Anasayfa » TÜRKİYE » Sultansazlığı ve Saz İşçileri
gezgindergi-turkiye-sultansazligi-saz-iscileri-3

Sultansazlığı ve Saz İşçileri

Yazın en sıcak günlerinde sabahın ilk ışıklarıyla başlar saz işçilerinin günü. Çoraklığın çöle çevirdiği topraklar için Erciyes’ten esen bir yel nefes olur, kurda, kuşa, çalışana, oturana. Ve kışın ilk karları ovaya düşene kadar devam eder bu mesai. Burası dağların arasında çorak toprağın hiç bir bitkiye aman vermediği Develi ovası.

Yazı ve Fotoğraflar: Ömer Koç

Genelde kadın işçiler koni şeklindeki yığınlardan yuvarlak balya yaparak istifliyor, bu işlem kuruyan kamışların sevkiyat işleminin başlangıcıdır.

Sultansazlığı, suyun doğaya hakimiyeti, hakimiyetin doğaya sunduğu eşsiz manzaranın ve sazlıkların hayata tutunmasının hikayesidir.

Tarihi geçmişini incelediğimizde bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış bir çok kanlı meydan savaşına tanık olmuş demek yerinde olacaktır, 1071 Malazgirt savaşı sonrası bölgede Türk nüfusu hızla artmış sonrasında ise Fatih Sultan Mehmet Osmanlı topraklarına dahil etmiştir burayı.

Coğrafi olarak incelendiğinde ise Develi Ovası, İç Anadolu bölgesinde Erciyes dağının güney ve güneybatısında yer alan coğrafi oluşumdur. Develi ve Yeşilhisar ilçeleri arasında yer alıp Yukarı Kızılırmak havzasının en geniş ovasıdır. Develi ovası tektonik bir çöküntü alanıdır, çağlar boyunca devam eden kırılmalar ve kıvrılmalar sonucu oluşan çökeltisi Erciyes dağı ve Torosların zengin alüvyonları ile dolmuştur. Ovanın çevresinde Kurbağa gölü, Deve gölü vb. gibi erimiş kar sularının oluşturduğu mevsimlik göller in yanısıra Yay, Camız, Söbe ve Çöl gibi de kalıcı gölleri bir zamanlar ovaya hayat verirmiş. Bu göllerin oluşturduğu sulak alanın bölgesel adı ise Sultansazlığı milli parkıdır, bu yer Osmanlı İmparatorluğu döneminde sultanların avlak yeri olmasından dolayı böyle adlandırılmıştır.

gezgindergi-turkiye-sultansazligi-saz-iscileri-2

Sultansazlığı 1940’lı yıllarda başlayan ve1960’lı yıllarda daha etkin olarak uygulanan yanlış zirai politikaları nedeniyle ve sazlıklardan kaynaklı olduğu düşünülen o dönemin vebası sıtma hastalığını sazlıkları ve sulak alanları kurutarak önlemeye çalışma girişimleri kısa süre sonra bir çevre felaketi olarak karşımıza çıkmıştır. Sazlığı ve etrafındaki gölleri besleyen ırmaklar dere suları barajlarda tutulmuş, havza dışına drenaj kanalları ile tahliye edilen yüzeysel su kaynakları ve kurak geçen yaz aylarında sulu tarım yapan nüfusun mevcut pınarları kullanması nedeniyle de Sultansazlığı kaderine terk edilmiş oldu. Barajların aktif olarak faaliyete geçmesi ile 1990

yılında tamamen kurudu. Çöl oldu. Son araştırmalara göre %30 uzu tuzlanan toprak artık ekilemiyor hayvanlara bile yem veremiyordu. Sultansazlığı’nın ılımanlaştırıcı etkisi yok olmuş çölleşen bölge aşsızlıktan ve işsizlikten dolayı nüfusunun yüzde 60’ını iç ve dış göçlerle eritmiştir.

Ancak gene de doğa kendini yenileme ve aslına dönme çabası içinde yıllarca mücadele vermiştir, yağan yağmurlar ve Erciyes’in eriyen kar suları sayesinde havza az da olsa canlılığını devam ettirmiştir işte bu nedenle tam anlamıyla bir yok oluş gerçekleşmemiştir. Ve bölge 2006 yılında bakanlar kurulu kararıyla Milli Park ilan edilmiştir, yıllar sonra tekrar kıymeti bilinmiş ve yapılan hatalı kurutma ve ıslah çalışmaları yerini devletin ve yerel yönetimlerin imzalamış olduğu uluslararası çevre koruma sözleşmelerine ve Ramsar kararlarına uymak için katledilen bir havzanın yeniden hayata döndürülmesi için yeniden canlandırma faaliyetlerine bırakmıştır. Aslında şuan Sultansazlığı’nda taşıma su ile değirmen döndürülmeye çalıştırılmaktadır, mevcut göller ve gölleri besleyen ırmakların kuruması sonucunda develi ovasına ve Sultansazlığı’na yukarı Seyhan havzasından Zamantı ırmağı kanalları ile su basılmaktadır. Bu deneme Sultansazlığı’na hayati bir nefes olacaktır ama diğer tarafta Akdeniz’e ulaşamayan ve ayarı bozulan bir Seyhan ırmağı vakası doğuracaktır.

gezgindergi-turkiye-antik-masal-diyari-knidos-3

Sultan Sazlığı bulunduğu konum itibariyle az yağışlı ancak çevre dağların kar sularıyla beslenen yer ve yeraltı kaynak suları bakımından zengin ve su tutan bir yapıya sahip olup göçmen kuş yolları üzerindedir, Avrupa Asya Afrika kuş göç yolları üzerinde ülkemizde Manyasgölünden sonra 2.sıradadır ancak bu önemi ve önceliği hiçbir zaman yaşayamamış ve hissedememiştir. Bölge, içinde sayısı tespit edilen, bilinen 301 kuş türünü 428 tane de bitki türünü barındırmaktadır. Göl ve sulak arazilerin genel bitki örtüsü olan sazlıklar bölgede önemli bir alanı kaplamaktadır. Bu alanı ziyaret eden bölgeye gelen yerli ve yabancı doğa fotoğrafçıları, hobi ve akademik düzeyde çalışan bitki ve kuş gözlemcileri Sultansazlığı ekonomisine önemli katkılar sağlamaktadır. Ancak asli gelir ise gelenek ve yaşam biçimi halini alan tarihi bir kültürel miras olan saz işçiliği, sazlık kesimi, kamıştan yapılan ürünlerin satışı bölgenin ana geçim kaynağı oluşturmaktadır.

Çoğu kez anne baba çalışırken çocuk yanda kendisinden az küçük yaştaki kardeşine bakar, mevsimlik işçiliğin barakasıdır sazlar, oyun bahçesidir. Bir soba 1 tencere 1 demlik çok şeyi anlatır, zor iklim şartları sazlığı kurutur sertleştirir ama insanı daha da yufka yürekli yapar, ondandır sadakati doğaya. Bir nevi çaresizliktir işsizliği.

Bahar aylarında sürgün verip uzayan, suların içinde büyüyen sazlıklar Anadolu güneşinin altında yaz boyunca uzar kalınlaşır bazı yerlerde dize kadar gelen bazı yerlerde ise 2 metreyi bulan sular içinde çoğalarak büyürler. Bölge ilkbahar yaz ve sonbaharda kuşların barınma üreme, gelişme göçme ve yaşam alanıdır. Bu dönemlerde sazlıkta çalışmak saz almak yasaktır. Saz biçme zamanı kasım aralık ayları en yoğun olduğu dönemdir, ondurucu

soğuklar başlamadan önce bazen suyun içinde uzun çizmelerle bazen de teneke kayıklar vasıtasıyla suya batmadan bu sazlıklar oraklarla tırpanlarla biçilir. Bazı yıllar erken bastıran kış nedeniyle dondurucu soğuklarda kar ve buz içinde sazlıklar biçilir. Biçilir diyorum çünkü bunun kökünden sökülmesi gelecek sezona kamış olmadan saz olmadan girilecek olması demektir, bu nedenle sazlıklar kök seviyesine yakın bir mesafeden kesilerek biçilir. Yaklaşık 2 ay süren bu kesim aşamasında kesilen sazlar traktörler aracılığıyla yaklaşık 6-9 ay bekleyecekleri Develi ovasında kurumaya bırakılır.

gezgindergi-turkiye-sultansazligi-saz-iscileri-1

Sazlar ovada püskülleri alınmadan koni biçiminde istiflerek kurutulur, Sindelhöyük kasabası ve Yeşilhisar’da gözün alabileceği her yer bu koni şeklindeki saz yığınlarıyla kaplıdır. Kuruyan sazlar önce bir işçi tarafından makinada püsküllerinden ayrılır, sonra aynı hizada bağlanması için başka bir makine sayesinde fazlalıkları kesilip silindir şeklinde bağlanarak ilk aşaması tamamlanır. Bu süreçten sonra malzemenin kalitesine ve ne amaçla kullanılacağına göre ayrılır.İşçiler günlük değil günde ne kadar balya iş yaptıklarına göre ücretlendirilir, bu nedenle çalışanlar genelde aile boyu çalışmaktadır.

Ayrılan bu sazların bir kısmı evlerde usta ellere teslim edilir, el tezgahlarında 10 yıllarca kullanılacak, oturulacak hasırlar örülür, on yıllarca kullanılacak sepetler çitler yapılır. Her biri el emeği göz nuru kamış ürünleri bir çok aracıdansonra nihayi tüketiciye ulaşır.

Ayrılan diğer kamışlar ise ham haliyle yurt içi ve yurt dışına satılır. Ekonomik değeri ve hafiliği nedeniyle nakliye işi önce kamyonlarla limanlara buradan dünyanın çeşitli ülkelerine gemi yoluyla ihraç edilir. Sultansazlığının kamış ihracı en çok Hollanda ve Almanya’ya yapılmaktadır. İnşaat sektöründe dolgu malzeme, iki duvar arası yalıtım malzemesi, çatılar için izalasyon malzemesi, plajlar için şemsiye, evler için hasır bahçeler için çit olarak çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Üretimin nerdeyse tamamı dış alıcıya satılmakta olup bu işte de her alanda olduğu gibi Çin son zamanlarda piyasayı ucuz yollu düşük kaliteli ürünlerle ikiye bölmektedir.

gezgindergi-turkiye-antik-masal-diyari-knidos-4

Sonuç olarak Sultansazlığı Milli Parkı yaşam savaşını kazanmalı. Kazanması içinde her türlü desteğin verilmesi ama bu destek verilirken doğanın ve çevrenin dengesi bozulmamalıdır. Yörenin sosyal, ekonomik ve beşeri ömrü bu alanın tekrar mavi derin sulara dönmesi ile devamlılığını sağlayacaktır.

Aslında insan kirli elini doğadan çektiğinde kuşlar daha özgür uçacak dereler daha coşkun akacak gökyüzü daha mavi olacaktır.

Bu yazı 2014 yılının Eylül ayında yayınlanan Gezgin Dergisi’nin 91. sayısından alınmıştır.

Yazar : ÖMER KOÇ

ÖMER KOÇ
1979 İstanbul Tarabya doğumlu. Bankacı, yazar ve fotoğraf sanatçısı. Üniversite İşletme Fakültesi ile Fotoğrafçılık ve Kameramanlık bölümleri mezunu. “Geleceğe bırakılacak en iyi miras fotoğraflardır” diyerek, bu görüşünü destekleyen işlerin peşinde koşuyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir