Anasayfa » TÜRKİYE » Köklü Bir Tarihî Geleneğin ve Kültürel Çeşitliliğin Başkenti
gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (4)

Köklü Bir Tarihî Geleneğin ve Kültürel Çeşitliliğin Başkenti

SİVAS

Yazı: Seda Yeşildal

Ünlü gezgin Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde söylediğine göre önemli bir eyalet merkezidir ve beldelerin anasıdır Sivas. Günümüze dek ulaşan ve şehrin tarihi siluetinde hâkim olan mimari yapı Osmanlıdan çok Selçukludur.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (1)
Şifahiye Medresesi – Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

Bazı ruhlar vardır; gezmeyi, yeni diyarlar tanımayı, farklı hayatlara kültürlere yakından bakmayı, böylelikle hayatlarını inşa etmeyi, kısacası tadına vara vara yaşayarak, bizatihi bir şeylerin içinde olarak öğrenmeyi, çıkılan bu seferin sonunda, en nihayet ‘olmayı’ kendilerine merak edinmişlerdir. Bunun içindir ki, tarih boyunca pek çok seyyah, kâşif, gezgin – adına ne derseniz deyin – ortaya çıkmış, gördüklerini, şahit olduklarını kaleme alarak, geniş bir seyahatname kültürünün oluşmasında emek vermişlerdir. Fakat bazı ruhlar da, damarlarında gezinen bunca gezginliğe rağmen, başta sözü edilen gezginler kadar, belki ‘cesur’ olamamış, belki gereken imkanları elde edememiş, bu sebeple merak edilen diyarları gidip görme fırsatları olmadığı için, seyahatname tarzı kitaplarda yazılanlarla açlıklarını doyurmaya çalışmışlardır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (40)
Buruciye – Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

Bu yazı da – elbette hiçbir iddia ileri sürmeksizin – sözü edilen gezgin ruhların Anadolu’nun tarihi en eski, bu bakımdan en önemli şehirlerinden biri olan Sivas hakkındaki meraklarını bir nebze olsun gidermek, onlara şehir hakkında genel bir malumat vermek  üzere yazılmıştır. Elbette gidip görmek gibisi yoktur, lâkin bu da satırlar arasında bir nevi sanal bir seyahattir. Evet, çok gezen mi bilir, çok okuyan mı sorusu hemen her zaman akılları kurcalamıştır. Bir diyarı, bir medeniyeti, bir kültürü bizatihi tadarak, görerek, yaşayarak öğrenmek ve anlamakla kitabî bilgi elbette bir değildir, fakat bazen satırlar da nice keşiflere gebedir.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (46)
Şifahiye Medresesi – Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

Efendim, hakkında kitapların neşredildiği, Sivaslı yazarların kaleme sarılıp kendi yaşanmışlıklarıyla beraber bütün canlılığıyla, eskiden günümüze ulaşan mirasıyla anlattığı Sivas’ı merak edenlerdenseniz, buyurun satırların âleminde beraber seyrân edelim. Biliyor musunuz, bugün merak ettiğim halde gidip göremediğim şehir, tam 10000 yıldır yerleşim yeriymiş. Hem 1927’de Chicago Üniversitesi’nden gelen arkeologların hem de 1945 yılında Türk arkeologların yaptığı kazı ve araştırmada elde edilen buluntular, kadim zamanlarda “Sebasteia” diye anılan yörenin tarihin ilk zamanlarından beri yerleşim yeri olduğunu, ilk yerleşimin Neolitik Çağ’a (M.Ö. 8000-5500) kadar uzandığını, yörede en eski dünya medeniyetlerinden Perslerin, Etilerin, Hititlerin ve Asurların hüküm sürdüğünü göstermiş.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (33)
Şifahiye Medresesi – Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

M.Ö. 17. yy.da şehrin güney tarafı, Hitit sınırları içinde yer almakla beraber, Geç Hitit döneminde “Tilgarimmu” adıyla anılmaya başlanmış. M.Ö. 7. yy.da Kimmer ve İskit istilalarına uğramış, hemen bir sonraki yüzyıl, Medler’in ve onun ardından Perslerin hâkimiyeti altına girmiş. M.Ö. 4. yy.ın ikinci yarısında, Büyük İskender’in Makedonya yönetimi altında kısa bir süreliğine kaldıktan sonra, Kapadokya Krallığı’na bağlanmış. M.S.17.yy.da, bütün Kapadokya’ya Roma hâkim olmuş. Bu dönemde, kısa süreler için Partlar’ın ve Sasaniler’in eline geçmiş.

En nihayet Malazgirt Savaşından önce Sivas’a kadar uzanan Selçuklular, 1059’a doğru bir ara şehri ele geçirmişler. Savaşın zaferle sonuçlanmasının ardından yöreye Türkler hâkim olmuş. Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın kumandanlarından Emir Danişment tarafından ele geçirilen şehir, uzun süre Danişmentlilerin hakimiyeti altında bulunmuş. 1174 senesine gelindiğinde, II. Kılıç Arslan, şehri Selçuklu Devleti sınırlarına dahil etmiş. Ve başlayan Selçuklu dönemiyle, Sivas yeniden gelişmiş. Surlar, Alaaddin Keykubat tarafından 1220’lerde, Moğollara karşı alınan tedbirler dâhilinde tamir ettirilmiş.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (32)
Şifahiye Medresesi – Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

Burada bir parantez açarak Selçuklu döneminde Sivas’ın durumundan ve ticari hayatta etkili olan ve kültürümüzde- geleneğimizde önemli bir konumu bulunan ahi teşkilatından biraz bahsedelim. Kaydedilen bilgilere göre Selçuklu dönemi Sivas’ında, ticaret, sanayi ve zanaat hayatı oldukça canlıdır. Çünkü o dönemde Sivas, doğuyla batı arasında ticari bağlantıyı sağlayan bir şehir haline gelmekle birlikte aynı zamanda bir üretim merkezidir. Bilhassa yünlü ve pamuklu dokuma yapımı ilerlemiştir. Mesela Hamdullah Kazvînî Sivas soflarının (sûf-i Sivasî) meşhur olduğunu, hatta ta İran’a kadar gittiğini nakleder. “O zaman İran’ın sanayi inkişafı göz önüne getirilirse bu kumaşların ehemmiyeti ve Sivas şehrinin sınaî faaliyeti daha kolay anlaşılır.” Yabancılar dahi, orta çağda meşhur olan Türk halılarını Sivas’taki ticarethanelerden satın alırlar. Devamını Sivas’a dair yazılan bir yazıdan alıntılayarak nakledelim:

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (45)
Şifahiye Medresesi – Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

“O zamanki ahi birlikleri şeklinde örgütlenen zanaatçı-meslek erbabı kendilerine ait imalathanelerde çalışır, ürettiklerini ya kendi imalathanelerinde veya dükkânlarında pazarlarlardı. Bu çarşılarda teşkilatlanan her zanaat dalında birer ahi temsilcisi bulunurdu. Aralarında siyasi otoriteden bağımsız olarak teşkilatlanan bu birliklerin örgütlenmesi o kadar sağlamdı ki, yönetimlerin değişmesi onları pek etkilemiyordu. Kendi aralarında bütünlüğü koruduklarından ve büyük bir topluluğu bünyesinde topladıklarından siyasi olaylar üzerinde de etkili olup, yerine göre devletin hem yanında, hem
de karşısında yer alabiliyorlardı. XV. asrın başlarına kadar önemini koruyan Sivas’ta siyasi olaylar üzerinde etkili olan bu birlikler, aynı zamanda şehrin burjuvasını teşkil ediyor, önemli bir ekonomik ve toplumsal birlik oluşturuyorlardı.”

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (48)
İlk Meclis binası – Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

“Tüm Anadolu şehirlerinde sağlam bir organizasyonla teşkilatlanan ahi birlikleri, Selçuklu devletinin ‘…asayişini koruma işinde önemli bir vazife görüyordu. Başlarında ahi reisleri, yani ‘ihvan’ ve ‘yiğitbaşılar’
(yahut ‘serveran’) olduğu halde bölükler teşkil eden ‘fityan’ (gençler), dâhili karışıklıklarda ayaklanmalarda kullanılmışlardır.” Görüldüğü gibi ahi birlikleri yerine ve zamanına göre hem devletin asayişini koruyabilen, hem de ayaklanma ve siyasi huzursuzluklar çıkarabilen bir örgüt olabiliyordu. Bunu
şu şekilde yorumlayabiliriz: ‘Devlet, ahi birliklerinin desteğini aldığı müddetçe rahat olur. Aksine büyük bir siyasi ve toplumsal gücü kaybetmiş ve karşısına almış olur.’”

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (34)
Divriği esnafı – Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

Selçuklular zayıflamıştır. 243 yılında kesin bir yenilgiyle sonuçlanan Kösedağ Muharebesiyle şehrin idaresi Moğollara geçer. Bu dönemlerde, bütün bir Anadolu gibi, Sivas da bir iç huzursuzluğu yaşamaya başlar. Bu durum, şehrin idaresinin yine elden ele geçeceğinin habercisidir. İlhanlı nüfuzu altında Selçuklu hâkimiyetinin devam ettiği 13. yüzyılın 2. yarısında Sivas siyasi kararsızlıktan çok sıkıntı çeker. 14.yüzyılın başından itibaren, Anadolu, İlhanlıların Anadolu’ya gönderdikleri valiler tarafından idare edilmeye başlanır. Sivas da Kayseri ile birlikte, bu valiler tarafından merkez olarak kullanılır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (41)
Çifte Minare – Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

14.yy.da şehri ziyaret eden meşhur seyyah İbn-i Batuta, seyahatnamesinde burayı İlhanlıların Anadolu’daki en büyük şehri diye tanımlarken şu cümleyi kullanır: “Irak Melikinin Anadolu’daki şehirleri içinde en büyük olanıdır.” Ayrıca, şehrin inşa tarzının güzel, sokaklarının geniş, çarşılarının kalabalık olduğunu söyler. Yaşanılan onca sıkıntıya rağmen, şehirdeki abidevî eserlerin en önemlilerinin İlhanlılar zamanında yapılmış olması dikkat çekicidir. Bu sıralarda Sivas’ın çok önem kazandığı anlaşılmaktadır. Abu’l-Fida, 14. yüzyılın ilk yarısında Sivas’ı pek çok tüccarı bulunan, meşhur bir şehir olarak tasvir eder. Hamd Allah Al-Mustavfi Sivas’ın zahire, meyve ve pamuğunun bol olduğunu söyler. (Sivas’ta pamuk yetiştiği ifadesi hatalı olup Cihannümaya kadar, daha başka bir takım kaynaklarca da tekrarlanmıştır.)

Heyd, (Histoire Du Commerce Du Levant 1923) 13. yüzyılda Konya, Suriye ve Irak tacirlerinin burada toplandıklarını, 14. yüzyılda Sivas’ın Avrupa ile bağlantı halinde olduğunu ve burada bir Ceneviz Konsolosu bulunduğunu kaydeder.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (2)
Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

Bu sırada Sivas, İlhanlı hükümdarı Abu Said Bahadır Han’ın Naibi olarak Anadolu’nun büyük bir kısmını idare eden Emir Alaaddin Eratna hâkimiyetinde bulunmaktadır. Alaaddin Eratna Bey, daha sonra Memlük idaresine geçer, 1343 senesine gelindiğinde bağımsızlığını ilan ederek, devletine merkez olarak Sivas’ı seçer. Halk onun memleketi idaresinden ve adaleti sağlamasından memnun olarak, âlim bir hükümdar olan Eratna Bey’e Köse Peygamber ismini verir. Sivas, Kayseri, Niğde, Aksaray, Ankara, Develi, Karahisar, Amasya, Tokat, Merzifon, Samsun, Erzincan, Şarkikarahisar (Şebinkarahisar) ve Çorum’dan ibaret bir devlet kuran Eratna Bey’in saltanatı on yıl sonra ölmesiyle son bulunca, ardından Kadı Burhaneddin idareyi devralacaktır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (46)
Şifahiye Medresesi – Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

Elimizdeki kaynaklara göre, Kadı Burhaneddin gençliğinde askeri terbiye görmüş, spor yapmış, âlim kıyafeti yerine asker elbisesi ile gezmeyi tercih etmiş, kış geceleri ilmi tetkiklerde bulunarak kitaplar ve şiirler yazmış bir zattır. Türkçe, Arapça, Farsça şiirler yazan Kadı Burhaneddin’in Türkçe olan bir divanı (British Museum) da olup fotoğraflarla alınmış bir nüshası Necip ASIM Bey’in teşebbüsü ile Ankara Milli Eğitim Bakanlığı Kütüphanesi’ne konulmuştur. Timur istilasını göz önünde tutan Kadı Burhaneddin, şehir surlarının yanına derin hendekler açtırarak kaleleri tamir ettirir. Akkoyunlu beyi Karayülük Osman ile yaptığı savaşta Kadı Burhaneddin’in ölümü (1398) üzerine yerine Küçük oğlu Alâaddin geçirilmişse de, Timur tehlikesine karşı şehir, bizzat halk tarafından Osmanlılara, padişah Yıldırım Bayezıd’a teslim eder. Fakat bu sefer de 1400’de Timur şehre göz diker. Büyük bir ordu ile Anadolu’ya giren Timur, Yıldırım Beyazıt ile karşılaşmadan önce Erzincan üzerinden, 180.000 kişi ile şehri ansızın kuşatır. Kalede 4000 kişi vardır. Yıldırım Beyazıt’ın oğlu Şehzade Emir Süleyman destek getirmek amacıyla şehirden çıkar. Kuşatılan şehre dışarıdan top yağdırılır, surlara lağım atılarak büyük gedikler açılır. Şehir ancak 18 gün dayanabilir, Yıldırım’ın mağlup edilmesi üzerine Sivas Timur idaresine geçer. Kan dökülmemek şartı ile teslim olan müdâfiler diri diri toprağa gömülür, halk kılıçtan geçirilir, surlar yıkılır ve şehir üç gün yağmalanır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (15)
Karagöl köyü – Fotoğraf: Murat Aydın

Timur’un tarihçisi Şerafettin Yazdî, Sivas surlarının çok sağlam olduğunu, kuzey, güney, doğu ve batının hendeklerle kuşatılmış olduğunu, 7 kapısının bulunduğunu kaydeder. Evliya Çelebi’nin tasviri de bu hükmü desteklemektedir. A. Gabriel’de Timur’un Sivas surlarını tamamen yıkmadığını, kale bedenleri ile kapıları tahrip ettiğini yazar. Bu devirde Sivas çok harap edilir, bir kötülüğü ifade etmek için şu sözü deyim olarak Sivaslılar yıllarca söyler: “Sana öyle bir kötülük edeyim ki Timur ivas’a etmemiş ola.” Bu mezalimin ardından şehir, kısa bir süreliğine Kadı Burhaneddin’in damadı Mezid Bey’in elinde kalır. Fakat eski ekonomik ve siyasi canlılığını hemen hemen kaybetmiştir. Oysa Sivas, Anadolu’nun önemli şehirlerinden birisidir. Yıldırım Bayezid’e isnat edilen şu söz bunu ispatlar: “Ertuğrul gibi oğlun mu öldü? Sivas gibi şehrin mi yıkıldı?” Aynı zamanda Sivas’ın Moğollar tarafından istila edilerek, yakılıp yıkılmasından duyulan üzüntü de bu sözle anlatılır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (21)
Karagöl köyü – Fotoğraf: Murat Aydın

1403-1408 yılları arasında, Çelebi Mehmet marifetiyle yeniden Osmanlılar hakimiyeti ele geçirir. 1472’de kısa bir süreliğine Akkoyunluların şehri ele geçirmesinin dışında, şehrin hâkimiyeti bundan sonra hep Osmanlılarda kalmıştır. Osmanlı hâkimiyeti altında Sivas büyük bir eyalet merkezi olur. XVI. yüzyılda Eyalet-i Rûm (Anadolu Eyaleti) denilen Sivas eyaleti, Paşa Sancağı olan Sivas’tan başka Amasya, Çorum, Yozgat, Divriği, Samsun ve Arapkir Livalarını ihtiva etmek üzere Orta Fırat havalisinden, Orta Karadeniz bölümüne kadar uzanır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (18)
Karagöl köyü sakinleri – Fotoğraf: Murat Aydın

1649’da Sivas’tan geçen Evliya Çelebi, şehir hakkında şu bilgileri nakleder:  “ Sivas, surların çevrelediği alanda 44 mahalleye bölünmüştür ve burada 4600 ev bulunur, ayrıca Yukarıkale (ya da İçkale) ve Paşa Kalesindekilerle bu sayı 6060’ı bulur.” Yine Evliya çelebi, 17. Yüzyılın ilk yarısında Sivas Ulu Cami yanındaki bedestende 1.000 adet dükkân bulunduğunu söyler. Evliya çelebi’nin anlattığına göre pamuklu bez, yorgan bezi, basma, işli perdeler, ayakkabı mest, ağa çizmeleri imal edilir ve pazarlanırlarmış. Şehir nüfusu hakkında verilen bilgilerse, birbirini tutmamaktadır. 19. asrın sonlarına nüfusun 30000–45000 arasında değiştiği aktarılır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (13)
Fotoğraf: Murat Aydın

Meyveli ağacı taşlarlar hesabı, bir türlü âsûde bir dem yaşayamayan şehir, 17. ve 19. yy.lar arasında, Kapıkulu ve Tımarlı askerlerin bozulması, rüşvet, iltimas ve haksızlıklar ile uzun süren harpler gibi sebeplerden Anadolu’da çıkan ayaklanmalardan Sivas da “nasibini almıştır.” Yozgatlı Celal adlı bir eşkıyanın etrafına topladığı binlerce adamıyla çıkarttığı isyanın ardından, bundan sonraki isyanların hepsine Celâli İsyanı denmiştir. Sivas ve yöresi bu nevi isyanların merkezi haline gelmiştir. Bir de tarihi kaynaklarda Sivas’ın 18.yy.da zaman zaman Çapanoğullarının tesirinde kaldığı kaydedilir. Burada, atalarımızdan miras kalan “Her taşın altından bir Çapanoğlu çıkar.”sözünü hatırlamadan geçemeyeceğim.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (22)
Karagöl köyü – Fotoğraf: Murat Aydın

19. asır başında bütün Osmanlı topraklarında Islahat Devri başlar. Önce 7 sancak ve 72 kazadan oluşan Sivas, gittikçe daralarak önemini kaybeder. 1814 yılında şehirde büyük bir veba salgını baş gösterir. Derken, eyalet teşkilatında bazı değişiklikler yapılır. 1863’te uygulanmaya başlanan vilayetler teşkilatı içinde kurulan Sivas vilayeti; Sivas, Amasya, Tokat ve Şebinkarahisar(Karahisar-ı Şarkî) sancaklarına ayrılır. Bu durum, Cumhuriyet döneminde sancakların vilayet haline getirilmesine kadar devam eder. XIX. yüzyılda Tanzimat ve Meşrutiyet devirlerini Sivas, önceki dönemlere nispetle daha sakin geçirir ve şehirde oldukça verimli çalışmalar yapılır. Halil Rıfat Paşa’nın yol davasındaki çalışmaları “Gidemediğin Yer Senin Değildir” sözü ile değer bulur.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (19)
Sivas’ın sembollerinden dünyaca ünlü kangal köpeği – Fotoğraf: Murat Aydın

Şemseddin Sâmi, 1890’larda, Kamus ülÂlam aslı eserde, Sivas’tan şöyle bahseder:“Sivas Vilayeti’nin 4 sancağından en büyüğü olan Sivas merkez kazadır. Eski adı Sivaste olan kazada 5.000’i Ermeni, geri kalanı Müslüman 30.000 nüfus barınmaktadır. Küçük sanayi kilim, çorap dokuma ve bıçak yapımını içerir. Sivas’a 14 nahiye ve 210 köy bağlıdır. Bitek torakları bulunan kazada çeşitli tahıl, üzüm, badem, tütün ve afyon yetiştirilir. Çok sayıda küçük ve büyükbaş hayvan vardır…”

Sivas, tarih derslerinde hemen hepimiz okuyup görmüşüzdür, Milli Mücadelede önemli bir konuma sahiptir. Milli Mücadelenin hazırlık döneminde Erzurum Kongresinin ardından 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas’ta bir kongre tertip edilir ve alınan kararlar bakımından önemli bir kongredir. Hiçbir ülkenin manda
ve himayesinin kabul olunmayacağı, milletin istikbalinin yine milletlin azim ve kararıyla kurtulacağı gibi kararlar bu kongrede alınır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (17)
Fotoğraf: Murat Aydın

Sivas’ın ilk yerleşim yeri olmasından itibaren Cumhuriyet dönemine kadar uzanan tarihi seyrini naklettik. İlkçağlardan beri pek çok medeniyetin filizlendiği Sivas’ta özellikle yakın tarihte hüküm süren pek çok devletlerin eserlerine rastlamak mümkün. Bu medeniyetlerden bilhassa Selçuklular döneminde kültürel hayatın canlılığı nedeniyle medreseler, camiler, türbeler; Osmanlıların son dönemlerinde ticari hayatın hareketliliğinden dolayı han, kervansaray, imaretler dikkat çekicidir. Sivas’ın ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin nişanesi olan eserlerden başlıcalarına genel hatlarıyla temas edelim:

Ulu Camii 

Sivas müzesinde bulunan kitabesine göre 1196-1197 yılında Kızılarslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır. 31×54 m ölçülerinde ve yaklaşık 1674 m2 lik bir alana oturan dikdörtgen planlı caminin üst örtüsü düz dam şeklindedir. Güney duvarına dik olarak uzanan 11 sahınlı asıl ibadet alanında 50 adet yığma ayak bulunmaktadır. Minaresi 13. yy.ın ilk yarısında inşa edilmiştir. Ulu Camii; zamanla eğilen ve eğri olarak ayakta kalan minaresiyle ünlüdür.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (35)
Şifahiye Medresesi – Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

Şifahiye Medresesi 

İl merkezinde Selçuklu Parkı içerisinde, Çifte Minareli Medrese’nin tam karşısındadır. 1217 yılında Selçuklu Sultanı I. İzzeddin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklu tıp sitelerinin ve hastanelerinin en eski ve en büyük olanlarındandır. 1220 yılında vefat eden I. İzzeddin Keykavus’un vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas’taki Şifaiye Medresesi’nin güney eyvanındaki türbede ailesiyle birlikte yatmaktadır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (6)
Buruciye – Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

Buruciye Medresesi 

Anadolu Selçuklu Sultanı III: Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında dönemin ileri gelenlerinden Hibetullah Burucerdi oğlu Muzaffer tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Taç kapıdaki taş işçiliği ile girişin solunda yer alan türbe çinileri önemlidir. Dört eyvanlı ve ortası açık avlulu güzel bir Selçuklu medresesidir. Doğu-batı doğrultusunda düzgün dikdörtgen planlı olan yapı açık avlulu, dört eyvanlı ve iki katlı bir medresedir.
Doğu-batı doğrultusunda kareye yakın dikdörtgen planlı avlu kuzey ve güneyden dörder sütun üzerine sivri kemerli ve sivri tonozla örtülü birer sıra revakla kuşatılmıştır. Yapıda; kesme taş, moloz taş, devşirme, tuğla ve çini olmak üzere beş tür malzeme kullanılmıştır. Kesme taş kuzey cephede ve avluda kaplama malzemesi olarak kullanılmıştır. Medrese taş ve çinilerle süslenmiştir.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (36)
Şifahiye Medresesi – Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

Çifte Minareli Medrese 

İlhanlı Veziri Şemseddin Mehmet Güveyni tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Dini ilim okutulan medresenin sadece doğu yönündeki asıl cephesi ayakta kalmıştır. Ön yüz, ortada iki minareli taç kapı, iki yanda pencere ve köşe kuleleri ile kompoze edilmiştir. Böyle bir uygulama ile daha canlı hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde edilmiştir. Kesin olmamakla birlikte eserin mimarının Keluk Bin Abdullah olduğu sanılmaktadır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (24)
Çifte Minare – Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

Gök Medrese (diğer adıyla Sahibiye Medresesi) 

Selçuklu veziri Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından 1271 yılında yaptırılmıştır. Mimarı Konyalı Kaluyan’dır. Taç kapı üzerinde yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden dolayı Gök Medrese adını almıştır. Plastik Sanatların şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme kullanılmış olup, taç kapının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan motifleri vardır. Medreseye girişte sağda mescit, solda ise Dar-ül-Hadis bölümü mevcuttur. Avlunun kuzey ve güneyinde altı sütunüzerine inşa edilmiş, kemerli bir revak bulunmaktadır. Bu revakın gerisinde küçük kapılardan hücrelere geçilir. Doğu yönündeki ana eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüştür. Kuzey ve güneyindeki yan eyvanların içi çini tezyinatla süslüdür.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (54)
Divriği esnafı – Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası 

Divriği Ulu Camii, Mengücek Oğullarından hükümdar Süleyman Şah oğlu Ahmed Şah tarafından 1228 yılında yaptırılmıştır. 1280 m2 lik bir alana oturan camiye kuzey, doğu ve batı yönünde yer alan ve taş süslemeleriyle hayret uyandıran üç güzel kapıdan girilmektedir. Darüşşifası ise, Ahmet Şah’ın eşi ve Behram Şah’ın kızı Melike Turan Melek tarafından 1228 tarihinde yaptırılmıştır. Bu eşsiz anıt 768 m2 lik bir alana oturmaktadır. 18. yüzyılda medrese haline getirildiği için Şifaiye Medresesi de denilmektedir. Anadolu’da erken dönem mimarisinin en seçkin örneği olan Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi; plan, mimari oranların elemanları, süsleme ve örtü biçimlerinin dengeli ve uyumlu bir şekilde ayarlanmasıyla başlı başına kendine özgü bir yapıdır. UNESCO’nun koruma çalışmaları kapsamında yürütülen “Dünya Kültür Mirası” listesine ülkemizden Divriği Ulucamii ve Darüşşifası dahil edilmiştir.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (47)
Şifahiye Medresesi – Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

Abdulvahap Gazi Türbesi 

Sivas’ın kuzeyinde Yukarı Tekke tepesinde yer alır. İnşa tarihi olarak 17. yy ortaları kabul edilmektedir. Sivas halkının önem verdiği ve sıkça ziyaret edilen bir türbe olup, Anadolu’nun fetih devri evliyası olarak bilinmektedir.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (37)
İlk Meclis binası – Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

Şeyh Hasan Bey Kümbeti   

Kare kaide üzerine, silindirik tuğla örgülü bir gövdeye sahip oluşu ve kısa minareye benzemesinden dolayı halk arasında Güdük Minare adıyla şöhret bulmuştur. 1347 yılında vefat eden Eratna oğullarından Şeyh Hasan Bey için yaptırılmıştır. Türbede bulunan siyah mermer sanduka Şeyh Hasan Bey’e aittir. Türbe 6 metre yüksekliğinde 9,80×9,80 m boyutlarında kare bir plan üzerine oturtulmuştur. Bu kare planın yüzleri dört ana yöne gelecek şekilde mermerden dönüşümlü olarak özenle örülmüştür.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (58)
Şifahiye Medresesi – Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

Ahi emir Ahmed Türbesi 

Kümbetin yapılış tarihi bilinmemekte, ancak 1333(miladi) tarihli vakfiyesi bulunmaktadır. Kesme sekizgen olarak yapılmış konik çatılıdır. Giriş kapısı kuzeyde, ışık menfezi ve cenaze kapısı ise doğu cephesinde yer almaktadır. Kümbetin, 1986-1987 yıllarında restoresine başlanmış, 1991 yılında bitirilmiştir. Yol seviyesinden çok aşağıda kalan kümbetin çevresi duvarla örülmüştür.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (7)
Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

Yıldız Köprüsü 

Sivas Ankara karayolu 30. km sinde Yıldız Irmağı üzerindedir. Selçuklu dönemine ait bir köprü olup, döşeme uzunluğu 70 m.dir. Sivri kemerli ve 13 gözlüdür.

Eğri Köprü 

Sivas’ın 3 km güney doğusunda, Sivas- Malatya eski karayolu ve Kızılırmak’ın üzerinde 18 kemerli bir köprüdür. Uzunluğu 179,60 m , eni 4,55m.dir. En büyük kemer açıklığı 7,70 m.dir. Aynı doğrultuda olmadığı için Eğri Köprü denilmiştir. Köprünün kitabesi olmadığı için hangi tarihte ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (52)
Sivas esnafı – Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

Behram Paşa Hanı 

1573 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan iki katlı ve ortası açık avlulu, etrafında odalar yerleştirilerek inşa edilen hanın bir de ahır kısmı mevcuttur.

Kurşunlu Hamam 

Sivas’ın en büyük hamamıdır. Üç satırlık kitabesinden 1576 yılında Behram Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kadın ve erkek hamamı olmak üzere yan yana bitişik olarak inşa edilmiş çifte bir hamamdır. Halen halkın kullanımına açıktır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (39)
Buruciye – Fotoğraf: Mustafa Yılmaz

Taşhan 

İki katlı, ortası açık avlulu kesme taştan inşa edilmiştir. Kitabesi bulunmayan Taşhan’ın mimari üslubu bakımından 19. yy da yapıldığı sanılmaktadır. Üzeri açık olan iç avlu ortasında çift başlı, aslan başlarının ağzından su akan bir taş havuzu bulunmaktadır.

Ziyabey Kütüphanesi 

Sivas’ın ileri gelenlerinden Yusuf Ziya Başara tarafından 1908 yılında kütüphane olarak yaptırılmıştır. Yapı, 1981 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca onarıma alınarak, 1983 yılında tamamlanmış ve kütüphane olarak hizmete açılmıştır.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (31)
İlk Meclis binası – Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi 

4-11 Eylül 1919’da Sivas Kongresinin yapıldığı binadır. 1981 yılına kadar lise olarak kullanılan bina, onarım ve teşhir tanzimi gerçekleştirilerek, 1990 yılında müze olarak ziyarete açılmıştır. İçinde, Sivas Kongresi’ne ait dokümanlar, Atatürk’ün kullandığı özel eşyalar, Atatürk’e ait resimler ve yöreye ait etnografik eserler sergilenmektedir.

gezgindergi_kulturel_sehir_sivas (29)
Fotoğraf: Halit Ömer Camcı

İnönü Müzesi 

İsmet İnönü’nün ortaokulu okuduğu yıllarda ikamet ettiği ev Sivas Belediyesi tarafından müze haline getirilmiştir. Yöreye ait el sanatları, etnografik eserler ve İnönü’nün fotoğrafları sergilenmektedir.

Yukarda bahsi geçen tarihî mekânlardan başka, Sivas’ta yerli turistlerin ilgisini çeken üç farklı kaplıca mevcuttur. Bunlar: Sıcak Çermik, Soğuk Çermik ve Kangal Balıklı Kaplıcasıdır. 50 ºC sıcaklığa ulaşan Sıcak çermik, daha çok solunum yolu, sindirim sistemi, böbrek ve idrar yolları, kan dolaşımı, adale ağrıları gibi rahatsızlıklara deva arayanların gittiği bir yerdir. Soğuk çermiğin sıcaklığı 28ºC civarında olup, kaplıca suyu içildiğinde, romatizma, mide, bağırsak ve safra kesesi rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenir.

Kangal balıklı kaplıcanın dünyada bir eşinin daha olmadığı, özellikle sedef hastalarının doktor balıklarca tedavi edildiği anlatılır. Son olarak, Sivas’ın namı dünyaya yayılmış kangal köpeğinin hakkını da teslim ederek yazımıza nihayet verelim. Genetik olarak en mükemmel kombinasyonlardan oluşan kangal köpeğinin, yüksek seviyede eğitilebilirliği sebebiyle bugün dünya çapında revaçta olduğu bir gerçektir.

*** Tarihi mekânlar hakkındaki bilgiler, Sivas Belediyesi web sitesinden alınmıştır. 

Köklü Bir Tarihî Geleneğin ve Kültürel Çeşitliliğin Başkenti: SİVAS – Bu yazı 2008 yılının Şubat ayında yayınlanan Gezgin dergisinin 13. sayısından alınmıştır.

Yazar : SEDA YEŞİLDAL

SEDA YEŞİLDAL

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir