Anasayfa » DÜNYA » Bir Latin Hüznü; Bolivya
gezgindergi-dunya-latin-huznu-bolivya-3

Bir Latin Hüznü; Bolivya

Doğuda Brezilya, güneyde Paraguay ve Arjantin, güneybatıda Şili ve batıda Peru ile çevrili ve Güney Amerika’nın Paraguay ile birlikte denize kıyısı olmayan iki ülkesinden biridir Bolivya (zira, 1883 senesinde Peru ve Şili’ye karşı verdiği Pasifik savaşlarında yenilince, Pasifik kıyısındaki topraklarını kaybeder ve böylelikle deniz ile bağlantısı kesilerek tam bir kara ülkesine dönüşür.

Yazı: Serkan Doğan

Ardından Paraguay ile yaşadığı ve 1932’de başlayarak 1935’te sona eren sınır sorununda, bir miktar daha toprak kaybeder). 1825’e kadar o zamanlar sınırları çok daha geniş olan Peru’nun Alto-Peru (Yukarı Peru) diye anılan bir eyaleti olan Bolivya, Venezüellalı General Simon Bolivar tarafından özgürlüğüne kavuşturulur. Bir tür şükran borcu olarak, ülkenin ismi ve para birimi de onun adıyla anılmaya başlanır. (Hatta ülkenin bağımsızlıktan sonraki ilk ismi “Republic of Bolivar”, yani Bolivar Cumhuriyetidir.

gezgindergi-dunya-latin-huznu-bolivya-1
Fotoğraf: Hülya Yıldırım

Simon Bolivar

İlk, Sucre ikinci başkan olur ve sonrasında da Bolivyalı olan ilk başkanları olan Santa Cruz başkan olur ve her birinin ismi büyük şehirlerine verilir). Ülke bir türlü istikrarlı bir siyasi sürece sahip olamamıştır. Bağımsızlığın ardından, sayısız darbe, 10’un üzerinde anayasa, 80 civarında cumhurbaşkanı gören ülkenin, 6 cumhurbaşkanı da görev başındayken suikasta kurban gider. Ülkenin yer altı zenginliklerini pazarlayan Gonzalo Sanches gibi önceki başkanlarının ardından, %50 gibi sürpriz bir oranla seçilerek iktidara gelen ilk yerli başkanları Evo Morales, halk arasındaki saygınlığını gittikçe kaybetmektedir.

gezgindergi-dunya-latin-huznu-bolivya-2
Fotoğraf: Hülya Yıldırım

Fotoğraf: Sevde Sevan Usak

Ülkede halkın %70’inden fazlası açlık sınırının altında yaşıyor. Bolivya bugün dünyanın lityum rezervlerinin %50’sine sahip. Aynı zamanda, Venezüela’dan sonra Güney Amerika’nın ikinci büyük petrol üreticisi. Ama bütün bu zenginlikler, bir türlü insanlarına yansımıyor. Peru’nun aksine, burada Aymara yerlileri Keçuvalara göre çoğunlukta. Zaten 10 milyona yakın nüfusun yaklaşık %80’i yerlilerden oluşmakta. Geriye kalan küçük bir grupsa “Cholos” adı verilen beyazların dedeleriyle yerlilerin karışımından ibaret görünüyor. Ülkenin kısa boylu ve koyu tenli insanları genelde Aymara ve Keçuva dillerinin çeşitli lehçeleriyle birlikte ortak dil olarak İspanyolca kullanıyorlar. Fakat kısa bir süre önce halkın kendi, öz, ana dilleri olan Keçuva ve Aymara lisanları, eğitim-öğretim müfredatından çıkarılmış. Özgür bir ülke olan Bolivya, halen İspanyol kültürünü bir üst kültür olarak kabul etmeye devam ediyor.

Kaynaklarının sömürülmesini ve göz göre göre yoksullaştırılmayı bu denli benimsemiş olmaları, iç karartıcı bir tablo sunuyor. Bir zamanlar gümüş, kalay, bakır başta olmak üzere çeşitli yer altı zenginlikleriyle göz kamaştıran bu topraklarda yaşayan insanlar, şimdi kendi varlıklarının sadece birer işçisi konumunda. Eduardo Galeano, boşuna “Yerliler kendi zenginliklerinin gazabına uğradılar” dememiş… Küçük bir not; Bolivya, Amerika dışında hiçbir ülkeden vize istemiyor. Bolivya’da zorunlu askerlik yok, askerlik hizmeti isteğe bağlı. Halkın %95’i en azından görünürde Katolik, ve yüksekteki kentlerde halk daha dindar denebilir.

Güneş Adası

3810 metre yüksekliğinde ve 8288 kilometrekare genişliğindeki Titicaca gölünün bir tarafı da Bolivya’da kalıyor. Titicaca (Titikaka) kelimesinin kökeni kesin olarak bilinmemekle beraber, bu sözcük iki Aymara sözcüğüne dayanır. Titi “büyük kedi”, Kak ise “kaya” manasına gelir ve basit tercümesi Puma Kayası olarak çevrilebilir. Buna karşın Quechua (Keçuva) Dilinde titi “kurşun” veya “kurşun rengi” qaqa ise “kaya” demektir. Yani “kurşuni (kurşun rengi) kaya” anlamına gelir.

Peru sınırından geçtikten hemen sonra, Bolivya sahilinden, Copacabana’dan Güneş Adasına (“Isla del Sol”) kadar düzenli tekne seferleriyle 1 saat sürecek yolculuğa başlarken, karşımızda karlı And Dağları ve onun arkasında uzandığını bildiğimiz Amazonlar, muhteşem bir görsel şölen sunuyor. İnka Mitolojisinde Güneş Tanrısı Inti bu adada doğuyor. Güneş Tanrısının (ada girişinde bu ikisinin de heykelleri olan) çocukları ilk İnka Kralı Manco Capac ve karısı Mama Ocllo’yu (aynı zamanda kardeşi) Güneş Adası’nda (Isla del Sol) bir kayada toprağa bırakmıştır. Bu kaya (gayet fantastik yaklaşımla) bir pumanın kafası şeklindedir ve bu yüzyılda ancak uydu görüntüleriyle anlaşılabilen bu şekli, İnkaların nasıl çözdükleri yine onların mistik ve astrofizik yeteneklerine bağlanmaktadır. Manco Capac’ın kardeşinden olan çocuğu İnka kralı olur. Kardeş evliliği bundan sonra İnkalarda da devam etmiştir.

Ay Adası

Adada hayat suyu adı verilen kutsal kaynaklı bir çeşmeden su içip gençleşmeyi ümit etme fırsatını da yakaladık. Bunun için tepeye doğru 200 basamak kadar tırmandık. Normalde İnkaların yaptıkları bu merdivenlerin sayısı 2000’e ulaşıyor ama yüksek irtifanın zorlamasıyla nefes almamız güçleşince (tüm adayı besleyen içtiğimiz suya çok da güvenmeyerek) kendimizi daha fazla yormadık. Titicaca Gölü’ndeki İnka mitolojisi ile bağlantılı bir diğer ada, Ay Adası’dır (Isla de la Luna). Adanın diğer bir tarafında balık, tavuk, meyve ve sebze çeşitlerinden oluşan tamamen organik ve taze ürünlerden oluşan çok özel bir yemeği göle ve üzerindeki adalara karşı yemek de hoş bir imtiyaz.

La Paz

Bolivya’nın yönetimsel başkenti olan ve “Barış” anlamına gelen La Paz (“the peace”) resmi rakamlara göre 1 milyon, gerçekte ise 2 milyon nüfusa sahip. 4000 metrelerde dünyanın en yüksekte yer alan başkenti olarak bilinir (bazılarına göre ise, bu konuda Tibet’in Lhase şehri ile yarışır). Şehir bir çukur gibi ve merkeze gittikçe gelir seviyesi artıyor, hatta lüks siteler ve gökdelenler yükseliyor, daha yüksekçe dış alanlarda ise tuğladan yapılan gecekondular yığını dikkat çekiyor. Merkezde olmanın bir başka avantajı ise, rakım farkından dolayı havanın 2 derece kadar daha ısınması ve bu nedenle çeşitli bitkilerin yetiştirilebilmesi.

gezgindergi-dunya-latin-huznu-bolivya-4
Fotoğraf:Hülya Yıldırım

Peru’nun başkenti Lima gibi, İspanyollar tarafından kurulmuş. Meşhur Calle sokağında (Calle Jean) zamanın devrimcileri toplanır, planlar yaparlarmış. Bizim Cezayir Sokağına benziyor, bazıları müze olarak kullanılan kolonyal tarzda renk renk pek çok ev var. Bu sokağın girişinde Pedro Domingo Murillo’nun (Murillo bağımsızlık yolundaki isyan hareketini ilk defa 1810 senesinde başlatan kişi ve 1 sene sonra meydanda idam ediliyor.) müzesi de bulunuyor. Lama ve alpaka yününden imal edilen giysiler ve gümüşten yapılan malzemeler gibi hediyelik eşyalar ve ufak bir gezinti için ise Sagarnaga caddesini önerebilirim. Cadılar/Büyücüler Çarşısı (Calle de Las Burujas) da yine bu cadde üzerinde. (Bu çarşıda heykelcikler, çeşitli taşlar, renkli iplikler ve belki de en ilginci de meskenlere bereket getirildiğine inanılan Lama cenininden yapılan bazı sözde büyü malzemeleri pazarlanıyor).

Plaza del Estudiente kentin ana meydanlarından biri. “Moridar” adında tüm La Paz’ı yüksek seyredebileceğiniz bir manzara seyir terası mevcut. Yine ülkenin ilk başkanının adını taşıyan ve onun heykelleriyle süslü olan Murillo Meydanı (başka bir adıyla, Katedral Meydanı) görülmeye değer. 1998’de yapımı tamamlanan bu meydanın açılışını zamanın Papa’sı Jean Paul yapmıştır ve İtalyan-Fransız mimarların ellerinden çıkan eserlerle süslüdür.). Başkanlık Sarayı ve Kongre Binası yine burada. Etnografya müzesi ve farklı sanatçıların iç açıcı eserlerinin sergilendiği Ulusal Sanat Müzesi ise bir başka alternatif.

Ay Vadisi

La Paz şehrinden 10 km. kadar uzakta yer alan Ay Vadisi (Valle de la Luna) yapıca Kapadokya’ya oldukça benzeyen bir oluşum sergiliyor. Önemli bir farkı, Kapadokya’nın volkanik, Ay Vadisindeki rengârenk kayaların ise tortul taşlardan oluşmuş olması.

gezgindergi-dunya-latin-huznu-bolivya-5
Fotoğraf: Hülya Yıldırım

Bölgeye, hiç kuşkusuz, Ay yüzeyine benzediği için bu ad verilmiş. 100 kilometre uzunluğundaki bu milli parkın ancak küçük bir bölümü ziyarete açık, ama bu bile konuklarını fazlasıyla etki altına almaya yetiyor. Bu yapıların aslında denizin altından çıkan deniz kumu birikintileri olduğunu öğreniyoruz. Tektonik hareketlerle yükselen alan, zaman içerisinde erozyona uğrar. Nazca çizgileri aklıma geliyor, sanki yine birtakım dünya dışı varlıklar deniz kenarında bir kumdan kale oyununa başlayıp, bir süre sonra da sıkılarak bu oyunu yarım bırakıp gitmişler kendi gezegenlerine. Zamanla yağış rüzgâr ve sıcaklık gibi aşındırıcı etmenler neticesinde, ortaya çıkan son hali büyüleyici olmuş. Vadideki harika kaktüsler ayrıca dikkatimi çekiyor.

Santa Cruz

Ülkenin doğusunda yer alan Santa Cruz (tam ismiyle “Santa Cruz de la Sierra”) La Paz’a 700 km uzaklıkta, 2,5 milyon nüfusuyla ülkenin en kalabalık ve gelişmiş şehri. 4000 metreden 400 metrelere indiğimizde, ciddi bir ferahlama hissediyoruz. Sanki bir sahil kasabasına geldik, etraf yeşil ve mamur. Yağmur ormanlarına yakınlığı ve tropik iklimi ile farkını gösteren Santa Cruz’un halkı, petrol, doğal gaz ve tarım ile geçimini sağlıyor. Şehirde sene boyunca sıcaklık 20-32‘C arasında değişiyor. Ancak Haziran ayının ilk yarısında 10 ‘C’yi buluyor. Üstelik bu kent ülkenin sanat ve edebiyat merkezi niteliğinde. San Lorenzo Katedrali ve 24 Eylül Meydanı görülmeye değer. Santa Cruz’da yaşayanlar koka kullanmıyorlar ve lama eti yemiyorlar. Bunların yüksekte yaşayanlara özgü olduğunu söylüyorlar. Ve aynı zamanda Aymara ve Keçuva gibi ayrımlara da gitmiyorlar. Daha şehirli olduklarını düşünüyorlar ve bizim İstanbullu dememiz gibi ‘Santa Cruz’lu’ diyorlar kendilerine.

Mutfak

Lama eti protein bakımından zengin olmakla birlikte, hiç kolesterol içermiyor. Ülke çapında çok yaygın olan ve bir And tarım kültürü olarak adlandırılan koka ise protein, vitamin, karbonhidrat ve kalsiyum zengini bir gıda. Kokodan çay ve ilaçlar yapıyorlar. Tabii halen yasadışı olarak kokain üretimi sürüyor. Ancak, yine de bu bitkinin küresel bazda en büyük alıcısı Coca-Cola firması. Charquekan (kurutulmuş lama eti, kurutulmuş mısır ve patates), anticucho (iri parçalar halindeki sığır yüreği patates ve fıstıklı bir sosla servis edilir), sajda de polo (tavuk, çili soslu, soğan ve patates), falso coneja (ezilmiş sığır eti, makarna ve patates) gibi yemekleri ve Singani adındaki içecekleri meşhur. Görüldüğü üzere, patates fazlaca tüketilen bir gıda. Onlarca türü var, gerek taze, gerekse yıllarca saklanarak tüketilebiliyor. Açıkçası, Bolivya’da ete doyulur, bizim ocakbaşını andıran mekânları var ve çok çok ucuz. Sözün özü, kendi sınıfındaki benzer ülkelerde de gördüğümüz üzere, yoksulluk ve perişanlıkla birlikte yürüyen tuhaf bir kabullenmişlik ve huzur duygusuna sahip Bolivya insanı hafızamda yer ediyor. Kim bilir, belki de bilmemenin getirdiği bir mutluluk durumudur bu. Çirkinlikler ve güzellikler bir arada, ama bir şekilde her şey yerli yerinde.

St. Augustine’in o güzel sözüyle bitirelim yazımızı; “Dünya bir kitaptır, gezmeyenler sadece bir sayfasını okur…”

Bir Latin Hüznü; Bolivya – Bu yazı 2014 yılının Temmuz ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 89. sayısından alınmıştır.

Yazar : Sevde Sevan Usak

Sevde Sevan Usak
Kağıt Gemi Ajansı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir