral merdivenleri ve vakur bir duruşla bölgeye hâkimiyetiyle göz kamaştırıyor ve insanın doğa ile uyum ve onu şekillendirme gücünü simgeliyor. Sri Lanka insanlık tarihinde II. yüzyıldan itibaren ulus olarak dinlerine (Budizm) en uzun süre sadık kalarak yaşayan ülke. Budha’nın aydınlandığına inanılan Bodhi ağacının fidanı ve Buddha’nın dişi, bir tür kutsal emanetler hükmünde, bu ülkede saklanıyor. Hinduizm adadaki ikinci en fazla inananı olan din. 7. yüzyıldan itibaren yayılan İslam ise, ardında Arap tüccarlar ile yerli kadınların evlenmesiyle çoğalan bir Müslüman azınlık bırakmış. Hıristiyanlık dini bu topraklara 16. yüzyıldan sonra Batılı sömürge güçleri tarafından getiriliyor. Müslümanlar, Hindular ve Budistler, gerçek anlamda kardeşçe yaşıyor ve birbirlerinin bayramlarını ve festivallerini beraber kutluyorlar. Birbirlerinin yemeklerini yiyor ve aynı coşkuyla ikram ediyorlar. Öyle ki Budistlerin büyük saygı duydukları, Hinduların ise tapındıkları inekler Müslümanlar tarafından Kurban bayramında kesiliyor ve ilk bakışta çelişir gibi anlaşılan bu durum hiçbir şekilde toplumsal bir soruna yol açmıyor. Bu konuda bile ülkemiz için çıkarılacak nice dersler var…

Hazır yemek demişken, ananası ve muz ağırlıklı meyve salatalarıyla kahvaltıya başlamak belki biraz fazla sağlıklı görünse de, Sri Lanka’daki bir kahvaltı masasında bizim damak tadımıza en uygun olan şey omlet. Öğle ve akşam yemeklerinde Hint mutfağının etkisiyle genelde bol acılı, körili, masalalı yiyecekler egemen. Değişik pirinç çeşitleri mevcut ve neredeyse her yemeğin içinde farklı oranlarda Hindistancevizi bulunuyor. Bunun yanında, çeşitli deniz ürünlerini de unutmamak gerekir. Muz kızartması ve acılı ananas başta yadırgatıcı gelse de, hızla alışıyor, hatta tadına doyamıyoruz. Tatlılarının müptelası olmamak ise gerçekten büyük çaba gerektiriyor.

Filler ve Çaylar Diyarı

Görkemli tapınakları, türlü baharatları ve botanik bahçeleri ile Kandy’yi, modern yaşam döngüsüyle Colombo’yu yeterli süre içinde ve keyifle turluyoruz. Matale’de Sigiriya Sarayı ve Dambulla Mağaraları gözlerimizi kamaştırıyor. Galle’ye yakın Hikkaduwa ise okyanus ve sahil kasabası özlemimizi gideriyor. Kıyısında rengârenk balıkları ve kaplumbağaları besliyor, şatafatlı dalgalarıyla oynaşıyor, sonra tekneyle biraz açılıp balina seyri yapıyoruz. Yetmiyor, akşam ana caddesi Galle Road’da turluyor, gecesinde dolunay ışığında upuzun yürüyüşlere çıkıyoruz, yine dileyenler için okyanus ayaklarının altında.

Bu kadar çeşitlilik içinde, Sri Lanka merak etmeyi ve keşfetmeyi bilene uçsuz bucaksız olanak ve ayrıcalıklar sunuyor. İyi niyetli insanlarının elinden iyi nitelikli süt, şeker ve kaküle katılmış Seylan çayınızı yudumlarken, düş gibi engin okyanus dalgalarının içinde yitip gitmek, filleri beslerken maymunları sevmeyi ihmal etmemek, bol baharatlı yemeğinizden kanaatkâr bir lokma alırken kadim inanışların zihninizin bir köşesinde izini sürmek hayatınıza mutlaka belirgin bir zenginlik katacaktır. Ütopik Atlantis dolaylarında, Hindistan’ın ucunda, Maldivler’in yakınında bir cennet var, Sinbad ve Ayşegül’ün bile ziyaret etmeden geçemedikleri bu esrarengiz ada sizleri bekliyor. Her şeyden önce, Şems-i Tebrizi’nin bir sözünü hatırlatmakta fayda var: “Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu, içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.” Şimdiden iyi yolculuklar…

Bu yazı 2013 yılının Nisan ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 74. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir