Pazar , 26 Mayıs 2019
Anasayfa » NEREYE GİDİLİR » Nereye Gidilir / Safranbolu

Nereye Gidilir / Safranbolu

Yazı: Cihan Aldık Fotoğraflar: Mehdi Öztürk

Öyle bir kahvehane düşünün ki hakikaten “kahve” hane. Çayın en güzeli, ayranın en köpüklüsü, tostun en lezzetlisi… En güzel tarafı: İnsanı en güler yüzlüsü. Eskilerin “kıraathane”lerini andırıyor mekânın içi ve bahçesi. İsteyen kitabını okuyor usul bir köşede, isteyen sohbetini ediyor. Yedisinden yetmişine üç kuşaktan insan var içeride. Hatta olur olmadık zamanda mızıklayan cinsten kundak bebeleri bile mevcut. Yani öyle sadece erkeklerin okey, tavla, iskambil oynadıkları cinsten bir “Kave” değil orası. Kadınlı erkekli, aile ortamının olduğu tam bir “Kahvehane”; yani olması gerektiği gibi.. Çayın tadı bir başka, kahvenin telvesi bardağın yarısı, ayranında acısı makbul orada. Yanında da tostu söylemek adet olmuş adeta. Aç olsan da olmasan da yenecek kadar güzel.

Merhabası İçinde Bir Safranbolu Güzellemesi

Bilinenden öte bir dünya adeta, ülkemizin en şirin beldelerinden ve dünyaca bilindik evleriyle meşhur olan “Safranbolu”daydım. En ufak bir ayrıntıyı bile kaçırmamak için pingpong maçı izler gibi bir oraya bir buraya bakınarak, karış karış geziyoruz. İki günlük bir geziden alınabilecek azami verimi aldığımı düşünerek İstanbul yoluna koyulmuşken, kafilemizin Safranbolulusu “şuradaki yörük kahvesidir arkadaşlar, buraya gelmişken uğramadan olmaz” dediğinde, bir köy kahvesinden farksız olacağını düşünmüştüm. Bahçesi de vardı ve içeride oturanlardan okey taşının, tahtasına vurduğunda ya da taşlar dizilirken çıkan o şakırtılı ses gelmiyordu. Ya da “dışarı”dan geldiği belli olan insanların maruz kaldıkları o bön bakışlarda yoktu eşraftan.

Ağaçlıklı olan tarafa grupça oturduktan sonra etrafımızda pervane gibi dönen insanlara şahit oldum. “Yağlı müşteriler geldi, ilgilenmek lazım tabi” diye önyargılarla dolu ve şeytani bir düşünceye kapılarak altıma sürülen sandalyeye kuruldum. Bizim pervanevari ağabeyler aynı hız ve kibarlıkla siparişlerimizi aldıktan sonra uzaklaştılar. Kısa bir süre sonra geri döndüklerinde göze batan o güler yüzlülüğü ve sevecenliği fark etmenin mutluluğunu yaşadım. Servis yapanların, tepsiden önümüze usulca çayı bırakırken her seferinde bir şey mırıldandıklarını duyar gibi oldum. “Herhalde afiyet olsun falan demiştir” derken içimden, başka bir şey söylediğine emindim. Ne var ki ne söylediğini halen tam anlayamamıştım. Ta ki çayı benim önüme sunarken ağzından çıkan sözün “buyurun merhabası içinde” olduğunu duyana kadar.

Ne demekti “merhabası içinde?” Şeker mi bu girsin çayın içine? Halen “Acaba ben mi yanlış anladım diye saf saf arkadaşları süzerken benden sonra çayını, kahvesini bıraktığı arkadaşlara doğru baktım. “Merhabası içinde”, “yanında merhabası da var” diyerek tüm misafirperverlikleriyle bizleri ağırlıyorlardı. Ve benim “bu ne demek”lerim arasında işlerinin başına geri döndü misafirperver mekân çalışanları. Ben arkadaşlara “adamın dediğini duydunuz mu, bu ne anlama geliyor?” diye sorarken meraklı halimi gören Safranbolulumuz olaya nihayet getirdi: “Sen diyorsun ki şeker mi bu çayın içine girsin? Hâlbuki şekerin tadını çay bitene kadar alırsın, sonra unutursun; ama bu çayın, bu köyün, Safranbolu’nun tadını “merhabası içinde” olan çayı içtikten sonra bir daha hiç unutmazsın. O çayın içinde ‘merhaba’ da vardır ‘hoş geldin’ de… Safa getirdin de vardır, şeref verdin de.. Muhabbet vardır.. Sevgi vardır.. İnsanlık da, hoşgörü de misafirperverlikte o çayın içindedir artık.” Baştaki şeytani düşüncemin yerini kocaman bir yüz kızarıklığı almıştı o dakikadan sonra.

İki günlük kültür gezisinin dersini o anda aldım. Kendi öz kültürümüze ait daha nice değerler var da bilmiyor muyuz acaba diye de hayıflanmadan edemedim. Ama ne yalan söyleyeyim evlerden daha çok hoşuma gitti “merhabası içinde” çaylar, kahveler. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı, ‘içinde merhabası’ olunca var sanırım.

Nereye Gidilir / Safranbolu – Bu yazı 2014 yılının Ocak  ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 83. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

HALİT ÖMER CAMCI
Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir