Salı , 6 Aralık 2022
Anasayfa » TÜRKİYE » 1300 Yıllık Ormanlar

1300 Yıllık Ormanlar

Yazı ve Fotoğraflar: Vural Kerim İslam

Çevre Kuruluşları Dayanışma Derneği ÇEKÜD, Kartal Gölü, Karagöl ve Topuklu Yaylası olarak üç farklı ekosisteme sahip Denizli Beyağaç ile Muğla Köyceğiz arasındaki Sandras (Çiçek Baba) Dağı çevresine inceleme ve araştırma gezisi düzenledi. 1995 yılında doğal sit alanı ilan edilen Beyağaç Anıt Karaçam Ormanlarında incelemelerde bulunan ÇEKÜD yönetimi, yaşları 850-1300 arasında değişen, dünyada eşine az rastlanır karaçamlar ve gen ormanı hakkında yetkililerden bilgi aldı. Denizli’nin Beyağaç ilçesi sınırlarında yer alan ve 1500-2300 rakımlı arazide bin yılı aşkın süredir hayata tutunan karaçam ağaçları, Kültür Bakanlığı İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 1995 yılında 1. Derece Doğal ve Arkeolojik Sit alanı ilan edilmiş ve bu kararla 1309 hektarlık bölge koruma altına alınmış.

Yaşları 750 ile 1300 arasında değişen Karaçam ağaçlarıyla çevrili orman ilginç bir ekosisteme sahip. Denizli Orman Bölge Müdürü Mümtaz Kanat’ın ifadesiyle, Türkiye’de ve dünyada, yaşı binden büyük olup binlerce ağacın bir arada olduğu başka bir orman bulunmuyor. 1309 hektarlık Anıt Karaçam Ormanı’nın florası (bitki bilimi), faunası (hayvan bilimi) ve dünyanın en yaşlı karaçam ormanlarından biri olması dolayısıyla, Orman Genel Müdürlüğü tarafından UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne aday gösterilerek tescil edilmesi için harekete geçildi.

MANTARI ANDIRAN DEV KARAÇAMLAR

Tespit edilebildiği kadarıyla 1300 yıllık karaçam ağaçlarıyla tarihe şahitlik eden ormanda, gövdeleri beyaza yakın yaşlı karaçamların tepeleri yıldırımlar nedeniyle kurumaya yüz tutarken, bin yılı aşkın süredir taşıdığı tonlarca kar nedeniyle dalları ve tepesi şemsiye şeklini almıştır. Bu haliyle karaçamların uzaktan görünüşleri, ilkbahar ve sonbaharda dibinde biten onlarca çeşit şapkalı mantarları andırmaktadır. Karaçamların bazılarının gövdesi, sanki 1300 yıl sonra gelen misafirlere kucak açar gibi yarılmış durumda…

Denizli Orman Bölge Müdürü Mümtaz Kanat’ın verdiği bilgiye göre, ormanda 700 rakıma kadar sarıçamlar boy gösteriyor. 700 metreden sonra karaçamlar ormanı mekân tutuyor ve 2-3 yılda bir tohum veriyor. Bahar aylarında yaşlı karaçamların altında, küçük tohumların içinden boynunu doğrultmaya çalışan binlerce karaçam fidanından ancak yüzde 10’u, yaz aylarını sağ salim atlatarak sonbahara kavuşabiliyor.

1900 METREDE BİR KRATER GÖL

Beyağaç ilçesine 40 km uzaklıkta olan 2395 rakımlı Sandras (Çiçek Baba) Dağı’nın zirveye yakın bölgesinde bulunan 1903 rakımlı Kartal Gölü, dağcıların ve piknikçilerin konaklamak için can attığı, buzul çağından kalma bir krater gölü. Gölün çevresinden zirveye doğru çıkan 2000’li rakımlarda bile, tek tük de olsa yaşama tutunmuş karaçamlara rastlamak mümkün. Ziyareti Haziran sonunda gerçekleştirdiğimiz halde, halen koynunda kristalize olmuş kar barındırıyor, Sandras Dağı…

Kar suyu, yamaçlardan baharın çağlayarak, yaza doğru da süzülerek Kartal Gölü’nü besliyor. Çimenler üzerinde otlayan karasığırların ayak sesleri kayaçlar arasından çağlayarak akan suyun sesine karışıyor. Kartal Gölü’nde sürüler halinde yüzen balıklar ise, gölün suyu kadar serin olan havadan bihaber…

Kartal Gölü çevresinde alpin bitki örtüsü hâkim olup, karahindiba (taraxacum officinale), sarı çiçekli gazal boynuzu (lotus corniculatus), üçgül otu (trifolium pratense), yonca (medicago sativa) gibi çayır ve mera bitkilerine rastlanıyor. Rakım düştükçe kekikler (thymus vulgaris) ve sığırkuyruğu otu (Verbascum thapsus, Verbascum pyramidatum) çeşitleri üzerinde gezinen arılar ve kelebekler sizi karşılıyor.

ÇİFT BAŞLI ALTIN KARTAL TALANI

İnsanoğlunun söylenti ve dedikodularla doğal güzelliği tahrif etmesinin bir örneği de Kartal Gölü’nde yaşanmış. Krater gölünün dibinde altından yapılmış çift başlı kartal heykeli olduğu dedikodusu üzerine harekete geçen define avcıları, suyunu boşalttıkları gölün dibini kartal heykeli için delik deşik etmişler. Göl çanağının en ince yerine belediye tarafından dökülennbeton dolgu dahi definecilerin girişimci azmini engelleyememiş. Yetkililerin bir önlem almaması durumunda defineciler hız kesmeden kazıya devam edecek gibi görünüyor. Beyağaç yöresinin tek sosyal ve kültürel etkinliği olan Eren Günü Şenliklerinin yapıldığı Kartal Gölü’yle birlikte, gölde yaşayan balıklar da risk altında bulunuyor.

YABAN KEÇİLERİNİN VE KARAKULAKLARIN MEKÂNI

Yaban keçileri (capra) ve yaban karakulak kedileri (caracal) bölgenin ekolojik değerini arttırıyor. Biyologlar tarafından yapılan araştırmalara göre bölgedeki karaçam, mikro habitatı,çok değerli florası ve faunası ile yaşayan bir ekosistemi barındırıyor. Daha çok Akdeniz ekosistemi ve kızılçam habitatında yaşayan karakulak izine rastlanması, bölgenin ekolojik değerini bir kat daha arttırıyor. Türkiye’de yaşayan yabani kedilerden biri olan karakulak, Türklerle birlikte Orta Asya’dan göç eden, vahşi yaşamda görülmesi çok zor olan bir yaban hayvanı. Geceleri tavşan, tarla faresi, sincap gibi kemirgenler, hatta ceylan, antilop, yavru deve kuşlarını avlayarak beslenen karakulaklar kendilerini gizlemekte çok ustadırlar.

Zirveye yakın yamaçlarda yaşayan ve halen sayıları 25-30 civarında olan yaban keçileri de –avlanılması yasak olmasına rağmen– kaçak avcılara karşı yaşam mücadelesini sürdürmeye çalışıyorlar.

ANIT AĞAÇLARLA ÇEVRİLİ BİR GÖL

Kartal Gölü’ne 15 km mesafede bulunan, Beyağaç’a daha yakın konumdaki Karagöl ise bölgede ayrı bir mikro ekosistem oluşturuyor. 1500 rakımlı olmasına rağmen çoğu yıllar Temmuz – Ağustos aylarında kuruyan gölün çevresinde bulunan karaçamların yaşları 250-500 arasında değişiyor. Bitki örtüsü ve doğal hayatının canlılığıyla dikkat çeken 30 hektarlık alana sahip Karagöl, Sandras (Çiçekbaba) ve Armıtçık dağları ile Tokatlı Yaylası’ndan gelen kar sularıyla besleniyor. Yüzlerce bitki ve kuş çeşidiyle âdeta bir doğa laboratuvarını andıran Karagöl’ün Türkiye ve dünyaya tanıtılmasıyla ilgili çalışmalar sürdürülüyor. Göldeki sazan ve yayın balığının sayısının arttırılması hedefleniyor.

Adını, kenarındaki koyu kahverengi ve siyah krater taşlarından alan Karagöl, mavi ile yeşilin buluştuğu müstesna bir mekân olarak ziyaretçilerini bekliyor. İlkbahar ve yaz aylarında bölgeye gidecek çevre dostları, eriyen kar sularıyla coşan derelerin yanından geçerek bölgeye ulaşıyor. Asırlık karaçamlarla bezeli yolların kenarlarındaki pınarlar ise buz gibi sularıyla doğa dostlarını mest ediyor.

KARAÇAM GEN ORMANI

Topuklu Yaylası’ndan yaklaşık 10 km uzunluğundaki patika yolda ilerleyerek ulaşılan yangın kulesi, yılın yangın tehlikesi bulunan 6 ayında hizmet veriyor. Bölgedeki yangın riskini piknikçilerden ziyade yıldırımlar oluşturuyor. Yüksek tepelerde birbirini görecek şekilde kurulan yangın kulelerinden ışık ve duman kontrolü yapılıyor, herhangi bir hareketlilik tespit edildiğinde devriye atılıyor. Topuklu Yaylası yakınlarında Karaçam Gen Ormanı’nda bulunuyor.

Bu tür ormanlar düzgün ve kaliteli ağaçlardan seçiliyor ve tohumları fidan yetiştirmek için kullanılıyor. Üniversiteler de bilimsel çalışmalarında bu ormanlardan yararlanıyor. Bu ormanlara genç karaçam ormanı da denilebilir. Habitat gezisi, ormancılık kültürü açısında da oldukça faydalı geçiyor. Koruma alanı dışında kalan ağaçlara Eksere Orman İşletme Şefliği tarafından müdahale edilerek gençleştirme yapılıyor. Eksere, Beyağaç’ın eski adı. Yaklaşık 100 metre arayla seyreltilen büyük ağaçların etrafındaki boş alanlarda gökyüzü ile buluşan çok sayıda genç fidan, gönlünce boy atma imkânı buluyor.

ORMAN VE AĞACA DAİR…

Denizli Orman Bölge Müdürü Mümtaz Kanat’ın verdiği bilgiye göre karaçamın ekonomik ömrü 80-120 yıl arasında değişiyor. Bu ağaçlar uygun şartları bulduğunda çok daha fazla yaşayabiliyor ancak ağacın içi boşalmaya başlayacağından endüstride kullanma imkânı kalmıyor.

Ağaç türü, ağaç bileşeni, kapalılık, sıklık gibi kuruluş özelliklerinden en az biri ile çevresinden ayrılan ve en az bir hektar büyüklüğündeki orman parçalarına ‘tohum meşcereleri’ deniyor. Ağaçların yaşını tespit için ‘artım burgu’ yöntemi kullanılıyor. Artım burgusu, ağaçları kesmeden –sadece delerek–, içlerinden çıkartılan kesit üzerindeki yaş halkalarını sayarak ağacın yaşının bulunmasını sağlayan alete deniyor. Çapları aynı olan ağaçlar arasındaki yaş farkları, ağacın kök saldığı toprağın verimi ve nem oranıyla ilgili detaylara dikkat çekiyor. Ağaçların kabukları altında bulunan ve besin iletişimini sağlayan 1-2 mm kalınlığındaki ince zarın, ağaç için hayati öneme sahip olduğunu bir kez daha duyuyoruz yetkililerden. Bu kısım, ağacın çevresinde bir tur tamamlayacak şekilde, ince bir çizgi halinde kesilirse ağaç ölüyor. Buna karşın ağacın yarısının kesilmesi ya da besini taşıyacak küçük bir kabuk kalması ağacın yaşamasına yetiyor.

Eksere Orman İşletme Şefliği bölgesinde bulunan çamkese ve yaprak arısı zararlılarıyla biyolojik mücadele yapılıyor. Bu böcekleri yiyen kuşların çoğalmaları için suyun az olduğu bölgelere suni su havuzları konuluyor. Sandras Dağı’na ismini veren Çiçek Baba, yöre halkı tarafından evliya olduğu rivayet edilen bir zat. Zirveye yakın bir yerde mezar taşı bulunan bu zat, her yıl ağustos ayının son perşembesi “Eren Günü Şenlikleri” kapsamında mezarı başında anılarak, adına kurban kesiliyor.

OKSİJEN DEPOSU: TOPUKLU YAYLASI

Beyağaç Belediyesi tarafından Orman Genel Müdürlüğünden kiralanarak mesire yeri olarak düzenlenen Topuklu Yaylası, Beyağaç’a 20 km, Muğla Köyceğiz’e ise 30 km mesafede bulunan ideal bir kamp alanı. Beş hektarlık kısmı her türlü sosyal (bungalov evler, çadır alanları, restoran, güneş enerjili lavabo ve duş alanları, çamaşırhane vs.) ihtiyaçlar için fonksiyonel olarak düzenlenmiş. Toplam 20 hektar genişliğindeki kısmen engebeli Topuklu Yaylası, heybetli karaçam ağaçlarıyla, oksijen deposu havasıyla, soğuk sularıyla, kekikler üzerinde uçuşan arılarıyla, rengârenk kelebekleriyle, kayalarda güneşlenen kertenkeleleriyle, göletlerde yüzen musikişinas kurbağalarıyla çevre dostlarını ve doğa tutkunlarını misafir ediyor. Meraklıları için ilkbaharda kuzugöbeği (morchella conica), sonbaharda çıntar-kanlıca (lactarius deliciosus) mantarları sizi karşılıyor.

Bu yazı 2012 yılının Ağustos ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 66. sayısından alınmıştır.

Yazar : HALİT ÖMER CAMCI

Gezgin, ışık avcısı, oğlunun babası...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.