Anasayfa » KÜLTÜR » Yüz ve Beden Ruhun Kıyafeti midir? 2. Bölüm
gezgindergi-kultur-yuz-ve-beden-2

Yüz ve Beden Ruhun Kıyafeti midir? 2. Bölüm

Bedeni nitelikler: a. erkek bedeni daha dayanıklı ve sert, kadın bedeni ise daha gevşektir. b. erkekler daha kaslı, kadınlar ise daha yumuşak etlidir. c. memeli hayvanların birçok cinsinde dişinin başı erkeğinkinden daha küçük, yüzü daha güzel, boynu daha zayıf, göğsü daha dar, kaburgaları daha ince ama kalça tarafları daha yumuşak ve etli, bacakları daha yağlı, ayakları daha güzel, memeleri daha büyük, damarları daha incedir. Çünkü dişi hayvanın büründüğü et daha rutubetlidir.

Psikolojik nitelikler: a. erkekler şehvette daha ateşli, daha hazmedici ve daha hareketlidir. b. erkekler daha hamiyetli, daha kıskanç, daha cesur, daha öfkelidirler. c. erkekler ruhî ve aklî eylemlerde kadınlardan daha kuvvetlidirler. Ruhî eylemlerden kastımız, zekâ, görgü ve ilim tahsilindeki sebat ve kudrettir. d. kadın erkekten daha sessiz, ama duygusal olarak daha kuvvetli, daha az kaslı ve daha kolay itaat edendir. e. kadının erkekten daha az öfkeli ve intikama daha az rağbet edici olması gerekir. Ancak kadın erkekten daha hilekâr, daha çok sınır çiğneyici ve daha utanmaz hale gelebilir. Bu da onun mizacının belli noktalarda zaafına delalet eder. İşte bu bedenî niteliklere bakmamız ve bir insanda hangisi ağır basarsa ona göre bir huy tasvirinde bulunmamız mümkündür.

6. Yol, bilinen bir huydan bilinmeyen bir huya varma

Doğrusu biz yukarda zikredilen yollardan biri vesilesiyle bir huyun nasıl gerçekleştiğini bilirsek, şüphesiz o ahlâktan yola çıkıp başka bir ahlâkı keşfedebiliriz. Örneğin; biz bir insanın çabuk öfkelendiğini bildiğimiz zaman, onun işlerinde tam tefekkür etmediğini biliriz. Çünkü öfke kuvveti, beyindeki mizacın (: özel karışımın) sıcaklığına delalet eder. Ve bu sıcaklık yoğun ve sağlam tefekküre köstek olur. Yine bir insanın utanmaz biri olduğunu bildiğimiz zaman, onun hırsız ve alçak olduğunu da biliriz. Çünkü hırsızlık kötülüğe tâbidir. Bu da utanmazlığa delalet eder.

Yazı: A. Sait Aykut Fotoğraf: A. Bilal Arslan

III. Kâmil Mizaçların Alametleri

Bil ki beden organlarından her biri ya sıcak tabiatlı ya da soğuk tabiatlıdır. Sıcak tabiatlı olduğu zaman bu sıcaklık ya mutedil ya da değildir. Eğer hararet mutedil olursa bu kemali ifade eder. Eğer hararet fazla ise bu durum bozukluğu ifade eder. Eğer organımız soğuk tabiatlı ise, soğukluğun az olması işlev noksanlığına, fazla olması durgunluğa delalet eder. Bu öncülleri anladıysan bize düşen görev, mizaç alametlerini zikretmemizdir. Bunların bilinmesiyle, itidal ve bozukluğun nerede nasıl gerçekleştiğini anlarız.

Sıcak tabiatlı bedenin alametleri

Sıcak tabiatlı kişi ruhi fiiller yönünden ele alınırsa zeki, acele konuşan ve seri hareket eden diye tasvir olunabilir. Hayvani fiiller yönünden, öfkeli, cesur, saldırgan, nefesi ve nabzı hızlı atan, yüksek sesli biridir. Şekli güçler yönünden, uzuvları kuvvetli, göğsü geniş, damarları geniş olur. Doğurganlık gücüne bakıldığında cinsî münasebeti uzun ve yoğundur. Gelişme gücü yönünden, orta cüsseli, hızlı hazmedici, etli, az yağlı ve kırmızı renkli olur. Bedenden dışarı bir şeyler çıkarma (dafi’a) kabiliyetine bakıldığında onun gayet tüylü ve umumiyetle siyah saçlı olduğu söylenebilir. Bu adam bir şeye dokunduğu zaman onu hemen ısıtır. Sıcak bir gıda veya ilaç aldığı zaman suratı ısınır ve süratle soğutuculardan faydalanmak ister. Aşırı hareket anında kuvveti düşer; çünkü harareti normalden daha hızlı artar. Hararetin yükselmesi de kuvvetin düşmesine sebep olur.

Soğuk tabiatlı bedenin alametleri

Soğuk bedenin alametleri yukarıda zikrettiğimiz şeylerin zıttıdır. Bu adam ruhi ve akli eylemler yönünden kısırdır; kavrayışı zayıftır, zihni ağır işler, lisanı ve hareketleri de çok yavaştır. Hayvanî fiiller yönünden, yüreksiz, korkaktır; nabzı ve nefesi zayıftır. Şekil kuvveti yönünden uzuvları zayıf, kan damarları dardır. Doğurma kuvveti yönünden ele alırsak şehvetinin az olduğunu söyleyebiliriz. Gelişme kuvveti yönünden, bakıldığında ağır büyüdüğü yavaş geliştiği göze çarpar. Gıda kuvveti yönünden baktığımızda, yavaş hazmedici, az etli, soluk renkli olduğu gözlemlenir. Eğer soğuk tabiatı aşırı ise bulanık renklidir. Vücudundan bir şeyler çıkarma (dafi’a) kuvveti yönünden baktığımızda onun saçlarının seyrek ve düz olduğunu söyleriz. Bu adam dokunduğu pek çok şeyi soğuk hisseder; havadan sudan, ilaçlardan ve soğuk gıdalardan derhal etkilenir.

Islak tabiatlı mizacın alametleri

Ruhi ve akli kuvvetler yönünden ele aldığımızda eblehlik, çok uyuma, duyularda hassasiyet kaybı, güç gerektiren işlerde titreme ve cinsel ilişkiden sonra düşülen aşırı zafiyet bu tipin emareleridir. Hayvani kuvvetler yönünden ele aldığımızda; onun olaylara müdahale etmekten uzak, sabırsız – sebatsız, çelimsiz ve azıcık çalışmaktan derhal yorgun düşen biri olduğunu müşahede ederiz. Şekli kuvvet yönünden, sinir damarları gevşek, eklemleri pek nazik, naif damarlı ve ince derilidir. Gıda kuvveti yönünden, vücudu çok yağlı, eti gevşek, kassız ve zayıftır. Hazmetme kuvveti yönünden salya sümük gibi ıslak maddeleri çokça ifraz eden biridir. Hazmı yavaş ve gözkapakları hareketlidir. Bedenden bir şeyler çıkartma kabiliyeti yönünden ele aldığımızda, onun az tüylü olduğunu söyleyebiliriz. Bu adam yavaş ve yumuşak dokunur, soğuk su içtikten sonra gevşer ve ıslak şeylerden uzak durur. Çünkü kendisi yeterince ıslaktır.

Kuru tabiatlı mizacın alametleri

Kuru tabiatlı mizacın alametleri ıslak tabiatlı mizacın alametlerinin zıttıdır. Ruhi ve akli kuvvet yönünden, duyuları hassas, uykusuzluğa dayanıklı ve yorulmaya karşı dirençlidir. Hayvani fiiller yönünden bu adam kindardır. Şeklen bakıldığında eklemleri ve damarları açıktır. Doğurgan kuvveti bakımından ele alındığında çok şehvetli olduğu söylenebilir. Cildi serttir. Hazmetme kuvveti yönünden bakıldığında nem salgıları azdır; onun tabiatında kuruluk vardır. Islak tabiatlı mizacı olan insandan daha çok, sıcak mizaçlı insandan daha az tüylüdür. Dokunduğu zaman sertlik hisseder, kurutucu aletlerin etkisinden çok çabuk etkilenir; zira zaten kurudur ve ıslaklık yaratan şeylerden daima faydalanmak ister.

Sıcak ve kuru tabiatlı mizacın alametleri

Ruhi ve aklî fiiller yönünden ele alındığında zeki olduğu söylenebilir. Hafıza kuvveti kuru tabiatla kâmil olur. Fikir ise, bir suretten başka bir surete intikal etmekten ibarettir ve ancak ıslak tabiatla kâmil olur. Hayvani fiiller yönünden, cesaret, şiddet, saldırganlık, laubalilik gibi niteliklerin hepsi bunda vardır. Nabız ve nefes gayet hızlı ve güçlüdür. Şekli kuvvet yönünden göğüs genişliği, damar genişliği, eklem ve damarların açıkta ve pörtlek olduğu müşahede edilir. Doğuran kuvvet yönünden, meni azlığına rağmen şehvet azgınlığı söz konusudur. Gıda kuvveti yönünden, incelik ve zafiyet öne çıkar. Hazmetme kuvveti yönünden, ağır gıdalarda rahat hazım, hafif gıdalarda zor hazım dikkat çeker. Saç gayet süratli yetişir, sık ve siyah olur. Zaman ilerledikçe, hızlı dökülme olur. Renk ise aşırı esmerliktir. Bu adam dokunduğu zaman sert ve hararetli hisseder. Soğuk ıslak şeylerden faydalanmak ister, sıcak kuru şeylerden de hoşlanmaz

Sıcak ve ıslak tabiatlı mizacın alametleri

Ruhi ve akli fiiller yönünden hafıza kuvveti dikkat çeker. Ancak düşünme gücü hafıza gücünden daha olgundur. Fakat duyuları çok temiz değildir. İrade yönünden güçsüzdür. Hayvani fiiller yönünden nabzı ve nefesi hızlı, lakin sıcak ve kuru tabiatlı mizaç kadar hızlı değildir. Cesaret, kuvvet ve atılganlık güçleri henüz olgunlaşmamıştır, tam dirençli değildir. Şekil veren (musavvira) kuvvet yönünden, uzuvların büyüklüğü, göğsün genişliği dikkat çeker. Lakin eklemler ve damarlar belirgin değildir. Bedenen etli ve yağlıdır ancak iç yağları azdır. Hazmı orta derecededir. Mikroplu hastalılar ona süratle bulaşır. Bol miktarda ter, sümük, idrar ve dışkıyı boşaltır. Saçlar da orta seviyede olur. Kuru ve soğuk şeylerden faydalanmak ister, sıcak ve ıslak şeylerden hoşlanmaz. Ten rengi koyu kırmızıdır.

Kuru soğuk ve ıslak tabiatlı mizacın alametleri

Bunun alametleri de bundan önce zikrettiğimiz alametlerin zıttı olmasıdır. Uzatmada fayda yoktur. Duydum ki rüya tabircilerden biri, hükümdarın giderek demiş ki: Bütün tabirciler senin rüyan kendilerine sunulduğunda sadece onu yorumlarlar. Ama ben bu gece ne rüya göreceğini sana haber vereyim, sonra yarın tabirini söylerim. Hükümdar hayrette kalır ve der ki: “Peki, bu gece ne göreceğim?” “Bu gece sanki bir boyacının kendi dükkânında elbiseleri siyah ve mavi renklerle boyadığını göreceksin!” der. Hükümdar buna hayret eder. Sonra o gece uyuduğunda anlatılanın aynısını görür ve hayreti artar. Hemen tabirciyi çağırır ve der ki: “Bunu nasıl bildin?” Tabirci: “Bunun yolu kolay! Çünkü kuru ve soğuk tabiatlı mizacın tüm alametleri ve siyah unsurların tümü sende mevcut! Böyle insanın hafızası güçlü olur. Sonra ben sana sen rüyanda elbise boyacılarının işiyle meşgul olacaksın, dedim. Bu, sana göre ilginç bir sanattır; ilginç sözleri dinlemek hafızada iz bırakır. Siyah unsurlar bedene hâkim olduğunda bu unsurlara münasip renklerin rüyada görülmesi kaçınılmazdır. O da mavilik ve siyahlıktır. Tüm bu şeyler senin zihninde bir araya geldiği zaman rüyana girecekti! Allah daha iyi bilir.”

IV. Mutedil Olan ve Olmayan Mizacın Alametleri

1. Mutedil Mizacın Alametleri

Akli ve ruhî eylemler yönünden, içimizdeki kuvvetler ne kadar dengeli ve kâmil ise o kadar iyidir. Kanaatimce bütün iç kuvvetlerde mükemmellik muhaldir. Çünkü ıslak tabiat, fikrin kolaylığına yardımcı iken, hafıza kuvvetine mani oluyor. Kuru tabiat ise bunun aksinedir; üstelik duyuların temiz ve net olmasına da manidir. İşte bu durumlarda kemal sıfatı nasıl hâsıl olacak? Laubalilik, korku, cömertlik, katılık, merhamet, saldırganlık ve vakar gibi farklı durumlarda fazilet ancak orta yoldur. Vücudun geliştirici kuvveti / kabiliyeti yönünden, aşırı yağlı olmak ile aşırı zayıf olmak arasındadır itidal.

2. Mutedil Olmayan Mizacın Alametleri

Uzuvları birbirine münasip olmayan kişinin mutedil olmadığı söylenebilir. Bu durum ya mizaçtadır ya da karışıktır (terkip). Mizaçta ise, başat uzuvlardan her birinin başka mizaca açılmasıdır. Terkip durumunda ise şöyle bir manzara kaçınılmazdır: Karnı büyük, parmakları kısa, yüzü yuvarlak, boyu kısa, başı aşırı büyük veya küçük, yüzü, boynu ve ayakları etli ve suratı sanki yarım dairedir. Özellikle yüzü çok uzun, boyu çok kalın ve gözlerinde kıt zekâ alametleri varsa, o, hayırdan en uzak insandır. V. Dört Temel Yaş Grubu

Ben dört yaş grubundan, gelişim yaşı, durgunluk yaşı, olgunluk (30 – 50 yaş arası) yaşı ve ihtiyarlık yaşını kastediyorum.

Gelişim Yaşı ve Özellikleri

Gelişme yaşındaki insan, -sıcak ve ıslak tabiat fazla ise- bahar niteliklerini taşır. Sarhoşluğun başlangıç anı gibidir bu yaş. Ki o yaşta insan sevinmeye şiddetle hazırdır. Bu yaşta ruhun inanç, fikir, iyilik ve kötülük konularında pek deneyimi yoktur. Bu yaşta bedeni, akli ve ruhî nitelikler, ruşeym haldedir; yeni yeni oluşmaktadır. Birincisi: Tabiata düşkünlük, bedenî şehvet ve istekler önemlidir. İkincisi: Onlar çok çabuk kararlarından vazgeçip, değişirler. Aşırı derecede istekli ve aşırı derecede bıkkındırlar. Üçüncüsü: Onur duygusu onlarda baskındır. Bu sebeple şeref ve yükselmeye karşı sevgileri, mal tutkusundan daha şiddetlidir. Dördüncüsü: Kendilerine söylenen her şeye süratle inanırlar; az bir şeyle tam bir sevinci yaşamak isterler; kötülük ve afetlere değil, iyiliklere bakarlar. Beşincisi: Hayâ duygusu baskındır. Hayâsızlığı gerektiren kötülüklere henüz girmemiş, fıtrat üzerinde kalmışlardır. Ama ilim ve tecrübede eksik oldukları için, çoğu işlerde kendilerini eksik görürler. Altıncısı: Başkalarına karşı şefkatlidirler, kabalık ve katılıktan uzaktırlar.

Kuvvet Yaşı ve Özellikleri

Kuvvet yaşına gelince, şüphesiz bu yaş, kemal yaşıdır. Dolayısıyla sıcak tabiat ve kuru tabiat bu yaşta fazladır. Bu durum da çeşitli ahlâklara sebep olur: Birincisi: Onlar keyif ve neşeyi severler. Sevinç de ancak arkadaşlık sayesinde olabildiği için dost ve ahbapları severler. Lakin bu, akli faydaları elde etmek için değil, lezzet ve zevki kazanmak içindir. Bu sebeple şaka ve boş şeyleri de severler. İkincisi: Onlar aşırı derecede kendilerine güvenirler, her konuda mükemmel olduklarına inanırlar. Üçüncüsü: Onlarda öfke vardır. Bundan dolayı, kendileri için ayıp ve alçaklık olsa bile zulmetmekten çekinmezler. Ama merhamet duygusu da baskındır. Bir insanın mazlum olduğunu gördükleri zaman, genellikle yaşlı insanlardan çok daha fazla merhamet gösterip onu kurtarmaya çalışırlar.

İhtiyarlık Yaşı ve Özellikleri

Bu yaş, soğuk ve kuru tabiatın istila ettiği yaştır. Tefekkürün ve tecrübenin çok olduğu yaştır. Akli ve ruhî gelişim birçok huyu peşinde getirir. Onlar hakikatte gelişme yaşındaki ahlâkın neredeyse tam tersi bir eğilim gösterirler. Birincisi: Başkalarını çok az dinlerler. Çünkü mizaçlarında baskın olan kuru tabiat, daha önce anladıkları ve kabul ettikleri hükümlerin kemikleşmesini gerektirir. Tecrübelerinin çokluğu, başkaları tarafından söylenen şeylere şüpheli ve ihtiyatlı yaklaşmalarını gerektirir. Bu da az dinleme ve az itaate yol açar. İkincisi: Onlar her konuda kesin hüküm vermezler. Çünkü tecrübelerine göre hükmederler. Hatta onlar için hiçbir kesin hüküm yok gibidir. Sanki çok tecrübeli oldukları halde hiçbir şey tecrübe etmemiş gibidirler! Ve gelecekten bahsettikleri zaman şüpheyle konuşurlar. Bütün sohbet ve nutuklarını “belki ve ihtimal ki” sözleriyle bağlarlar. Böylece bazı huylar öne çıkmıştır: Dostlukta ve öfkede aşırılık onların adetlerinden değildir. Garip olan şu ki; onları muhabbetlerinde öfkeliymiş gibi, öfkelerinde sevinçliymiş gibi görüyorsun. Üçüncüsü: Mal, servet ve para tutkuları, övgü ve başarı kazanma isteklerinden daha şiddetlidir. Çünkü fakirlikle ilgili acı deneyimleri, mal konusunda şiddetli rağbete sevk eder onları. Dördüncüsü: Genel ahlâkları pek düzgün değildir hatta çirkindir; çok tecrübeli oldukları ve şeref duygusunu önemsemedikleri içindir bu. Çünkü onlar, ne zaman bir şey gördülerse, o şeyin benzerini daha önce defalarca görmüşlerdir. Bu yüzden şeref ve övgü duyulacak şeylere inançları kalmamış gibidir. Beşincisi: Korku onlarda baskındır. Bunun sebebi de zikrettiğimiz sebeplerdir. Altıncısı: İşlerin nasıl biteceğine, olayların nasıl gelişeceğine dair bilgileri daha sağlamdır. Bu da tecrübelerinin çokluğu sebebiyledir. Yedincisi: Onlar hareketli işlerde gençler gibi değildirler; sükûnete daha meyillidirler. Bu durum, mizaçlarının soğuk tabiatlı olmasındandır; birçok şeyden çekinip korkarlar, korktukları için de mala karşı hırsları şiddetlidir. Evlenmeye ve şehvet uyandıran şeylere bakmaya istekleri azdır; zaten ihtiyaçları kalmamıştır! Onlarda belki de en büyük şehvet, yeme şehvetidir. Çünkü soğuk ve kuru tabiatlı olan mizaçlarını mutedil kılmak için suya ve gıdaya muhtaçtırlar. Mizaçlarına bağlı olarak adaleti severler; korku ve zaafları sebebiyledir bu. Çünkü adalete olan meyil, ya güvenlik kaygısıyladır ki güvenlikli ortamı istemek ruhun doğal üstünlüklerindendir. Veya korkunun nefsi istila etmesi sebebiyle adalet isterler. İki kısım arasındaki fark şudur: Adaleti sevmek, eğer, ömrün başlangıcından sonuna kadar mevcutsa, birinci kısma giren bir karakter söz konusudur. Adalet sevgisi, ihtiyarlık döneminden itibaren hâsıl olmuşsa, korku kaynaklıdır. Sekizincisi: Utanmazlık onlarda baskındır. Çünkü kendilerinden veya başkalarından defalarca çirkinlik görmüşlerdir. Dokuzuncusu: İyilik yapmaya meyilleri azdır. Bunun sebebi, harcayıp bitirme korkusudur. Belki de dünyada mahrumiyet ve ümitsizliğin yaygın olduğunu müşahede ettikleri için böyle davranır ihtiyarlar. Onların korkuları ve üzüntüleri çok, sevinçleri azdır. Onuncusu: Onlar çabuk öfkelenirler ama öfkeleri zayıftır. Hasta mizacı taşıdıkları için böyledir bu. Öfkelerinin zayıflığı ise kızgınlığı zirveye taşımalarını engelleyen derin korku duygusundan dolayıdır. Onbirincisi: Genç adam, zulmü açıkça yapmaktadır. İhtiyar, zulmü açık yapamaz. Bunun sebebi, öfkenin izharına mani olan korkudur. Ancak gizlilik, hile ve aldatma yolu ile ihtiyardan sadır olan zulmün, gençten sadır olan zulümden daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Onikincisi: Onların merhameti gençlerinki gibi değildir. Çünkü gençler, sevdikleri ve mazlumun mazlumiyetini tasdik ettikleri için merhamet ederler. İhtiyarlar ise, ruhen zayıf oldukları, eziyete tahammül edemedikleri ve başkalarına sert, zalim davranmaktan çekindikleri için merhamet ederler.

Olgunluk Yaşı (35 – 55) ve Özellikleri

Olgunluk yaşındakiler ihtiyarlık yaşına yaklaşıp tam ihtiyarlık dönemine girmeyenlerdir. Onların ahlâkı cesaret ve korku arasında orta yoldur. Her şeyi tasdik etmek ile her şeyi yalanlamak arasındadırlar. Faydalı olanı güzel olanla, ciddi olanı şaka olanla karıştırırlar. Onlar cesur olmakla beraber temiz ruhludurlar. Bu sebeple Allah Teala (c.c) bu yaşla ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “Musa, güçlü çağına erip olgunlaşınca, biz ona hüküm ve ilim verdik.” Acem meliklerinin düşmanlarla savaşmak için ancak bu yaştaki kuvvetlileri seçtikleri rivayet edilmiştir. Çünkü bu yaşta akıl kuvveti kâmildir ve cismani kuvvet de eksik değildir.

VI. Beldeler ve Meskenler Sebebiyle Değişen Huylar ve Bedenler

Çok sıcak memleketler, insan derisinin deliklerini genişletir. Bu da, doğal hararetin azalmasına ve ruhun yavaş yavaş çökmesine sebep olur; kalplerin korkaklaşmasına ve hazmın zayıflamasına yol açar Ama soğuk beldelerde halk daha kuvvetli, daha cesur ve gıdayı daha güzel hazmedicidirler. Çünkü soğuğun bedenlerinin dış kısmını istila etmesi, içlerindeki ağır hararetin hapsolmasına delalet eder. Yakıcı olmayan belde halkının yaratılışı güzel, derileri yumuşaktır; spor faaliyetlerinde hemen gevşerler. Yazlar fazla sıcak olmaz, kışlar fazla soğuk olmaz. Kuru memleketlerin ahalisi, mizaçlarında ve beyinlerinde kuru tabiatlıdır. Taşlık ve bayırlık memleketlerde hava yazın ciddi olarak sıcak, kış ise soğuktur. Onların bedenleri sert olur. Onlar bazen kötü ahlâklı, kibirli, zorba ama savaşlarda umumiyetle kahramanlık sahibidirler. Kuzey bölgeler, soğuk yerleri gibidir. Bedenlerinin zahirini soğuk istila ettiği için, içlerindeki hararet-i gariza kuvvetli olur. Güney bölgeler sıcak bölgelerle aynıdır. Onların kafaları ıslak tabiatlı maddelerle doludur. Damarları zayıf, duyu ve hareket kuvvetleri nakıstır. Doğu bölgeleri halkının bedenleri umumiyetle iyidir. Batı bölgeleri ise, bunun aksinedir.

Bu yazı 2007 yılının Mayıs ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 4. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir