Anasayfa » TÜRKİYE » Gizem Krallığı Harran Ya Da Ondan Geriye Kalanlar Öyküsü
harran-turkiye-gezgindergi (3)

Gizem Krallığı Harran Ya Da Ondan Geriye Kalanlar Öyküsü

Yazı: Asım Fahri Çelik

Onun öyküsü insanlık tarihi kadar eskidir. Öylesine lafı geldiği için söylenmiş bir söz değildir bu. Efsaneler, Hz. Adem ve Havva’nın yeryüzünde ilk ayak bastıkları yer olarak söz ederler ondan. Eşyanın isimleri öğretildiğinde Hz. Adem’e, ihtimal ki toprağın ilk sürüldüğü yer olarak da seçilmiştir. Denildiği gibi rivayet sadece.  Daha bilimsel kayıtlarda ise geçmişi on bin  beş yüz yıla kadar dayandırılır.

harran-turkiye-gezgindergi (8)

Ve  kutsal metinlerde bir çok peygamberle birlikte anılır adı. Kuruluşu   ta Nuh Nebi’ye; daha doğrusu torununa kadar dayandırılır.  Hz. İbrahim’in bir müddet konakladığı ve  babasını gömdüğü yer olarak geçer  Tevrat’ta burası. Ve Musa Nebi Aleyhisselam’ın Şuayp Peygamber’in koyunlarını güttüğü ve o meşhur asasını da O’ndan burada aldığı söylenir.

harran-turkiye-gezgindergi (7)

Eski Babil metinlerinde Kaskal ya da Harranum diye rastlanır adına. Kuzey Suriye’de bulunan Ebla tabletlerinde Haranki; ondan daha sonra gelen Mari tabletlerinde ise Harranimki, Kaskalnimki diye anılır.  Erken Hititler bulunduğu bölgeye “Hur ülkeleri” derken,  kendisine  Harana ya da Kaskalni şeklinde hitap ederler. Yeni Asurlular ise  Harrana ya da Harranu telaffuzunu benimserler.  Kitab-ı Mukaddes’te adı Paddan Aram (Aram Diyarı) iken Tevrat’ta Haran’dır.

Birbirine yakın telaffuzlarla kullanılan bütün bu isimlerin anlamı ise bir yolculuğun neredeyse tüm tedailerini barındırır bünyesinde. Asur dilinde “akın, ordu,  yol, kara yolu, patika, seyahat” demek olan anlamı, Sümerce ve Akatça’da ise “kervan veya geçit yeri” olarak karşılık bulur.

Cullab ve Deysan ırmaklarının beslediği ve büyüttüğü etrafı balta kıymaz ağaçlarla çevrili bir ovanın kucağında kurulduğunda, adı İstanbul ya da Antakya  olan herhangi bir antik şehrin kurulmasına daha  asırlar vardır. Bunların yaşı bir üç bin yıl kadar vardır ki, varın siz hesap edin gerisini.

harran-turkiye-gezgindergi (6)

Bundan üç bin yüz yıl önce sulak topraklarında Asur krallarının fil avladığı bu diyarlarda, bir taraftan  ticaret, bir taraftan tarım ve hayvancılık almış başını yürümüşken ilmin de türlü türlüsü, hünerin ise gün görmemişi dahil her nev’i mevcut imiş bir zamanlar.

Ur şehrine yardımcı bir ticaret merkezi olarak kurulduğu söylenir ama, ne zaman ya da kimin tarafından kurulduğu tam olarak bilinmez Harran’ın. Tahminlere göre ilk sakinleri oraların yerlisi Sami kavimler, Aramiler ya da eski Babilliler’dir.

İsa Nebi’nin zuhurundan  2000 yıl evvel Asur şehrinden sonra en önemli merkezlerden biri idi  Harran. Şehircilik anlayışları sanat ve teknik yönünden zirveye ulaşmış ve asırlarca da öyle kalmıştır.

Şimdi bir harabeler yığını olsa da, bir zamanlar dünyanın ilk şehrinin, ilk mâbetlerinin bulunduğu ve tarımın  ilk  başladığı yörede kurulmuş; güzelliği ve kendine has mimarisiyle  adı dilden dile dolaşan bir şehirmiş Harran.  Ayrıca dünyanın en eski üniversitesinin de bu şehirde  inşa edildiği hep söylenegelen bir efsanedir.

Meşhur Harran okulunun beslendiği kaynaklar pek çoktu. Köklerinin Keldani ve Mecusi kültürüne dayandığı söylenen bu okul, yok olmak üzereyken kurtardıkları bazı eski Yunan elyazmaları sayesinde ufuklarını genişletmiştir.  Özellikle Hıristiyanlık Roma’dan aldığı güçle hızla yayılırken  Harran da eski öğretilerin son sığınağı haline gelir. Örneğin İskenderiye’de bulunan bilim yuvalarının temsilcileri bu yeni dine teslim olmamak için akademileri ve felsefe okullarını Harran’a taşırlar. Kitapları ve öğretileri güvence altında Harranlılık kültürüne önemli katkılar sağlarlar. Bilim efsaneleri Rönesansın varlığını da  bu sığınmalara bağlarlar. Zamanla Hıristiyanlık’ın da öğretilerinden parçalar alan Harran kültürü ve ekolü  Yahudi inanışından ve İslam’dan da etkilenerek varlığını yüz yıllara yaymayı başarır.

harran-turkiye-gezgindergi (2)

İlk defa  Dünya ve ay arasındaki mesafeyi ölçen El-Bettani, Astronomi ve Matematik hakkında özgün eserlere imza atan eski Yunan klasikleri mütercimi, bir dönem Halifenin sarayında hekimlik ve danışmanlık da yapmış olan ve bununla birlikte eski Sabiilik dininden dönmediği söylenen Sabit Bin Kurra da  bu şehirden çıkmış bilgin takımındandır.

Harran sadece Anadolu için önemli bir siyasi, dini ve kültürel merkez değildi. Suriye ve kuzey Mezopotamya için de paha biçilmez bir kıymeti haizdi. Geçmişinin ilk devresinde yani milattan evvel üç bin yıllarından dördüncü yüzyıla kadar geleneksel Asur- Babil çoktanrıcılığını ve pagan inanışını benimseyen Harran, İskender’in ordusu Anadolu’ya gelip Persleri memleketlerine gerisin geriye sürdüğünde Helen kültürünün etkisine girer. Milattan önce 4. yüzyıl ile Milattan sonra 7. yüzyılı kapsayan bu ikinci dönemden sonra ise Hermetisizm’in ve Hıristiyanlığın öğretilerine kapılarını açar. Harran’ın yıkılış zamanı olarak bildirilen Milattan sonra 13.yüzyıl dolaylarına gelindiğinde Harran çoktan bir İslam şehri olmuş ve  ilmi çalışmalarını bu bağlamda yürüten en önemli ilim merkezlerinden biri haline gelmişti. Bu da onun üçüncü ve en son debdebeli dönemidir.

harran-turkiye-gezgindergi (1)

Anadolu’da inşa edilen ilk kilisenin ve ilk caminin de burada olduğu söylenir. Ancak Harran’ın öteden beri kendi dini Sabiilikti. Asurlular gelmeden evvel de Harran’da hep Ay’a tapılırdı. Ay tanrılarının adı Sin idi. Onlara göre bütün tanrıların efendisiydi. Ve Mezopotamya’da aya tapıcılığının kuzeydeki en önemli merkezi olarak kabul gören memleketlerinde onun adına mabetler kurmuşlardı. Gök cisimlerine tapıp onlarla ilgilenmelerinden dolayı özellikle Nücum ilminde ( ya da günümüzdeki ismi ile) Astrolojide ve onun çocuğu Astronomide epeyce mesafe kat etmişlerdi.

Astroloji, sihir ve büyüde mahirdiler öteden beri Harranlılar. Muhtelif Ortaçağ kaynaklarında, Harranlıların hayvanları özel yöntemlerle öldürmek suretiyle onların iç organlarını inceleme, kuş falı ve benzeri sihir, fal ve kehanet işleriyle uğraştıklarından söz edilir. Yeryüzündeki gizli kapaklı kalmış birçok gizli ilmin de merkeziymiş Harran bir zamanlar. Toplanan bir çok ezoterik metnin ve kitabın burada yüzyıllarca korunması ve bunların dünyaya Harran’dan yayılması, hakkında bir dolu gizemli efsanenin de doğmasına yol açmıştır.  Bu sebeple Gizemli Gül-Haç tarikatından tutun da Süleyman mabedini koruduklarını söyleyen Tapınak şövalyelerine kadar birçok yeraltı ve yer üstü güruhunun da ilgi alanı ve ziyaret mekanı haline gelmiştir yüzyıllar boyu Harran. Mabetlerin yeraltı dehlizlerinde gözlerden uzak dine giriş törenlerinin düzenlendiği ve bu törenlerde üye olmaya hak kazananlara inançlarının esoterik öğretilerinin benimsetildiği söylenir.

harran-turkiye-gezgindergi (1)

Binlerce yıllık kültür ve bilim zenginliğini bünyesinde toplayan ve topluma kazandıran Harran ahalisinin gelen geçenden devşirdiği birikimlerle bir zamanlar tüm dünyayı kapsayan  kayıp bir bilgeliğin son varisleri olduğu da başka bir söylencedir.

Uzun tarihi boyunca Babil, Keldani, Asur, Hitit, Med, Pers ve İskender Krallığının hükümranlığını görmüş olan Harran,  sonra da sırasıyla Roma, Bizans, Emeviler, Abbâsiler, Hamdâniler, Nûmeyriler, Selçuklular, Zengiler, Eyyûbiler Memluklar ve Osmanlılar arasında el değiştirir. Ama Harran, 1200 yılların ortasında yaşadığı bir travmadan sonra bir daha kendine gelemez. Bu travmanın adı Moğol istilası idi. Eski Roma’da bir söz vardır, “Vulnera Omnez Ultima Nekad” diye.. Bunu yaptıkları güneş saatlerine kazırlarmış. Anlamı “hepsi yaralar, sonuncusu öldürür” demek. Gerçekten de bu son istila neredeyse her anlamda öldürür Harran’ı.

harran-turkiye-gezgindergi (2)

O yağmalanmış ve harap haliyle gelir günümüze kadar. 1987 yılında ilçe unvanını ancak hak eder.  Bu günün Harran’ı Şanlıurfa’nın 44 kilometre güneydoğusunda onca yolu üşenmeden tepip gelen turistlerin sıkça ziyaret ettiği köy görünümlü bir ilçedir sadece. Kendi adıyla anılan ovanın ortasında başına gelecekleri eski bilgeliğinden aldığı sabırla bekliyor.

Bize düşen de o zamandan günümüze kalanların listesini tutmak ve akıbetlerini yazmak oluyor bundan sonra. “Görülmesi Gerekenler” başlığı altında sıralanabilecek olan listenin en üstünde tabii ki meşhur Harran evleri yer alıyor.

harran-turkiye-gezgindergi (3)

Bindirme tekniğinde külah biçiminde yapılmış konik kubbeli evleri, bu gün Harran deyince akla ilk gelen görüntülerden birisidir. Tarihi, sekiz bin yıl evveline kadar uzanıyor bu evlerin. Hala aynı teknikle ve aynı estetik anlayışıyla inşa edilmeleri de ilginç tabi.  Bu teknikle inşa edilmiş evlerin yoğunlukta olduğu tespit edilen Urfa-Birecik ve Urfa-Akçakale gibi bölgelerde evlerin kubbeleri kerpiçle örtülüdür. Harran evlerinde ise kubbeler tuğla kullanılarak örtülmüştür. Bu da zamanımıza kadar ulaşabilmelerinin bir sebebi olsa gerek

Evler içerden en çok 5 metreye kadar varan kubbelerle, 30–40 tuğla dizisi kullanılarak örtülmüştür. Düzensiz sıvanan balçıkla bağlanan kubbe ve duvarların içinde ve dışında da bu harç kullanılmıştır. Yörenin iklimine intibak etmiş bir mimari tarzdadır bu evler. Yazın serin kışın sıcak tutmasıyla ünlüdür.

Şehrin ortasında yirmi iki metreye kadar yükselen bir  höyük var.  Tarih öncesi devirlerden  Miladi 13. yüzyıla kadar iskan görmüş olmasıyla ünlü. En üst tabakasında İslam dönemi şehir kalıntıları bulunan höyükte bu döneme ait su kuyuları  avlulara açılan odalar, kare ve dikdörtgen planlı, bitişik nizamlı evler, bu evlerin oluşturduğu dar sokakların izlerine rastlanır ki  bu da bize eski  İslam şehirleri ve konut mimarisi hakkında  hatırı sayılır bilgiler veriyor.

Harran Kalesi  ise  diğer önemli tarihi figürdür.İç kalesi şehrin güneydoğusunda kalır.  Harran’ın surlarının o kesimdeki bölümünü oluşturur. Burada bir Sabii tapınağının varlığından söz eden kaynaklar da var. Emevi halifesi II. Mervan bir de 10 milyon dirhem altın harcayarak yaptırdığı   saraydan bahsedilir. Hatta bu sarayın  kalenin esasını oluşturduğu tahmin ediliyor.

harran-turkiye-gezgindergi (4)

Kale üç katlıdır.  Planı düzensiz dikdörtgen şeklindedir. Dört köşesinde bulunan on iki kulesinden kuzeybatıdaki tamamiyle yıkıktır. Güneydoğudaki kulenin dış kısmı yıkılmış olup, iç kısmı ayaktadır. Güneybatıdaki ve kuzeydoğudaki kuleler ise kısmen ayaktadır.

Muhtelif kaynaklarda adı  “Camii el-Firdevs” veya “Cuma Camii” olarak geçen Harran Ulu Camiinin de temelini Sabilerin taptığı Ay Tanrısı Sin Tapınağı oluşturduğu sanılıyor. Şekli şemali 8. yüzyıl Emevi camilerine çok benzer. 1174 yılında Halep hükümdarı Nureddin Mahmut Zengi tarafından büyük çapta yenilenen ve genişletilen caminin bu görülen taş işçiliği ve süslemeleri de o döneme aittir. Altı kapısı  ve revaklarla çevrili şadırvanlı bir avlusu vardır.

Bunların dışında Şanlıurfa-Mardin karayolunun 35. km ‘sinden sağa sapılarak 30 km. sonra ulaşılan Soğmattar tarihi kent kalıntısı, Han el-Ba’rur Kervansarayı ya da Şuayb Peygamberin yaşadığı  Şuayp Şehri harabeleri gezilip görülebilir.

Harran, uzun ve hareketli tarihinin şaşırtıcı bileşenleriyle doludur demek isterdik.  Ne yazık ki, yüzyıllara yayılan istilalar, üst üste gelen doğal afetler, yağmalar şehirde (bu kelimeyi ezilip büzülmeden söylemek isterdim) geçmişe dair pek az şey bırakmış. Elde kalan üç beş mabet kalıntısı, konik kubbeli evler, eski kale, höyük vesaire vesaire.  Bunlar bile az değildir aslında. Lakin, öncesinde  muhteşem bir  medeniyetin yaşandığını  öğrendiğiniz bu yerlerden daha fazlasını bekliyorsunuz ister istemez. Azımsıyorsunuz ve bu da ağır geliyor tabi.

Gündüz  sarı ve kahverenginin ara tonlarıyla dümdüz monoton bir manzara sunan ovadasınız. Akşamları  kızıl sarıya dönüşür de biraz neşe katar cana. Yetinirseniz üstüne içilen bol şekerli ve fakat iyi demlenmiş bir çay, güneş altında aşırı ısınmış hüznünüzü  akşam üzeri keyfe de dönüştürebilir. Ve yıldızlar. Onları unutmamalı. Eski Harranlıların Yıldızbilimiyle uğraşmalarını haklı çıkarak kadar güzel gözüküyorlar burada. Sırf bunun için bile gelinir mi bilmem. Ama  Harran’a kadar gelmişseniz boş dönmezsiniz emin olun. Herkes kendi nasibince doldurur gider torbasını buradan.

Gizem Krallığı Harran Ya Da Ondan Geriye Kalanlar Öyküsü – Bu yazı 2008 yılının Mayıs ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 16. sayısından alınmıştır

Yazar : GEZGİN YAZAR

GEZGİN YAZAR
Türkiye'nin Gezi, Seyahat ve Fotoğraf Dergisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir